'Pandora'nın kutusu' açıldı

Hem mevduat kaçışı hem de kredi daralması 2009 sonrasındaki bilanço küçülmesini yeniden hızlı bir patikaya sokacak.

Krizdeki Avrupa ülkelerinde birçok likidite önlemi alındı, ama batık durumdaki bankalara sermaye koyma, mali yapılarını güçlendirme adımı atılmadı. Şimdi bankalardan hızlı biçimde paralar çekiliyor, son dakika açıklamaları işe yaramıyor. Hatta bu açıklamalar ve önlemler, işi daha da derinleştiriyor. Gelinen noktada ‘tuzunun kuru’ olduğunu sandığımız ülkelerin karşı karşıya oldukları risk bile hiç de küçümsenecek gibi değil.
Yunanistan’da bankalardan sessiz sedasız yüklüce para çekildiğini, Cumhurbaşkanı Papoulias’ın siyasal parti liderleri ile yaptığı toplantının tutanaklarından öğrendik. Papoulias, salı günü bir araya geldiği liderlere; merkez bankasından gelen telefonla, yaklaşık 700 milyon euro çekildiği bilgisinin verildiğini anlatıyordu. Britanya’nın iki gazetesi; Guardian ve Telegraph, seçimlerin yapıldığı 6 Mayıs tarihinden bu yana sırasıyla 3 ve 4 milyar euro çekildiğini aktarıyor.
Yunan Merkez Bankası verilerine göre, mart sonunda yerleşiklere ait mevduatların toplamı 173.9 milyar euro. Ağustos-aralık dönemindeki fırtınalı koşullara göre daha dingin bir dönem olan ocak ayı sonunda bu tutar 178.1 milyar euro seviyesinde idi. İki ayda sadece 4.2 milyar euro kaybeden mevduatlardan, seçim sonrasında kabaca 10 günde 4 milyar euro kaybetmesi, yani yüzde 2’lik bir azalış kayda değer bir durum. 

Yeniden daralma
Biz bu konuda deneyimliyiz. İster 1991 Körfez krizi sırasında olsun, ister 1994 mali krizi, isterse 2001 krizi sırasında olsun; güven kaybolduğunda yerleşiklerin mevduatını bankacılık sisteminden çektiğini öğrendik.
Yunanistan krizinin bu aşamasında, diğer sorunlu ülkelere bulaşıcılık etkisinin olması kaçınılmazdı. Nitekim dün, İspanya’daki büyük bankalardan biri olan Bankia’dan 1.2 milyar euroluk mevduat çekildiğine ilişkin El Mundo’nun haberi de yeni bir çalkantıya yol açtı. Oysa bu bankaya yaklaşık 4 milyar euroluk bir kamu sermayesi konulacağına ilişkin açıklama henüz haftasını doldurmamıştı.
Şurası açık; artık Avrupa’da, iki kanaldaki hareketlenme artacak. Biri bankalardan mevduat çekilişiyle görece ‘güvenli liman’ olarak görülen banka ve ülkelere olan transferlerde artışlar bir salgın gibi yayılacak. İkincisi ise finansal kuruluşlar, hem birbirlerine verdikleri kredilerde hem de şirketlere verdikleri kredilerde sert biçimde frene basacaklar. Aynen 2008’deki Lehman krizi sonrasında olduğu gibi.
Hem mevduat kaçışı hem de kredi daralması 2009 sonrası tanık olduğumuz bilanço küçülmesini (deleveraging) yeniden hızlı bir patikaya sokacak. 

Kriz merkeze doğru
Yunanistan’daki mevduat çekilişi, İspanya’da uç verdi. Olasılıkla az ya da çok diğer zayıf ülkelere de sıçrayacak. 2008’de krizin patlamasından sonra, sıradan tasarrufçuları sakinleştirmek için açıklanan mevduat garantilerinin de pek bir anlamı kalmayacak. Örneğin Yunanistan’da, kamu borçlarının bir bölümü ödenemez hale gelip, bunları yeniden yapılandırma yoluna gidilmişken, yani ödeme yeteneği kalmamışken; ortalama bir tasarrufçunun mevduat garantisine güvenmesi pek beklenemez.
Euro Bölgesi’nin varlığından en çok yarar gören ve de hamiliğini yapan Almanya da bu süreçte bir tercih yapacak; parasal birliği ve euroyu ayakta tutmak için daha fazla para mı verecek? Yoksa dağılmaya bırakıp şimdiye kadar açtığı kredileri ve yükleneceği maliyeti (1 trilyon 160 milyar euro; GSYH’nin yüzde 45’i) sınırlı tutmak için zarar olarak hanesine mi yazacak?