Merkez Bankası'nın döviz aşkı

Merkez Bankası faiz koridorunu daralttı ama kimi kesimlerin beklediği gibi 'şapkadan tavşan' çıkmayacak

Merkez Bankası faiz koridorunu tamamı tavandan olmak üzere 1.5 puan daralttı. Faiz koridorunun yeni hali yüzde 5 ile yüzde 10 arasında oluşacak.

Merkez Bankası’nın 2010 koşullarına göre daha dar bir ‘sakal-bıyık’ koridoru kaldığı çok açıktı. Faiz çok yukarıda kalırsa durgunluğa doğru hareketlenen ekonomik büyüme daha da yavaşlayacak; faiz çok aşağıda kalırsa önce döviz kuru yukarı doğru hareketine devam edecek, sonra da enflasyon. Malum; politika faizinin bir koridor içinde günlük olarak farklılaştırılabilmesine yarayan bu uygulama, Merkez Bankası’nca kendisine esneklik sağladığı gerekçesiyle yürürlüğe sokulmuştu. En başta yüzde 5 ile 12.5 arasında uygulanan bant, şubat ayında yüzde 5 ila yüzde 11.5 aralığına çekilmişti. Yapılan son daraltmanın sınırlı olması, hâlâ Merkez Bankası’nın temkinli olduğunu gösteriyor.

Öyle 2010’daki gibi tuhaf deneylere girişip faizsiz para politikası yürütmeye kalkışmak gerçekten de büyük bir riskti. Ağustos-Aralık 2011 deneyiminden sonra yeni bir deneye girişmenin yeni faturaları olacağını anlamış olmalılar ki dünkü Para Politikası Kurulu toplantısından temkinli kararlar çıktı.

Dövizleri getirin
Temkinlilik sadece faiz koridorunda değil, zorunlu karşılık politikasında da kendini gösterdi. Merkez Bankası TL zorunlu karşılıkların döviz ve altın olarak tutulabilmesine olanak tanımıştı. Bu yolla 23 milyar dolar Merkez Bankası’na geldi. Döviz ve altın olarak tutulabilen bölümlerde de, TL karşılıkların döviz ve altın karşılıklarının hesaplanmasında kullanılan katsayıları 20’şer baz puan arttırdı. Bunun anlamı; mevcut durumda bu olanağı kullananlar ilave döviz ya da altın getirmek zorundalar. Bu da 3.6 milyar dolar daha Merkez Bankası kasalarına girecek demek. Merkez Bankası, zorunlu karşılık politikasını kullanarak daha da fazla dövizi bünyesinde toplama peşinde.

“Dövizler bende dursun, piyasada sıkışma olursa alırsınız” diye özetlenebilecek bir açıyla ve de “Dövizini geri alan, yerine TL koyacak her nasılsa” düşüncesiyle oluşturulan bu modelde bankalar, aslında likidite değil maliyet yönetimi yapıyorlar. Herhangi bir kriz anında maliyete bakmadan likidite yönetimine geçip bu dövizleri geri alacaklardır. Herhangi bir döviz hareketinin arz-talep ya da ihtiyaç temelli olduğunu değil de her hal ve koşulda spekülatif temelli olduğu önkabulüne dayalı bu modelin krizler ortaya çıktığında daha da derinleştirme riski var.

Koridor burada kalır
Dönelim koridora... Merkez Bankası faiz koridorunu daralttı ama kimi kesimlerin beklediği gibi ‘şapkadan tavşan’ çıkmayacak çünkü faiz koridorunun tavanından 1.5 puan düşürülerek yüzde 10’a çekilmesi sanıldığı gibi kredi faizlerinde kayda değer bir iniş getirmeyecek. Nedeniyse; birincisi, Merkez Bankası’nın efektif faizi (piyasaya verdiği paranın ortalama faizi) yüzde 6.2 gibi yüzde 5 ve 10’luk koridorda tabana yaklaşmış olması, ikincisi, artık bankaların Merkez Bankası’ndan borçlanma ihtiyaçlarının bundan 6 ay ya da 3 ay öncesine göre oldukça azalmış olması (neredeyse yarı yarıya). Yani kredi faizlerinde bir kırılma yaratacak yeni bir durum yok. Üçüncüsü de ekonomik yavaşlamayla beraber bankaların tahsil edilemeyen kredilerindeki artışın kredi faizleri üzerine maliyet ilavesi getirecek olması.

Merkez Bankası koridoru daha da daraltabilir mi? Geçen ayki PPK karar özetinde ‘önümüzdeki dönemde faiz koridorunun kademeli olarak daraltılabileceği’ ifade ediliyorken 1.5 puanlık indirim kararının alındığı dünkü toplantının karar özetinde ‘gerekli görülmesi halinde önümüzdeki dönemde aynı doğrultuda ölçülü bir adım atılabileceği’ değerlendiriliyor. Önümüzdeki birkaç aylık gelişmelere bakılacağı anlaşılıyor. Ama ‘gerekli görülmesi’ kaydını ‘döviz yağması halinde’ diye de okuyarak faiz koridorunun burada kalması olasılığının daha güçlü olduğu söylenebilir.