Ödülü alırken avansı kaybetmek

Pazartesi günkü yazımızda; Ekonomist dergisi tarafından ?en başarılı bürokrat? seçilen Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz?ın, ?enflasyon hedefini üst üste 3 yıl tutturamamış...

Pazartesi günkü yazımızda; Ekonomist dergisi tarafından ‘en başarılı bürokrat’ seçilen Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın, ‘enflasyon hedefini üst üste 3 yıl tutturamamış, hedefini de yukarı revize etmiş bir merkez bankasının başkanı’ olarak bu ödülü nezaketle geri çevirmesi gerektiğini yazmıştık. Aslına bakılırsa, Durmuş Yılmaz da kendisine verilen bu ödülü hak etmediğini düşünüyordu; mahcup olmuştu. Bunun Merkez Bankası iletişimi açısından da ‘altın bir fırsat’ olabileceğini düşünüyorduk. Başkan Yılmaz, ödül törenine gider, “enflasyon hedefe ulaştığında, bu ‘hak edilmiş’ ödülü almaya geleceğim” diyebilir, kısa bir konuşma ile enflasyon sorununu hâlâ halledememiş, ama gelişmişler ligine girmek isteyen bir ülkenin iş çevrelerine bunun nedenlerini anlatabilir.
Oysa bizim ‘idealize’ ettiğimiz durum, ‘realitede’ bu kadar da basit değildi doğrusu. Çünkü pazartesi günü açıklanan Enflasyon Raporu ve başkan Yılmaz’ın açıklamalarına bakılırsa, para politikası ‘farklı ve karışık karasularına’ çoktan girmiş bile!
Üç yıl boyunca enflasyon hedefini tutturamamış, sonunda da 2008 yılı ortasında enflasyon hedefini revize eden Merkez Bankası’nın önemli bir ‘kredibilite taahhüdü’ şuydu; “Gıda ve enerji fiyatları veya küresel koşullar beklenenden daha olumlu gerçekleştiği takdirde, enflasyonun yenilenen bu hedeflerin altında kalmasına izin verilecek, daha olumsuz gerçekleşmesi halinde yenilenmiş hedeflerden sapmanın mümkün olan en düşük düzeyde kalmasını sağlayacak politikalar uygulanacaktır.”
Yani ekonomik birimlere şu söz verilmekteydi: Gıda ve enerji fiyatları olumlu seyreder de, enflasyon gerçekleşmesi, hedeflenen enflasyonun altında kalacak gibi görünürse buna izin vereceğiz.
Merkez Bankası başkanı Yılmaz’ın dün söylediği sözler bunun tersini anlatıyordu: “Enflasyonun hedefin altında bir yerde tutturmanın maliyeti işsizlik ve toplam üretimden yaptığımız fedakârlıktır. Bunu istemiyoruz”. Peki itibar kaybını telafi etmek ve yeniden kredibilite kazanmak için verilen sözlere ne oldu? Öyle ya uluslararası enerji ve gıda fiyatları hızla düştü. Koşullardan biri bu değil miydi? Yanıt “yok hayır, içeriden bahsediyoruz” ise kur artışı da hesaba katılsa düşüşün çok sınırlı olduğunu görüyoruz. Akaryakıtta tersine üst üste zam yapıldı.
Dün açıklanan olası senaryolar içinde yer alan ‘dünya ekonomisinin baz senaryoya kıyasla daha erken ve hızlı toparlanacağı ve 2009 yılının ikinci yarısından itibaren canlanmaya başlayacağı’ varsayımına, 2009 yılının sonların doğru politika faizlerinde ölçülü artışlar yapılacağı varsayımı eşlik etmektedir. Yani, kısa vadede dünya ekonomisi toparlanırsa para politikasının oldukça gevşek kaldığı, gereğinden fazla gevşetildiği dolaylı
olarak söylenmektedir.
Merkez Bankası’nın baz senaryosunda; yılın ilk aylarında faiz indirimlerinin yavaşlayarak sürdüğü varsayımı altında; enflasyonun 2009 yılı sonunda yüzde 5.4 ile 8.2 aralığında, orta noktasının yüzde 6.8 tahmin edildiği açıklandı. Son üç aylık dönemde, 3.75 puan faiz indirimi yaptığını da dikkate alırsak, Merkez Bankası’nın ‘gerçekleşmenin hedefin altında kalmasına’ izin vermeyeceği çok açık görünmektedir. Yıl sonu hedefi yüzde 7.5 iken, üç ay önceki enflasyon gerçekleşme tahmini yüzde 7.6 iken, yüzde 6.8’lik bir gerçekleşme tahminine çok yüklü faiz indirimleri yapılmıştır. İlave faiz indirimlerinin yavaşlayarak süreceği de açıklanmaktadır. 
Merkez Bankası geçtiğimiz üç yılda uğradığı itibar kaybını geri kazanmak için söz verdiği bir ‘durumu’ fiilen unutmuş görünmektedir. Merkez Bankası, kamuoyunun karşısında çıkıp ‘enflasyon hedeflemesine de, koyduğumuz hedeflere de küresel kriz nedeniyle tatil ilan ediyoruz’ demiş olsaydı durum başkaydı! Her ekonomik birim, kendi hesabını buna göre yapacaktı. Oysa böyle bir durum da yok. Eğer içerideki enerji fiyatlarındaki düşüşün (son iki ayarlamanın artış yönünde olduğunu anımsatalım), gıda fiyatlarındaki gelişimin uluslararası fiyatlardaki düşüş oranında olmadığı, çok daha yavaş izlediği gerçeğini kabul ediyor ve bunun risk oluşturduğunu düşünüyor isek bu durumda Merkez Bankası’nın tahminlerinin iyimser kaldığını tartışmalıyız. Ya siyasal irade tarafından yürürlüğe konmuş bir makro politika olmaması bir risk ya da ‘üretimden fedakârlık’ yaratmamakta mıdır? IMF anlaşmasına ‘bağlanmış’ beklentiler derseniz, altı aydır ‘üzerinde çalışılmaktadır’! Merkez Bankası, enflasyon konusundaki temkinliliği bir tarafa bırakıp, ekonomik yavaşlamaya odaklı bir ‘tercih’ kullanmış görünmektedir. Sanki hükümetin ekonomi politikasının belirsiz, yönsüz ve gevşek olduğu, bunun bizatihi olumsuzluk yarattığı veri olarak alınmıyor!
Bugünlerde Merkez Bankası’nın mevcut ve devam edecek görünen faiz indirimleri, kısa bir süre ‘kutlamalarla’ ve ödüllerle idrak edilecek, ancak devamı o kadar da ‘neşeli’ olamayacaktır. Küresel kriz, acaba Türkiye’de, para politikasıyla her şeyi halletmenin olanaklı olmadığının öğrenildiği bir süreç mi olacaktır? Galiba öyle!
Para politikasındaki tercihin böyle olduğuna bakılırsa, itibar sorununu ‘vestiyere bırakmış’ bir merkez bankasının başkanının ödülü almaya koşmasına şaşırmamalı!