Kur savaşını kazandık mı?

Ekonomik politika tartışmalarında, her defasında aynı şeyleri yaparak farklı sonuç bekleme sendromu oldukça yaygın.

Ülkenin rekabet gücü kazanması; kolaycılar için öyle reformlarla ve yüksek olan enflasyonu düşürmekle sağlanan göreli üstünlüklerle değil döviz kurunun yükselişine bel bağlanarak sağlanır. Bu ülkenin ekonomik politika tartışmalarında, her defasında aynı şeyleri yaparak farklı sonuç bekleme sendromu oldukça yaygın.
Yine ve yeniden ihracatçılar ‘ağlamaya’ başladılar. Peki, neden şikâyet ediyorlar? Ne istiyorlar? Yine ve yeniden ‘faiz düşsün, kur yükselsin’! Peki, daha önce de istememişler miydi? Yapılmamış mıydı? Evet; istemişlerdi, yapılmıştı da.
Malum, 2010 Kasım başındaki G20 toplantısı öncesinde gelen ikinci miktarsal gevşetme açıklamasına Başbakan Erdoğan, “Ülkeleri döviz baskısından kurtarmak için çözüm para basmak değil. Bu durum, azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde ters etki yaratacaktır. Bu adil bir yaklaşım değil ve Türkiye böyle bir şeyi kabul etmez” demiş, kararı vermiş; Türkiye’nin de kuru yukarı çekme, faizi düşük tutma operasyonu başlamıştı.
12 Kasım 2010’da sona eren G20 toplantısından sonra kur, Merkez Bankası’nın döviz alımlarını iki katına çıkarmasıyla tırmanışa geçti, ‘nihai olarak parasal sıkılaşma yapıldığı’ iddiası olan para politikasında da gevşetmeye gidildi. İhracatçının gözü kapalı biçimde talep ettiği tam da buydu; kur artsın, faiz insin. 

Kur savaşında panik
Kurdaki yükseliş, Merkez Bankası’nın kontrolünün dışına taşarak Ekim 2011’e dek sürdü. Çünkü Avrupa’daki krizin de etkisiyle ülkeye gelen finansman girişinde de daralma ortaya çıktı, döviz kuru Kasım 2010’a göre yüzde 32 artmış durumdaydı. Ankara’da bu politikayı kurgulayan sözüm ona ‘kur savaşına giren’ otoriteleri bir panik aldı yürüdü.
Devamında enflasyon da kur geçişkenliği etkisiyle yükseldi. Beklentiler bozuldu. Merkez Bankası hatasının bedelini panik içinde faizi daha yüksek bir yere çekerek ödedi. Başkan Erdem Başçı kariyerini masaya sürdü, “Türk Lirası olarak Amerikan Doları’nı yeneriz” demek zorunda kaldı. Sonrasında bu ülkenin yurttaşları da enflasyonun ikiye katlanmasıyla bir bedel ödediler. Enflasyonun yüzde 5.5 olacağına güvenen tasarrufçular da.
Şimdi yeniden ihracatçılar sahnede. TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Merkez Bankası’nın Kasım 2010’dan bu yana uyguladığı politikalarla TL’de yaşanan ‘rekabetçi dengelenme’, ihracatçıların rekabetçiliğine ilk başta olumlu etki yaptı. Biz de ihracatçılar olarak Merkez Bankası’nın uygulamalarını destekledik. Ancak 2012 yıl başından sonra TL’nin aşırı değerlenmesi nedeniyle rekabetçilik konusunda büyük sorunlar yaşamaya başladık” diyor. 

Kur artsın maliyet artmasın!
Büyükekşi devam ediyor: “Bu sıkı para politikası yeni yılda bu kez TL’nin yeniden değerlenmesini tetikledi. TL yıl başından bu yana sepet bazında yüzde 10 değerlendi. Ancak enflasyonun üretici ve ihracatçı için yarattığı maliyet artışları olduğu gibi duruyor. 2010 Kasım ayından bu yana sepet kur artışı yüzde 17.6’ya gerilerken aynı tarihten itibaren üretici fiyat artışları yüzde 18’e ulaştı. Yani kur artışlarının yarattığı kârlılık etkisi tamamen kayboldu. Bu ortamda ihracata dayalı büyüme hedefimiz hâlâ geçerli olduğuna göre TL’nin değerlenmesi karşısında proaktif olunması gerektiğine inanıyoruz. Doları yenelim derken ihracatın engellenmemesi gerektiğini düşünüyoruz.”
Peki, ihracatçılara şunu sormak gerekmez mi: 2010 Kasım öncesinde ‘Proaktif olun’ diyordunuz, hükümet ve Merkez Bankası sizin dediğinizi harfiyen yaptı. Karşılaştığınız bu sonuç, sizin arzu ettiğiniz o politikayla elde edildi. Bugün de ‘proaktif olunarak’ nasıl farklı bir sonuç bekliyorsunuz ki?
Yine ve yeniden; TL’nin rekabet gücünü madem reel kurla ölçüyoruz; nominal kurun seviyesi kadar enflasyon da aynı derecede önemli. İşte TİM’in ‘Amerika’yı keşfetmesi’ gibi; kur artar, enflasyon artar, nominal artışla kazanılan rekabet enflasyonla ödenir. Başladığınız noktaya dönersiniz. Sonra da yine TİM gibi yeniden aynı şeyi isteyip farklı sonuç beklersiniz!
İşte amatörce giriştiğimiz ‘kur savaşı’nda başladığımız yere dönüşümüzün resmi budur!