Köprü satışı: Gelir bugüne, borç geleceğe

Borçlanan bir idare, gelecekteki gelirlerle bunu geri öder; gelecekteki gelirleri azaltan bir idare de geleceği borçlandırır.

Boğazdaki iki köprü ve yurt çapında belli başlı otoyolların işletmesi 25 yıllığına özelleştirildi. Kamuya ait bu altyapı unsurları artık özel girişimciler tarafından işletilecek. Bakımları da gelirleri devralan bu şirketler tarafından üstlenilecek.
Kamu kesimi açısından ne getirecek? Şunu; 25 yıl boyunca elde edilecek gelirler, bir defada blok olarak bütçe geliri olarak kasaya girecek. Mevcut bütçe harcamalarımızı finanse edecek.

“Herkese açık ihale ile yapıldı, ne var bunda?” denilebilir. Ama o kadar basit değil. İşletmeyi devralacak şirketler tarafından ödenecek olan ve 2013 yılı bütçesine (taksitlendirilirse 2014’e de) gelir olarak yazılacak bir blok para girişi olacak ama önümüzdeki 25 yıl boyunca her yıl bütçeye gelir olarak girecek bir akar, kesintiye uğrayacak.

Finansal olarak; 25 yıllık düzenli bir gelir, ıskonto edilerek bugünkü değere indirgeniyor. Siyasal olarak ise seçimle 4 yıllık bir süre için iktidara gelen bir parti, gelecek 25 yıllık bütçe gelirini bugüne indirgeyip harcıyor. Böyle bir özelleştirme için Meclis kararı ya da yasa dahi çıkarılmış değil.

Çiğnenen bütçe hakkı

Kamu kesiminin nereye ne kadar harcama yapacağı, bunları da nereden nasıl toplayacağına dair halk iradesini kayda döken belgedir aslında bütçe. Bu hakka sahip tek kurum da Meclis. Buna bütçe hakkı deniliyor.

Kamu gelirleri toplamak kadar, kamu gelirlerinden vazgeçmeye de Meclis karar verir. Hele bundan 25 yıl boyunca vazgeçip bunun bedelini bir bütçe takvimi içine sığıştıran bir karar alıyorsanız bunun kararını Meclis’in vermiş olması gerekirdi. Peki, hükümet neye dayanarak bunu yapıyor? Özelleştirme yasasına göre. Bu bütçe hakkını içeriyor mu? Hayır.

Halkın iradesini ciddiye alan ülkelerde, demokratik ülkelerde böyle yapılıyor; son örnek ülke Almanya. Ekonomik kriz nedeniyle Avrupa Birliği çatısı altında bulunan herhangi bir ülkeye kurtarma fonu tahsis edilirken bu fona ülke katkısı için Alman Parlamentosu karar alıyor, onay veriyor. Boyutu ya da süresi önemli değil, her bir yardım kararı tek tek parlamentoya gidiyor.

Geleceğe borç

Anımsayalım; IMF’ye 5 milyar dolar fon taahhüt ettik. Bunun için herhangi bir karar aldı mı Meclis? Hayır. Peki, IMF’ye o parayı verecek olan kurum Merkez Bankası hangi yasal temele dayanarak o parayı taahhüt ediyor? Bunlara yanıt alamadık. Oysa bu tür bir taahhüt Almanya’da parlamento kararı gerektiriyor.

Kamu kesimi mülkiyetindeki 25 yıllık bir işletme hakkını devrederek, gelecekteki gelirleri bugüne ıskonto ederek, bu geliri bir yıllık bir bütçe takviminde ‘ezmek’, geleceğe borç bırakmaktan çok da farklı değil. Borçlanan bir idare, gelecekteki gelirlerle bunu ödeyeceğini varsayar. Gelecekteki gelirleri azaltan bir idare de geleceğin iktidarını borçla açığı kapatmak zorunda bırakacaktır.

Bütçe hakkı dışında, kamu vicdanında da bu durumu ‘makul’ bir zemine getirecek bir formül yok. Belki şu olabilirdi; bugün bütçeye girecek olan ‘geleceğin gelirleri’ ile belli bir altyapı yatırımı yapma planımız olsaydı, örneğin demiryolu ya da raylı sistem yatırımı yapsaydık, bunu bir finansman modeli olarak açıklayabilirdik.

Demokratik ülkelerde bütçe hakkı, ulusal irade meselesi olarak görülüyor. Denetim de olmaz olmaz olarak. Ya bizde? Bütçe hakkı ‘paspas’, güçler ayrımı da ayağa pranga olarak görülüyor. Sorarsanız demokrasi âşığıyız.