Musluk kısılınca reel kesim tekliyor

Bir süredir mali çevrelerde konuşulan şu; yılbaşı sonrasında şirketlerin iflas erteleme başvurularında hızlanan bir artış var. Bununla birleştirilerek işaret edilen bağlantılı bir tedirginlik ise bankaların kredi kalitesindeki bozulma.

Bernanke 3 yıl önce konuştuğunda tahvil alımı yoluyla piyasaya giren para ‘musluğunun kısılacağının’ işaretini vermişti. İşte ekonomide bugün tanık olduğumuz ‘teklemelerin’, gelişmelerin işareti o günden verilmişti.

Bir süredir mali çevrelerde konuşulan şu; yılbaşı sonrasında şirketlerin iflas erteleme başvurularında hızlanan bir artış var. Bununla birleştirilerek işaret edilen bağlantılı bir tedirginlik ise bankaların kredi kalitesindeki bozulma. Bu durum, ödemeler dengesinde finansman girişlerinin daralması ile de ilgili. Para girişi azalıyor, diğer taraftan bankaların da kredi verme olanakları azalıyor; kârları ve dolayısıyla sermaye yeterlilikleri düşüyor. Bu da, yeni kredi verme olanaklarını kısıtlıyor.

Bankacılık sisteminde BDDK verilerinden hesaplanan kötü kredilerin toplam kredilere oranı Ocak sonunda yüzde 3.3’de.  Bu oran 2011 Temmuz ayından bu yana en yüksek oran. 2009 krizi sırasında ise yüzde 5.7’ye kadar yükselmişti. Bankacılık çevreleri, kötü kredi oranının fiiliyatta daha yüksek olduğunu ifade ediyorlar. Örneğin bankaların bilançoya yazılan kötü kredi miktarı 49 milyar iken, buna iki ayrı unsurun daha ilave edilmesi gereğine işaret ediliyor. Biri, vadesi geçip 30 güne kadar geri ödenmeyen kredilerin, yani yakın izlemede iken vadelerinin uzatılması gibi yöntemlerle yeniden canlandırılan krediler. Diğer grup ise varlık yönetim şirketlerine satılarak bilançodan çıkarılan krediler.

Bankacılar, bu iki diğer kategorideki kredilerin de dikkate alınmasıyla aslında sektörün kötü kredi oranının yüzde 5’i geçmiş olabileceğine işaret ediyorlar.

Milli gelir sayılarına da yansıdığı gibi; hane halkı tüketiminin zayıflaması ile beraber, imalat ve ticaret kesiminde faaliyet gösteren şirketlerin işlerinin de zayıfladığı biliniyor. Hâsılatı azalan, kur artışı ile bilançosu hasar gören şirketlerin borç geri ödeme kapasitesi azalıyor.

Küresel kredi riski tedirginliği

Ayrıca, küresel piyasalarda 2015 ortasından bu yana çalkantı yaratan nedenlerin başında da borçlu şirketlerin geri ödeme risklerinin artması geliyordu. Bunu tetikleyen neden Çin’in ekonomik yavaşlaması da olsa, düşen emtia ve petrol fiyatları da olsa; şirketler kesimine borç sağlayan finansal kesimin bundan hasar göreceği kaygısı küresel mali piyasaları Ağustos ve Ocak aylarında epey şiddetli biçimde salladı.

Daha fazlası, ABD’de yüksek ağırlıkla yatırım sınıfı kredi derecesi olan BBB’nin altındaki tahvillerden oluşan endeksler yüzde 15-20 düştü. Borçlu şirketlerin ve de bunlara kredi veren bankaların batma korkusu sardı dünyayı. Şubat ortasına kadar derinleşen bu kaygılar şu sıralar biraz sakinleşti.

Bankaların yeri daralıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan Cuma günü Vakıf Katılım Bankası’nın açılışında, katılım bankacılığını teşvik eden bir konuşma yaparken, klasik bankacılığı da yerden yere vurdu. Reel kesimin çileyi çektiğini, parayı ise finans sektörünün kazandığını anlattı. Riskin reel sektörde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı bankaların kaynakları konusunda ise ilginç sözler etti; “Çoğunun da öz sermaye gibi bir şey yok orada. Bütün vatandaştan topla parayı. Öz sermaye diye sür piyasaya. Tüm garanti var zaten.”

Cumhurbaşkanı’nın bankaların öz sermayesi olmadığını söylemesini izleyen ilk işgünü, dün Bankalar Birliği diplomatik dille yazılmış bir ‘bilgi notu’ yayımladı.

Bankalar Birliği, bankaların geçen yıl kredileri yüzde 15 artırırken öz kaynaklarını yüzde 13 artırabildiklerini, böylece sermaye yeterlilik oranının sistem için yüzde 16.3’ten yüzde 15.6’ya gerilediği vurgulanıyor. Bunun bile uluslararası düzeyde iyi bir oran olduğu anlatılıyor. Söylenen mealen şu; ‘kar edemezsek öz kaynak artışı sağlayamayız’. Öz kaynak karlılığının 2014’de yüzde 11.6’dan 2015’te yüzde 10.5’e düştüğü anlatılırken; bunun, devletin sattığı tahvillerin faizinin altında kaldığı da gösteriliyor.

Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz; ülkeyi yöneten siyaset, olacakları görerek harekete geçseydi, bugün biz bu kısıtlara sıkışıyor olmayacaktık.