Önce düzenleyici kurumlara reform

Para ve sermaye piyasasını, finansal hizmetleri düzenleyen, denetleyen kurumların mali bağımsızlığını tam olarak yaşama geçirmek gerekiyor.

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Vedat Akgiray, şubat sonunda şöyle demişti: “Bağımsız yönetim kurulu üyesi üzerinde SPK yetkisi şirketleri devletleştirmez. Devletin bağımsız üye konusunda kötü niyetli olduğunu düşünen Türkiye’de iş yapmaz. Bağımsız üye konusunda SPK yetkisine eleştiri yersiz. Bağımsız üye tartışmasında bizimle birebir görüşmeyenler yanlış yorum yapıyor.”
Bilmiyorum SPK için kötü niyetli diyen olmuş muydu? Ama tebliğlerde belirlenen kriterlerin ötesinde “Kuralı ve kriteri belirlesem de atamalar benim keyfime kalır” tercihini yapan, ‘özel kesimin kriterlere uymayacağı’ önkabulüne kapılan SPK’nın kendisi. Hem de Türkiye’nin halka açık en büyük (İMKB-30 içinde olan) ve kurumsal yönetimde diğerlerine göre görece en ileride olan 27 şirketi için söylüyor. Hem de her an denetleyerek “Şunu yanlış yapmışsınız, düzeltin” diyebileceği yetkilerle donatılmış olarak.
Akgiray’ın “Bizimle görüşmeyenler yanlış yorum yapıyor” sözlerini izleyen hafta, Radikal gazetesi ekonomi servisi Sermaye Piyasası Kurulu’na; kurumsal yönetim ilkelerini yürürlüğe koyan tebliğin bazı maddeleri ile ilgili sorular gönderdi.
Sorulardan biri de şuydu: “SPK’nın kendisi dahil kamu denetçileri ile şirketler arasındaki olası bir ‘menfaat ilişkisi’, bağımsız yönetim kurulu üyesi atanmasına yasak konularak neden önlenmiyor? Bu yolun açık tutulmasından nasıl bir kurumsal yönetim yararı bekleniyor?”
SPK’dan alınan yanıt da şöyleydi: “Tebliğde yer alan bağımsızlık kriterlerinden birisi de ‘Bağlı oldukları mevzuata uygun olması şartıyla üniversite öğretim üyeleri hariç, kamu kurum ve kuruluşlarında, aday gösterilme tarihi itibariyle ve seçilmesi durumunda görevi süresince, tam zamanlı çalışmıyor’ olmaktır. Anılan kriterde sadece üniversite öğretim üyeleri için istisna tanınmış, diğer tam zamanlı olarak çalışan kamu görevlilerinin bağımsız yönetim kurulu üyeliği yapmasına imkân tanınmamıştır. Dolayısıyla bu yönde bir çekincenin yersiz olduğu düşünülmektedir.”
Soru çok açıktı. Halen çalışan kamu görevlilerinin durumu sorulmuyordu, kamu adına halka açık şirketleri denetleyenlerin ertesi gün ayrılarak, denetledikleri şirketlerde yönetim kurulu üyesi olabilmeleri mümkün; bu soruluyordu. SPK’nın kendisi de dahil olmak üzere kamu denetçileri ile halka açık şirketler arasında olası bir menfaat ilişkisine neden bir ‘set’ konulmadığı sorulmuştu. SPK deyim yerindeyse ‘çakaralmaza’ yatmış. Soruların yanıtı yok. Menfaat ilişkisi olmasın diye özel denetim şirketinin çaycısına bile 5 yıla uzanan bir yasak koyan SPK, ‘çıkar ilişkisinde’ kendi elemanlarını muaf tutuyor!
Kurumsal yönetim ilkelerini kendisine uygulamayan bir kurumun, bunu zorunlu kıldığı ve gözettiği özel kesime diyecek sözü olabilir mi? Yerinde ve doğru bir reformu yaparken, bunu kendine yontmaya çalışan kararları da araya sıkıştıran otorite saygınlığını koruyabilir mi? SPK, sermaye piyasası ve kurumsal yönetim ilkelerini değil, tam anlamıyla “Bizim geleceğimiz ne olacak” kaygılı kararları araya sıkıştırmış. Sadece bu kurumsal yönetim reformunda değil, birkaç alanda da geçerli. Örneğin Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşlar Birliği’ndeki genel sekreter ve yardımcısı düzeyinde atamalarda SPK’nın kimin atanacağını birliğe dikte etmesi gibi. Lisans eğitimleri için içinde SPK elemanlarının bulunacağı ve tekel olacak bir şirket kurulması talebi de.
SPK’nın düzenlemesine tabi olan ve denetimi altındaki halka açık şirketler ya da aracı kuruluşların, SPK tarafından yapılan düzenlemelerin tuhaf taraflarına sesini çıkaramaması bir veri. Bu durumu “Bakın ne güzel, hiçbir itiraz yok” diye sunmak da mümkün. SPK Başkanı Vedat Akgiray da bunun ‘konforuyla’ “Bu iş bitti, değişiklik olmaz” diye açıklama yapmış.
Bu tür sorunları aşmak için çok temel bir çözüm var: Para ve sermaye piyasasını, finansal hizmetleri düzenleyen, denetleyen kurumların mali bağımsızlığını tam olarak yaşama geçirmek gerekiyor. Orada çalışanların muhatap oldukları sektördeki ücretlere yakın bir ücret politikasına geçilmelidir. Kurumların mali açıdan bağımsız olmaları sağlanmalıdır.