Nobel değil ama Oscar alır!

Her defasında yapılan vergi artışları ve zamların enflasyonda 'bir defalık' artışa neden olacağı, sonra da 'normale döneceğimiz' anlatılıyor.

Cuma günü Kocaeli Sanayi ve Ticaret Odası’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Dr. Erdem Başçı enflasyon ve büyüme konusunda o kadar iyimser bir havada idi ki 24 saat geçmeden gelen vergi artışı ve zamlar bu havayı alıp götürdü.
Merkez Bankası daha yılın başında (ocak ayında) açıklamıştı ki 2012 için konulan yüzde 5’lik hedef tutmayacaktı. Hedefi tutturamayacağını açıklayan Merkez Bankası, yıl sonu için yaptığı enflasyon tahminini tutturacaktı; o da yüzde 6.5 idi. Başkan Başçı, özetle şunu söylüyordu: Enflasyonu yüzde 5’e indirmenin ekonomik büyümeye maliyeti olacaktı, bunu zamana yayarak 2013 ortasında yüzde 5’e getirmeyi planlıyorlardı.
Başçı, cuma günü Kocaeli’de yıl sonu için “Bizim kendi tahminimiz, yüzde 6-7 arasında bir enflasyon tahmini şu anda makul görünüyor. Ama kamu zamlarını izlememiz lazım. Kamu eğer bir ayarlama yaparsa yıl sonundan önce yukarı doğru bir risk oluşturabilir ama şu anda yukarı yönde bir risk görmüyoruz” demişti. Merkez Bankası’nın enflasyon tahminini dile getirerek enflasyonun 2013’ün ortalarında yüzde 5’e düşeceğini söylüyordu. Hemen ertesi gün açıklanan vergi artışları Başçı’yı olayların gerisinde bırakıverdi! 

Ne hedef ne de tahmin
Açıklanan vergi artışları ve zamlar çerçevesinde ekonomistlerin tahminleri, sadece bu zamların etkisinin yıllık enflasyonu yüzde 0.5 arttıracağı yönünde.
Soru şu: 2012 sonuna ilişkin enflasyon (tahmini) yüzde 6.5’te kalabilir mi? 2013 ortasında yüzde 5’e düşebilir mi? Bu artışlar öncesinde beklenti ortalamasının yüzde 6.8 olduğunu, en az yarım puan ekleneceğini hesaba katarsak yüzde 7.5 seviyesine yükselecektir.
Enflasyonda son 5-6 yılda çokça duyduğumuz ya da bize ekonomi yönetiminin ve teknokratların ifade ettiği bir söz var; ‘bir defalık etki’! Her defasında yapılan kamu ayarlamalarının enflasyonda ‘bir defalık’ artışa neden olacağı, sonra da bu zamların yapıldığı aylar fiyat serisinden çıkınca ‘normale döneceğimiz’ anlatılıyor.
Cuma günü Merkez Bankası Başkanı Başçı’nın konuşması ilginçti. Son 30 yılda enflasyon yüksek ve dalgalı olmasaydı, yüzde 1 seviyesinde sabit olsaydı ekonomik büyümenin ortalamada 1 ya da 2 puan daha büyük olacağını anlattı. Ama diğer taraftan da iç talebe Merkez Bankası desteğini de ihracatçıların başarısına bağlayıp iç talep artışı için “Söz veriyoruz” diyordu. 

Görev enflasyon, söz iç talebe
İç talebi canlandırmaya dönük sözün temel koşulu, enflasyon değil, cari açık ve ihracatçıların başarısı idi. Durgunluk ve deflasyon riskinin en yüksek olduğu, istihdamın hâlâ 2008 öncesine dönemediği ABD’de bile, FED’in uygulamaya koyduğu üçüncü parasal genişleme programında temel kriterin hâlâ ‘fiyat istikrarı’ olduğunu anımsayıveriyor insan, ülkesinde hem de hiç enflasyona atıfta bulunmadan, fiyat istikrarını temel koşul olarak koymadan verilen sözlere bakınca. Son 5-6 yılda ‘bir defalık’ açıklamaları rutine bindi ama her defa ortaya çıkan şu; bizim uzun vadede büyümenin birkaç puan aşağıda olmasına yol açan, gelir dağılımını yoksul aleyhine bozuk bir yerde tutan enflasyonu aşağı çekmeye hiç ama hiç niyetimiz yok.
Peki, yıllık enflasyona kabaca yüzde 0.5 artış getirecek vergi artışı ve zamlar neye yol açacak? Şuna; enflasyon artacak, enflasyon beklentileri artacak, faizler yükselecek. Hem vergi artışları ve zamlar yüzünden hanedeki harcanabilir gelir azalacak hem de yükselen faizler yüzünden harcamalar frenlenecek.
‘İyi günlerde’ (2010-2011) frene basmakta geciken ekonomi yönetimi ile ‘sıkılaşma’ iddiasıyla parasal gevşetmeye giden para otoritesi, şimdi işin içinden çıkmaya çalışacak; durgunluğa ilerleyen ve ekonomide hep savsakladıkları yükselen enflasyonla.
Ciddi ciddi bu politikanın ‘Nobel alacağını’ söyleyenlere, her defasında seyrettiğimiz aynı oyundan dolayı ‘Oscar almalarının’ daha olası olduğunu anımsatmak gerekiyor.

Not: Başbakan Erdoğan ikinci çeyrek büyümesi için “Bakın, Çin’den sonra ikinciyiz demiyorum, Çin ile aynı oranda büyüyen bir ekonomiye sahibiz” demişti. Şimdiye dek önceki yılın aynı çeyreğine göre büyümedeki sıralamayı konuşan Başbakan, bu defa önceki çeyreğe göre mevsimsel düzeltilmiş büyüme oranını ifade etmiş. Ama ne yazık ki Çin’den sonra geliyoruz. OECD verisini Başbakan’a aktaranlar, yuvarlatılmış sayıları vermişler. Doğrusu; Çin yüzde 1.80, Türkiye yüzde 1.76’dır.