Merkez bankaları rahatsız

Merkez bankaları giderek açıktan da şunu söylüyorlar; para politikasının da bir sınırı var, bu sınıra da çok yakınız.

Der Spiegel dergisi, bir yarışmayı kazanan ve Avrupa Merkez Bankası’nı (ECB) ziyaret eden çocuklarla konuşan Başkan Mario Draghi’nin, ilk göreve geldiği gibi mutlu bir fotoğraf vermediğini, tersine endişeli bir konuşma yaptığını aktarıyor.
Adeta yüksek doz morfin gibi, göreve gelir gelmez yüklü ve uzun vadeli bir likidite enjeksiyonu yapan Draghi neden mutsuz? Her şeyi kurtarmasını beklediğimiz para politikaları, acaba sınırına gelmiş olabilir mi? Buna yanıt veren var; merkez bankalarının bankası BIS, yayımladığı son yıllık raporunda geldiğimiz sürecin bu sınıra yakın olduğunu söylüyor.
2008’de ilk sert dalgayı izleyen dönemde, iki temel politika tepkisi ortaya çıkmıştı; biri para politikası alanında, diğeri de maliye politikasında. Maliye politikalarının ani ekonomik daralmayla ortaya çıkan şoka karşı, para politikaları ile birlikte kısa vadede etkili olduğu açık. Bunun beklentilere karşı iletişim işlevinin de olduğu hesaba katılmalı. Para politikası ise başından bu yana hâlâ krize karşı kullanılan ana politika olarak duruyor. Ama sınıra yaklaşıyor. 

Kriz ‘maymuncuğu’
Para politikaları, 2008-2012 arası dönemde neredeyse tüm kapıları açan bir ‘maymuncuk’ gibi kullanıldı. Hem de sorunların çözümü için siyasal otoritelerin gereken adımları atamadıkları bir arka plan eşliğinde. Bir taraftan ekonomik durgunluğa karşı talep kaygılı, bir taraftan bozulan aktarım mekanizmasını işler hale getirmek için, bir başka taraftan ise batık finansal kurumları ayakta tutmak ve likidite sağlamak için. Bol para, varlık fiyatlarını yukarıda tutarak finansal kuruluşların bilançolarının daha da bozulmasını önledi. BIS’in geçen hafta sonu açıklanan yıllık raporuna göre, 2008’den bu yana uzatmalı biçimde uygulanan ‘intibakçı’ para politikaları, finansal sistemlerdeki kurumların bilanço sorunlarını maskelediği gibi, bunların düzeltilmesi için gereken motivasyonu da geri plana düşürdü.
Merkez bankalarının sağladığı çok düşük faizli bol likiditeyle bankacılık kesiminde de bilançoların daha da zayıflamış olması ve kredi tahsis sürecinde yanlışlara da yol açılmış olması kuvvetle muhtemel. Bankaların, kredi portföylerini daha riskli kredi kullanıcılarına doğru kaydırmış olabilecekleri anımsatılıyor.
İkincisi, düşen faizlerle bankalar kısa vadede yüksek bir kazanç sağladılar. Gelinen noktada, bankaların net faiz marjları oldukça düşmüş durumda. Bunun orta vadede bankaların sağlığını riske attığı da açık. Peki ya sigortacılık sektörü? Burada da düşük faizler, yaşam sigortası ve emeklilik fonlarının durumunu zorlaştırıyor. 

Kulüpten gelen ses
Üçüncüsü, krizden çıkmak için merkez bankalarının sağladığı çok düşük faizler, yatırımcıların getirilerini yükseltmek için aldıkları riskleri büyütüyor. Aldıkları finansal pozisyonlardan dolayı zarar açıklayan bankalara ait haberler çok geride değil.
Dördüncüsü, merkez bankalarının kısa vadeli faizleri oldukça düşük seviyede tutmaları, bol likidite ve büyük çapta uzun vadeli tahvil alımları para ve tahvil piyasasındaki faizlerin sinyal etkisini bozmuş durumda. Bu hem finansal fiyatlamaları hem de bu alandaki kaynak dağılımını bozuyor.
Merkez bankalarının bankası BIS, bir taraftan da, merkez bankası başkanlarının her ay buluşup temel konuları serbestçe konuştukları, tartıştıkları bir kulüp aynı zamanda. Rapora yansıyanlar, sadece BIS iktisatçılarının ve uzmanlarının bakışını değil, o kulüpte bir araya gelen merkez bankası başkanlarının görüşlerinin de izini taşıyor.
Merkez bankaları giderek açıktan şunu söylüyorlar; para politikasının da bir sınırı var, bu sınıra da çok yakınız. Çoğu politik irade gerektiren kurumsal reformlar ve adımlar, siyasetçileri bekliyor. Merkez bankalarının zaman kazandırmak için yapabileceklerinin sonuna geliniyor.