Kur artar, bedeli yoksul öder

Hükümetlerin iktisat politikalarında hatalar yoktur; tercihler vardır.

Kara mizah gibi; cumartesi günü elektriğe yapılan yüzde 9,2’lik zam açıklamasından sonra ihracatçıların Kayseri toplantısı öncesinde orada bulunan Enerji Bakanı açıklıyor doğalgaza zammı: Yüzde 18.7. Kara mizah; çünkü kur artışı olsun, daha yüksek bir kur seviyesi olsun diye kamuoyunda lobi yapan ihracatçı örgütleri, önden kazandıkları ‘kur rekabetçiliğini’ bu zamlarla iade ettiler. Sadece uluslararası enerji fiyatlarının artması ile açıklanabilecek bir zam değil bu.
Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın açıklamasında hem uluslararası fiyat artışına hem de döviz kuru artışına atıf var: “Sırf dövizin artışıyla bile Türkiye’nin yüzde 17’ler civarında bir fiyat artışı söz konusu. Ham petrol ve son doğalgaz zamlarına baktığımızda son 19 ayda yüzde 29’luk zam geldi.” Bakan Yıldız’a göre, geçen yılın sonunda Rusya’dan sağlanan doğalgazın fiyatında indirim alınmamış olsaydı bu zamlar belki 2 katına çıkacaktı. 

Kur düşmeyecek mi?
Elektrik üretiminin yüzde 45’inin doğalgaz çevrim santrallarından sağlandığı biliniyor. Ağustos-aralık dönemindeki kur artışından sonra doğalgaz ve elektrik maliyetleri de artmıştı. ‘Birikmiş bir zammın’ yapılması bekleniyordu. Kritik olan, döviz kurunun geri dönebileceği idi. Nitekim buna tanık olduk. Ocak-şubat döneminde kurda gerileme ortaya çıktı. Ancak mart ortasından sonra belirginleşen bir yükselişi,
önceki gün yapılan zamlar izledi.
Doğalgaz ve elektrik zamları gösteriyor ki döviz kurunda gelinebilecek dip noktanın görüldüğü kanısı Ankara’da güçlenmiştir. Olasılıkla “Bu artık düşmez” kanısı yerleşti; zamlar uygulamaya konuldu. Sadece kur değil, bölgedeki siyasal atmosfere bağlı olarak uluslararası enerji fiyatlarına ilişkin beklentiler de pek iyimser değil belli ki.
Elektrik ve doğalgaz zamlarının tüketici fiyatları üzerine etkisi (katkısı), nisan ayında toplam olarak tek başına yüzde 0.53 olacak. Sadece TÜFE içindeki nihai elektrik ve doğalgaz tüketicileri için hesapladığım etki bu. Ayrıca bu iki kalem enerji kaynağının girdi olarak kullanıldığı diğer mal ve hizmet fiyatlarında da zamların etkisi olacak. 

İktisat politikası tercihi
Ocak ayı ortasında Davos’ta BloombergHT’ye konuşan Merkez Bankası Başkanı Dr. Erdem Başçı, “Türk Lirası’na rekabetçilik kazandırdık” demişti. Bunu demişti, ardından birkaç hafta sonra da Enflasyon Raporu ile “Biz bu yıl enflasyon hedefini tutturamayacağız” denilmişti.
İhracatçı açısından önce nominal kurla sağlanan rekabetçilik, ardından enflasyonla kaybedildiği için kabaca reel durum değişmiyor. Kısa bir süre için önden koşan kazanıyor. Ancak hane halkı için bu geçerli değil; bu koşuya yetişemiyor.
Enflasyon, ‘kuru kurcalama’ hevesinin ve uygulanan para politikasının bir sonucu olarak, hane halkının başına patlıyor. Bedeli fazlasıyla yoksullar ödüyor. 
Enflasyon yükseldikçe faizler de artıyor. Şimdi de öyle olacak. Merak etmeyin; politikacılar dışsal nedenleri anlatacaklar, ‘faiz lobisi’ bezeli sözcüklerle hedef şaşırtacaklar. İsmet Berkan’ın yaptığı güzel benzetmeyle, bizler “Brezilya dizisi gibi” aynı şeyleri konuşup dururken yoksullar yoksul kalmaya devam edecekler.
Dün nisan ayı ihracat rakamlarını açıklayan TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Daralmayı önlemenin tek yolu dış satımdır, ihracattır. Dolayısıyla; 2012 yılında ihracatın büyümeye önemli katkı verebilmesi için ihracata pozitif ayrımcılık istiyoruz” demiş. Hükümetlerin iktisat politikalarında hatalar yoktur; tercihler vardır. İhracatçıya pozitif ayrımcılık yapılabilir mi? Evet. Ama şu sorular sorulmalı; ne pahasına, hangi bedelle?
Not: Türkiye’de 2009 itibariyle 12.7 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor.