Ortaya dökülenler; sorular ve sorunlar

Ortaya çıkan kriz kadar, bu krize hükümetin tepkisi de potansiyel riskleri arttırıyor.

Dün Radikal’de Fatih Yağmur’un haberinde iki sayfaya yayılmış bir kara para aklama mekanizmasının şeması yer alıyordu; ülkeler, paravan şirketler, döviz büfeleri, bankalar, altınlar. Akan haberlerde, banka genel müdürünün, bakan çocuklarının da dahil olduğu, ayakkabı kutularından dolar destelerinin fışkırdığı kara para-rüşvet soruşturmasında, birkaç yıl içinde gerçekleştirilen 87 milyar Euro’luk para transferinden bahsediliyor. Bu soruşturma içinde yer alan bu şema şu soruyu akla getiriyor: Bu çapta ülkeler arası devasa bir para transferi hangi ticari faaliyetin sonucudur?

Ne iş yapıldığı belli değilse; makul açıklaması olmayan işlemler varsa; fazlasıyla nakit hareketi yapılıyorsa; beyanlarla belgeler arasında tutarsızlık varsa; pek de ilintisi bulunmayan üçüncü kişilere para transferi yapılıyorsa; yüksek tutarlı işlemler yapılıyorsa; yüksek kupürlü nakit işlemler (Örneğin 500’lük Euro desteleri) varsa akla ilk akla gelen şey bunun ticari bir faaliyetten öte suçtan kaynaklanan bir aklama faaliyeti olabileceğidir.

Kara para aklama faaliyetlerinin en belirgin özelliği, bu faaliyeti kolaylaştıracak etkili ve yetkili kişilere, herhangi bir ticari işlemde ödenmeyen oranda ‘komisyon’ ödenmesidir. Bunun adı tabii ki rüşvet. Tabii ki soruşturma henüz tamamlanmadı ve tabii ki sonucu beklenecek ama aralanan örtüden görünen şu: Sayılar da doğru ise müthiş bir kara para aklama mekanizmasından bahsediliyor.

OECD yapısı içinde kurulan hükümetler arası bir kuruluş olan Mali Eylem Görev Gücü (FATF) kara paranın aklanması ve terörün finansmanı ile ilgili izleme yapıyor. FATF 2012’de, terörün finansmanıyla ilgili yasayı çıkarmaması halinde, Türkiye’nin, içinde sadece Kuzey Kore ve İran’ın bulunduğu kara listeye alınacağını bildirmiş, Türkiye de Şubat 2013’te yasayı çıkarmıştı. Ancak Türkiye hâlâ ‘gri liste’ içinde; çünkü FATF, Türkiye’yi bu konuda yetersiz buluyor; uluslararası standartları karşılamadığımızı, adım atmamızı istiyor.

***

İstanbul’da savcılığın yürüttüğü soruşturma haberinin ardından, hükümetin ilk tepkisi önce soruşturmanın merkezindeki polis şeflerini, sonra
da Ankara’da merkezdeki bir grup polis şefini görevden almak oldu. Yapılan açıklamalarda da bunun bir komplo olduğu ve ‘hükümete dönük bir ameliyat’ olduğu vurgulandı. Görüntü şu: Aysbergin ucundan görünen bir kara para aklama ve rüşvet iddiası olan soruşturmayı soruşturanlar görevden alınmış oldu. Bunun uluslararası boyutta olan ve ekonomik olarak getireceği riskler ise pek de dikkate alınmıyor. O da, Türkiye’de hükümetin bakanlarının ve çocuklarının adının geçtiği bir kara para soruşturmasını savsaklaması, sumenaltı ettiği iddiası ile çeşitli yaptırımlarla, adı geçen bankaların hesaplarının da bloke edilmesi ile karşılaşma riskidir.

Hem ortaya dökülenler, hem hükümetin bunu karşılama biçimi ve yine kötü yönetmesi, yaptırım riski ve nihai olarak da siyasal istikrar riski mali piyasalar üzerinde ‘Demokles’in kılıcı’ gibi duruyor. Döviz kurundaki hareketlenme, diğer gelişen ülkelerle karşılaştırıldığında FED’in tahvil alım programını kısma kararından çok daha fazlası demek.

Umarım, hükümet içinde bu olanların sıcaklığı içinde kendini biraz geriye çekip, bu fotoğrafı ve riskleri gören ‘tribün heyecanından’ ve komplo kuramlarından uzak duran bakanlar ya da danışmanlar vardır. Kötü yönetimin bir ekonomik çalkalanmaya dönüşebileceği örnekleri yakın geçmişimizde var çünkü.