Kur savaşında yol ayrımı

Türk Merkez Bankası artık 2010 koşullarında değil. Geçmişe göre daha dar bir 'sakal-bıyık koridoru' var.
Kur savaşında yol ayrımı

Ağustos ayının son haftası iki önemli gelişme oldu; biri, Avrupa Merkez Bankası’nın açıklayacağı yeni ve ucu açık tahvil alım programının ayrıntılarının, olduğu gibi finansal kulislere sızmasıydı. Diğeri ise geçen cuma günü ABD Merkez Bankası (FED) tarafından açıklanan yeni ve yine ucu açık tahvil alım programının olacağına dair ipuçlarının, Jackson Hole’da yapılan Kansas FED toplantısında konuşan Ben Bernanke tarafından verilmesiydi. 

Biri 6 Eylül’de, diğeri ise cuma günü itibariyle kesinleşti ki her iki merkez bankası, yeni ve ucu açık bir varlık alım programına gidiyor. Her ikisi de içeriği, kapsamı ve etkileri açısından tartışılabilir. Ancak mali piyasaların gözünde bu kararlar, mevcut varlık fiyatları seviyesinin gerilememesi açısından önemli idi. 

Tekrar ağustos sonuna dönersek, her iki merkez bankasının parasal genişleme kararı almasına atfedilen olasılık yüzde 80’li oranlara yükselmişti. 

Bu durum bizi, en son 2010 Ekim ayına götürüyor. ABD’de QE2 olarak adlandırılan parasal genişleme kararı o dönemde resmiyet kazandı. Ülkemiz açısından da yeni para politikasına geçişi getirmişti. Aslında ABD Merkez Bankası’nın yeni bir parasal genişlemeye gitmesinin ülkemize döviz getireceği, bunun da döviz kurunu baskı altına alacağını düşünen politika oluşturucular, bunun bir ‘kur savaşı’ olduğunu ve Türkiye’nin böyle bir şeyi kabul etmeyeceğini ilan etmişlerdi. Peki, ne oldu? Merkez Bankası döviz alım ihalelerinde satın aldığı dövizleri iki katına çıkardı. ‘Deneysel Para Politikası’ adı altında, faiz oranları aşağı çekilirken karşılıklar arttırıldı. İlk üç-beş ay içinde kurlar yükseldi. Sonra da bu durum “Döviz kuruna rekabetçilik kazandırdık” diye açıklandı. Böylece, ilk başta açıklanan ‘kredilerdeki artış hızını yavaşlatmak, sıcak para girişini frenlemek’ olarak açıklanan amacın, döviz kurunu da yukarı doğru iterek cari dengeyi toparlamak, sıcak paraya karşı ‘duvar yükseltmek’ gibi örtülü amaçları olduğu ortaya çıkmıştı. Tabii bunun bedeli enflasyondaki artışla ödendi; Avrupa’daki çalkantının da katkısıyla. 

Bizi ne bekliyor?
Şimdi yeniden, farklı dinamikler olsa da ABD ve AB’de eşzamanlı olarak aynı sürece giriliyor. Peki, içeride bizi ne bekliyor?
Neredeyse üç aydır gerileme eğiliminde olan döviz kuru, ağustos ayının o son haftasından itibaren yeniden yükseliş eğilimine döndü; son bir aydaki kur artışı yüzde 3’ün üzerinde.
Birincisi, içerideki faizlerde yaşanan düşüşün katkısı olmalı. Çünkü haziran başından bu yana Merkez Bankası eliyle kontrollü biçimde “Döviz düşerse faizi de düşürürüm” biçiminde yürütülen faiz indirimlerinde çok mesafe alındı.
İkincisi de, yukarıda bahsettiğim iki merkez bankasının yeni bir parasal genişlemeye gideceğine dair beklentiler çok güçlü olarak gelişti. Bununla 2010’daki ‘deneysel politika’ olasılıkla yeniden anımsandı. Geçmiş deneyim ‘kur savaşına aktif katılım’ olunca, ECB ve FED’in ardından Türk Merkez Bankası’nın da 2010 deneyine yeniden girişebileceği hesapları yapılmış olabilir. Öte yandan Merkez Bankası’nın döviz rezervi biriktirme konusunda tutkulu biçimde karşılıkları kullanması da etkili olmuş olabilir.
Türk Merkez Bankası artık 2010 koşullarında değil. Geçmişe göre daha dar bir ‘sakal-bıyık koridoru’ var. Aşağıda potansiyel kur artışı ve enflasyon var; yukarıda ise durgunluğa demir atan iç talep var.
Merkez Bankası, efektif faiz oranını yüzde 6,20’ye kadar düşürmüş durumda. Faiz koridoru ise yüzde 5 ile % 11,5 arasında. Malum, beklenen de koridoru daraltması. Koridorun üstten daraltılmasıyla kredi faizlerinin de gerileyeceği beklentisi var. Oysa bu durum altı ay önce daha geçerli bir durumdu. Çünkü o dönemde, bankaların Merkez Bankası’ndan borçlanma ihtiyaçları daha yüksekti. Mart sonunda bankalar Merkez Bankası’ndan 45-50 milyar TL borçlanırken bu ihtiyaç eylül başında 25-30 milyar TL’ye geriledi.
Yukarı doğru hareketlenen döviz kuru, koridordaki daraltmanın büyük ölçekli olmasının en büyük engellerinden biri. Merkez Bankası’nı temkinli kılacak olan da aşağıdaki grafik olacaktır.
Merkez Bankası yeni bir kur savaşında yol ayrımında; 2010’daki gibi ‘deneysel cengâverlik’ yapma esnekliğinin olmadığı bir ayrım.