Komşu kurtuldu mu?

Zaman kazanma politikasının siyasetçilere sağladığı başka bir 'kazanç' da kamuoyunun olgulara hazırlanması.

Euro Bölgesi maliye bakanlarının (Eurogrup) açıklamasından sonra mali piyasalarda herhangi bir kutlama havası belirtisine rastlanmadı. Çünkü herkes biliyor ki; birincisi, açıklandığı yapısıyla Yunanistan’ın sorunları çözülmüş olmayacak. Açıkta kalan temel sorunlar tam olarak çözülmedi, hâlâ olduğu gibi orada duruyor. İkincisi de, ayrıntıları açıklanan borç yapılandırmasının, alacaklıların yüzde kaçı tarafından kabul edileceği bilinmiyor.
Ayrıca, Eurogrup bakanlarının toplantıya girmesinden birkaç gün önce hazırlanan bir rapor olduğu da ortaya çıktı. Dün Eurogrup toplantısı sonrasında ortaya çıkan bu rapora göre; borç yapılandırması ve Yunanistan’ın aldığı kemer sıkma önlemleri sonrasında, Yunan ekonomisinin 2014’ten itibaren yüzde 2’lik bir büyüme patikasına gireceği varsayılıyor. Borç yapılandırması ve önlemler sonucunda, 2020 yılına gelindiğinde borçların GSYH’ye oranı yüzde 170’ten yüzde 129’a gerileyebiliyor. Dünkü açıklamada, bu oranın aşağı çekilmesi için AB tarafından sağlanan önceki kurtarma kredisi faizlerinin 1.5 puan aşağı çekildiği yer alıyordu. Ama bunun borç oranını yüzde 120’ye çekmeye yeterli olup olmayacağı bilinmiyor. 

Alice Euro Bölgesi’nde
Raporda yer alan bir başka açı da, 2020’ye dek yıllık faiz dışı fazla GSYH’nin yüzde 2.5’i oranının altında kalırsa ya da özelleştirmede 46 milyar euro yerine sadece 10 milyar euro hasılat sağlanırsa borç oranı ancak GSYH’nin yüzde 148’ine çekilebildiği analizi. Ana senaryoda ise 2020’ye dek yüzde 4.5’lik bir faiz dışı fazla hedefi konulmuş. Bu pek mümkün görünmüyor.
Bu projeksiyonların bir bölümü kâğıt üstünde kalabilir. 2014’e dek uzanan süreçte daha ağır bir kemer sıkma ve işten çıkarmalarla birlikte, Yunan ekonomisinin öngörüldüğü gibi bir büyüme patikasına girmesi pek olası değil. Yunanlı politikacılar da bunun farkında; yaklaşan seçimde birinci parti çıkması beklenen Yeni Demokrasi Partisi’nin lideri Samaras, büyüme olmazsa ne mali hedeflerin ne de sürdürülebilir bir borç oranına erişilebileceğini söylüyor.
Dünkü açıklamalardan geriye kalan birkaç soru var: Yunanistan’da çoğu batık bankanın sermayelendirilmesi nasıl olacak? Yine dün ortaya çıkan rapora göre, daha önce 40 milyar euroya çekilen gerekli sermaye miktarının 50 milyar euro olduğu not edilmiş. Nasıl yapılacağı da açık. 

Alacaklılara ne olacak?
Yapılan projeksiyonlarda, bu borç yapılandırmasıyla nominal olarak yüzde 53.5, ama net bugünkü değer olarak yüzde 75’e ulaşan borç silme ile yüzde 120’lik borç oranına dönüşün riskte olduğu çok açık. Peki ya bu borç silmenin kısa vadedeki faturası nasıl çıkacak? Yani alacaklı olan bankalara, daha açık biçimde Alman ve Fransız bankalarına nasıl sermaye konulacağı söylenmiyor. Yunanistan, Portekiz, İrlanda derken batık duruma geçen ülkelere ilişkin kaygıların hep arkasında, bu ülkelerden alacaklı bankalara ne olacağı yok muydu? Fransız bankalarına ne olacak? Alman bankalarına ne olacak?
“Kurtardık, kurtarıyoruz” derken, hâlâ soru işaretleri ortada duruyor. Son iki buçuk yılda Avrupa’daki krizi çözme konusunda atılan adımlar, hep zaman kazanma üzerine kurulu idi. Şimdi, Yunanistan’ın kurtarılması konusunda da derin ve kesin çözüm sağlandığı algısı henüz yok. Zaman kazanma politikasının siyasetçilere sağladığı başka bir ‘kazanç’ da, kamuoyunun olgulara hazırlanması. Örneğin, Yunanistan’ın Euro Bölgesi dışına çıkması, şimdi ‘dünyanın sonu değil’ olarak pazarlanıyor. Giderek de taraftar buluyor.
Fransa’da başkanlık seçimi var. Nisan ayında. Bu yüzden Fransız bankaları için radikal bir karar alınamıyor. Yine nisan ayında Yunanistan seçime gidecek. Alınacak kararların gözden geçirilmesi, gevşetilmesi ya da hiç yürürlüğe sokulmaması olasılığı var. Samaras tarafından dile getirildi de zaten.
“Müjde kurtardık” diye bağırılsa da, Yunanistan kurtuldu mu gerçekten? Hayır; bir sonraki adım, Yunanistan’ın euroyu terk ederek drahmiye dönüşüdür.