Negatif faizle nakit kral olacak

Önümüzdeki 5-6 yılda ekonomik durgunluk küreye yaygınlaşır, enflasyon ortadan kalkar deflasyonist bir sürece girilirse başka ülkelerin merkez bankaları da negatif faiz uygulamasına katılırlarsa ne olur?

5 yıl sonrasını düşünelim; bankanız, orada tuttuğunuz mevduatınızdan faiz almaya başlasaydı ne yapardınız? Yanlış okumadınız, mevduattan faiz elde etmekten bahsetmiyorum; bankada tuttuğunuz mevduata sizin faiz ödemenizden…

Bu duruma gelinmiş ise artık negatif faiz uygulamasının derinleştiği bir ülkedesiniz demektir. Peki, ne yapardınız? Aynı parasal değeri taşıyan başka bir parasal varlık; bono, tahvil ya da altın mı alırdınız? Olabilir. Ama olasılıkla bu noktaya gelinmişse tahvil faizleri de negatif olmuştur. Başka bir yol daha var; parayı nakit olarak çekerek kasada tutmak.

Bu sorular fantezi değil. Avrupa’da daha fazla biçimde sorulmaya, düşünülmeye başlanıyor. Nedeni de; Avrupa ve Japonya’daki para politikalarında negatif faiz uygulamasının ağırlık kazanmaya başlaması ve yayılma olasılığı.

Negatif faiz nedir?

Yurttaşların bankalarda tuttuğu hesaplar gibi, bankalar da merkez bankalarında mevduat tutarlar. Bankaların merkez bankalarında tuttukları hesaplardan, merkez bankalarınca faiz alınmasıdır.

Merkez bankaları böylece bankaları kredi kullandırmaya zorlamaktadır. Nedeni ise ekonomide derinleşen durgunluk ya da deflasyonist (fiyat düşüşlerinin eğilim halini alması) bir tehlikenin belirmesidir.

Negatif faizi ilk kez 2009’da İsveç merkez bankası uygulamaya başladı. Şu anda Danimarka, İsviçre, Japonya ve Avrupa Merkez Bankası uyguluyor. Bu ülkelerin toplam milli geliri küresel milli gelirin yüzde 25’i. Yani dünyanın dörtte birinde merkez bankaları negatif faiz uyguluyor.

Peki, önümüzdeki 5-6 yılda ekonomik durgunluk küreye yaygınlaşır, enflasyon ortadan kalkar deflasyonist bir sürece girilirse başka ülkelerin merkez bankaları da negatif faiz uygulamasına katılırlarsa ne olur? Soruyu daha ileri götürelim; mevcut negatif faiz uygulayan merkez bankaları faizleri daha da ‘eksiye’ götürürlerse ne olur?

Bankalar müşterilerinden faiz isterse?

Olası sonuç ilk başta şu olur; çoğu banka, merkez bankaları tarafından uygulanan negatif faizi müşterilerine yansıtmaya başlarlar. Örneğin deflasyonist bir süreç içinde tüketici fiyatlarının yıllık yüzde 1.5 düştüğü bir ortamda, merkez bankaları bankalara yüzde 2 negatif faiz uygularsa; bankalar da müşterilerinin mevduatından yüzde 1 faiz almaya başlayabilirler. Banka müşterileri artık kendi aralarında, “şu banka daha iyi faiz alıyor; yüzde 1” diye konuşmaya başlayacaklar.

2009 sonrası dönemde uygulanan parasal genişleme sonrasında bankaların elindeki tahviller azaldı, faizleri düştü. Şimdi bunların da faizleri negatife döndü. Bankalar kredi vermeye hala pek istekli değiller. Negatif faiz kökleşir ve derinleşirse sıra kendi mevduat müşterilerinden faiz almaya gelecek.

Asıl böyle bir ortamda, bankaların kiralık kasa hizmetleri patlayacaktır. Çünkü bankaların müşterilerin mevduatından faiz aldığı bir ortamda, parayı nakit olarak kasada tutmak daha avantajlı olacaktır.

Büyük banknotlar çekilecek mi?

İşte bu olası nedenlerle, son dönemde büyük kupürlü banknotların kaldırılması çabalarına bu açıdan da destek geliyor. Bir seyahat bavulu içinde milyonlarca dövizi bulundurabiliyor ya da taşıyabiliyorsunuz. Büyük kupürler kaldırılırsa hem suçla ve kara parayla mücadele, hem de yayılan negatif faiz nedeniyle ileride nakit para stoklamanın bir şekilde kapısının kapatılması, bugünden önlem alınması hesaplanıyor.

Hatta öyle ki; Britanya Merkez Bankası’nın bizdeki Para Politikası Kurulu eşdeğeri kurulun üyesi Andy Haldane, negatif faizin başarılı olabilmesi için nakit paranın kalkması gerektiğini geçen yıl seslendirmişti.

Bugünkü konjonktürde faizlerin artırıldığı ABD’de bile, ileride negatif faiz olursa nasıl olur tartışması gündemde. Fazlası; Amerikan eski Hazine Bakanı Larry Summers bile “100 dolarlık banknotlar kaldırılsın” diyor.

Negatif faizin bu hali ile derinleşerek uzun süre sürdürülmesi en başta mali sistemi küçültecek ve çökertecektir. Bugün Avrupa ve Japonya’daki sorunların temelinde zaten zayıf bankacılık sistemi yatıyor. Politikacılar bu alana çözüm sağlayacak radikal adımları atamadıklarından, merkez bankalarının da elindeki araçlar bitiyor.

Fantezi gibi görünen olgular gerçek oluyor.