OECD refah için reform diyor!

Türkiye reformları yaparsa 2030'da bugüne göre yüzde 25 daha yüksek bir gelir ve üretim seviyesinde olabilir.

OECD’nin ekonomi değerlendirme raporu (OECD Economic Surveys: Turkey 2012) açıklandı. İşin doğrusu, bu raporda ‘Türkiye başarıdan başarıya koşuyor’ değerlendirmesinden daha çok, arka planda derinleşen küresel kriz varken Türkiye’nin yapması gereken reformlar ve güçlendirmesi gereken zayıflıkları daha belirgin bir biçimde yer alıyor.
OECD, Türkiye’nin işgücü ve eğitim alanında reformları yaparak alternatif bir büyüme senaryosuna geçmesi durumunda, baz senaryoya göre 2030 yılında potansiyel üretim seviyesinin yüzde 25 daha yüksek bir yerde olabileceğini hesaplıyor.
OECD’nin baz senaryosuna göre Türkiye 2012’de yüzde 3.3, 2013’te ise yüzde 4.6 büyüyecek. 2013 için görece yüksek büyüme tahminin ardında, yüzde 5 gibi yüksek bir toplam iç talep büyümesi varsayımı yer alıyor. Cari açık 2012’de yüzde 8.9, 2013’te ise yüzde 8.4 olacak. GSYH deflatörü ise sırasıyla yüzde 8.5 ve 8.4 olacak. OECD bu tahminlerin altına, Avrupa krizinin derinleşmesi durumunda Türkiye’nin de olumsuz etkileneceğini ve daha düşük bir büyüme olacağı notunu düşmüş.

Sörf bitti!
OECD Türkiye’nin küresel krizde Çin’in ekonomik büyümesi kadar güçlü bir ekonomik büyüme sergilediğini ve 2010-2011 arasında güçlü bir istihdam artışı sağladığını söylerken, enflasyon ve cari açığın endişe verici boyuta geldiğini de not düşüyor. Küresel ve yurtiçi büyümedeki yavaşlama ile bu dengesizliklerin hafiflediği ama bunların bir kırılganlık kaynağı olarak durduğu belirtiliyor. Her ne kadar ekonomi yönetimi ‘biz bu yavaşlamayı planlamıştık’ ya da ‘aldığımız önlemler sayesinde’ dese de OECD’nin pek o görüşte olmadığı anlaşılıyor.

Raporda kısa vadeli sermaye girişlerinin dış finansmanda çok büyük bir rolünün olduğu, ekonominin yatırımcı davranışında ortaya çıkabilecek değişiklikler ya da sermaye piyasasındaki dalgalanmalar karşısında kırılgan olmaya devam ettiği not ediliyor. OECD 2012 için Türkiye’nin dış finansman ihtiyacını 150 milyar dolar olarak öngörüyor. Bu miktar, OECD’nin hesabına göre GSYH’nin yüzde 18.2’sine karşılık geliyor; yüzde 8.9’u cari açık finansmanı, yüzde 9.3’ü ise borç geri ödemesi için gerekiyor.

OECD, döviz kuru artışı ya da TL’deki değer kaybını rekabetçilik kazancı olarak görse de, ticaret ortakları ile olan enflasyon farkı kaldığı sürece bunun geçici olduğunu ifade ediyor. İşte ‘kur artsın, enflasyon ne olursa olsun’ diyen iş ve ihracat kesimi temsilcileri umarım bu raporu okurlar.

İstihdama özerk üniversite
Türkiye’nin rekabetçi pozisyonunu koruyarak dengelenmiş bir büyüme patikasına girebilmesi için şu üç unsuru yerine getirmesi öneriliyor; enflasyon ve nominal ücret büyümesinin kontrol altında olması, verimlilik artışının güçlendirilmesi, döviz kurunun istikrarlı biçimde olması. OECD, maliye politikasında genelde fena olmayan bir görünüme işaret ediyor. Ama bugünden biraz daha sıkılaşma sağlanarak, işlerin kötü gitmeye başlaması halinde buradan yaratılacak manevra alanının kullanılabileceğini söylüyor. Maliye politikası ile ilgili olarak yayımlanan verilerin kalitesinin iyileştirilerek, uluslararası standartlara çekilmesini, şeffaflığın arttırılmasını ve Merkez Bankası’nın Enflasyon Raporu gibi Maliye Politikası Raporu yayımlamasını öneriyor. Bağımsız bir ‘mali kurul’ oluşturularak, mali performansın izlenmesini önermesi en kayda değer öneri bence.

OECD yine istihdam konusuna önemli bir atıf yapıyor. Uluslararası rekabetçilik kazanmanın; istihdam, gelir ve tasarrufları arttırmak için önemli olduğunu, özellikle çalışma çağındaki mesleksiz kişilere iş olanağı sağlamak açısından özel bir yeri olduğunu vurguluyor. Fiyat dışı rekabetçilik önemli olsa da, fiyat rekabetinin esas olduğu öne çıkarılmış.

Asıl Ankara’daki politikacıların dikkate alması gereken bölümü insan sermayesi ile ilgili vurgular. Malum eğitim ve meslek kazandırmanın istihdama açılan önemli bir kapı olduğu herkesçe biliniyor. OECD’ye göre, okullar ve üniversiteler arasındaki kalite farkı, bunlara daha fazla otonomi verilerek sağlanabilir!