Küresel fırsatçıların duası  

Royal Bank of Scotland ekonomisti Alberto Gallo, merkez bankalarının artık bir yol ayrımına geldiklerini ve eldeki silahların işe yaramayacağına işaret ediyor.

Çin’den gelen sert fırtına gösterdi ki; mali piyasalar çalkalanırken hem bu işten para kazanan ya da potansiyel zarara uğrayacak mali piyasa yatırımcıları, hem de politikacılar ortak bir noktada buluştular. Ortak noktaları da şu; mali piyasalardaki sert düşüşler yüzünden FED’in faiz artırımına başlayamayacağı düşüncesi.

Mali piyasalar bir taraftan Çin nedeniyle çalkalanırken, diğer taraftan ‘bu çalkantıda FED faiz artıramaz’ fikriyle başka bir oynaklık ortaya çıkıyordu. En iyi örnek; euronun değer kazanmasıydı. Çok uzaklarda değil, Ankara’dan da ‘FED faiz artıramaz’ sesleri gelmekte gecikmedi.

Sorun şurada; FED’in faiz artırıp artıramayacağı konusunda hassas terazisi olduğu izlenimi veren siyasetçi ve danışmanlar, bizim ne yapmamız gerektiği konusunda fikirleri yok. Hangi reformları ne zaman yapacağız? Gecikmenin ekonomiye ve topluma faturası ne? Olan fikirleri ise; ‘Merkez’in faiz artırmaması’ ya da  ‘faiz indirmesi’, bir de kurun seviyesi.

Oysa Türkiye 2013 Mayıs ayından bu yana çok değerli bir zamanı göz göre göre harcadı. Türkiye’nin G20’ye yol gösterdiği, akıl verdiğini anlatan ekonomiden sorumlu bakanlar, bir türlü ülkenin ‘kendi yolunu’ bulacak aklı bir araya getirip reformları hayata geçiremediler.

Şimdi yine ve yeniden tüm kırılganlıklara ilave olarak yeni bir belirsizlik sürecinin kapısı açıldı. En erken Aralık başına kadar sürecek bir siyasi belirsizlik sürecine girdik. Bu tek başına döviz kurunu yukarı iterken, ilave olarak dış çalkantının da içine düştük. İşini yapması gereken parasal otorite ‘acaba FED faiz artışını erteler de, biz de faiz artırmaktan kurtulur muyuz?’ havasında. Ne çare? Piyasa faizleri çoktan arttı. Merkez Bankası’nın piyasaya verdiği paranın ortalama faizi ile 2 yıllık tahvil faizi arasındaki fark 2.5 puana ulaştı. Merkez Bankası’nın ‘durumu eşitlemek’ için yapması gereken faiz artışının da en az bu kadar olması gerekiyor. Hem iç hem de dış tabloda, “kur dengeye gelir” bakışı, sadece şu işe yarıyor; o kur seviyesinin kalıcılığına.

Kurun bugünkü geldiği yere dair “rekabetçi” tanımlaması, ‘kitabi’ olarak kâğıt üstünde reel kurun göreli ölçümünü gösteriyor olabilir. Temel sorun, nominal kur seviyesinden önce bugüne dek TL’nin rekabetçiliğini neden kaybettiği ile de ilgili. Sadece nominal kura bakarak TL’nin rekabetini ölçmek yanlış. Türkiye’de TL’nin rekabetçiliğini erozyona uğratan en temel yapısal sorun yüksek enflasyondur. Türkiye son 10 yıl boyunca kabaca yıllık ortalama yüzde 8.5’luk bir enflasyonla, enflasyonu en fazla yüzde 2 olan ülkelere karşı rekabetçiliğini kaybetti.

2008-2015 arası dönemde başta FED olmak üzere gelişmiş ülke merkez bankalarının olağanüstü gevşek para politikası sonucu, bizim gibi ülkelerin merkez bankaları faizleri olağanüstü düşük seviyelerde tutabildiler. Şimdi en baskın parasal gevşemeyi yapan FED, yol ayrımına geldi; faizleri önünde sonunda yükseltecek. ‘Yunanistan’da kriz çıktı, erteler; Çin’de kriz çıktı, erteler’ beklentileri pek de esaslı değil.

Bakın, Royal Bank of Scotland ekonomisti Alberto Gallo, merkez bankalarının artık bir yol ayrımına geldiklerini ve eldeki silahların işe yaramayacağına işaret ediyor.

Gallo’ya göre, sıfır faiz ve bol basılan paralarla yürütülen aşırı gevşek para politikalarında ‘Kral çıplak’ noktasına gelindi. 2008-2015 arasında bolca basılan paralar, varlık fiyatlarını patlattı; bu hem servet dağılımını bozarak eşitsizliği yükseltti, hem de ekonomideki kaynak dağılımını bozarak verimsizliğe sevk etti. Ayrıca varlık balonları, finansal patlama ve çöküşleri tetikledi. Tüm bu üç unsur, potansiyel büyüme oranlarını aşağı çekti. Parasal genişleme ile işlerin hallolacağını düşünen siyasetçiler reformları erteleyip maliye politikası araçlarını da kullanmaktan kaçındılar. Bu da yine ve yeniden yeni bir parasal genişlemelere zorladı. Ama bu döngü artık işe yaramıyor.

Son Çin çalkantısı bu soruların daha fazla tartışılmasına yol açıyor. Öte yandan da artık paranın gittiği varlıkların yatırım sınıfı daha sık dokunup, ince eleniyor. Bu yüzden, bizde de küresel dalgalar sayesinde şimdiye kadar batmadan sörf yapabilen siyasetçiler ‘FED kâhinliğini’ bırakıp, ‘çıplak bedene’ elbise dikmeye koyulsa iyi olacak.