Rejimi bırakmanın adı: 'Esneklik'

Bankanın duruşu, artık hiçbir rejime bağlı olmamasıdır; ne enflasyon hedeflemesi rejimine ne de dalgalı kur rejimine.

Kimse Merkez Bankası’na kızmasın; yüzde 5’lik 2012 enflasyon hedefini tutturamayacağını hemen yılın başında ilan etti. 2012 sonunda tahmin ettiği enflasyon oranının orta noktasının yüzde 6,5 olduğunu açıklamıştı. Dün açıklanan Enflasyon Raporu ile çok yeni bir tablo ortaya çıkmadı. Ama daha da belirginleşen unsur, bankanın duruşu. O da artık hiçbir rejime bağlı olmamasıdır; ne enflasyon hedeflemesi rejimine ne de dalgalı kur rejimine!
Dün Nisan Ayı Enflasyon Raporu’nda açıklanan tahminler şöyle oldu; 2012 yılı sonunda yüzde 5,3 ile yüzde 7,7 aralığında (orta noktası yüzde 6,5), 2013 yılı sonunda ise yüzde 3,4 ile yüzde 7,0 aralığında (orta noktası yüzde 5,2).
Merkez Bankası yüzde 5’lik enflasyon hedefini çöpe attığı için artık hedefi tutturma değil, olabildiğince tahmini tutturma peşinde koşuyor. Ancak analistlerin en temkinli beklentisi 2012 sonu için yüzde 7,5 seviyesinde. 

Kaygılı duruş
Merkez Bankası son altı ayda, kur artışına yol açan durumla ilgili artık. Öncelikli derdi enflasyon değil, cari açığın finansmanında ağustos-aralık döneminde çok belirgin biçimde ortaya çıkan tökezlemeyi şiddetlendirecek bir görünümü kontrol altında tutmaktır. Eğer bu tökezleme günün birinde bir ‘ani duruşla’ son bulursa siyasal sonuçları da olur. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın birincil uğraşısı kur ve dış finansman odaklıdır. Her ikisi de birbiriyle bağlantılı; finansman daralması kuru yukarı itiyor, bu da enflasyonu yükseltiyor, beklentiler bozuluyor, bu da döviz talebini yükseltebilir ve döngü yinelenebilir.
Merkez Bankası bu kaygılarını açıkça söyleyemiyor. Böyle olunca, söylemi de birçok şeyin etrafında dolaşmak oluyor. Ne enflasyon hedeflemesi kalmıştır ne de dalgalı kur rejimi.
Artık Merkez Bankası’na sorulan soruların ‘muğlaklık’, ‘belirsizlik’, ‘anlamakta zorlanmak’ gibi sözcükler içermesi sürpriz değil, rutinden. Merkez Bankası’nın bu sorulara verdiği yanıtlarda mutlaka ‘esneklik’ sözcüğünün olması da.
Dün Başkan Dr. Erdem Başçı’ya FED örneği soruldu. Malum, FED yüzde 0,25’lik politika faizinin hangi tarihe kadar bu haliyle kalacağına ve ne zaman değişebileceğine, kaç puanlık faiz artışı olabileceğine ilişkin olarak ocak ayından bu yana karar alıcı 17 FOMC üyesinin tahminlerini yayımlamaya başladı. 

Tecahül
FED bunu yaparken Merkez Bankası politika faizini yüzde 5 ile yüzde 11,5 arasında dalgalandırıyor. Ortalama fonlama faizi kestirilebilse de birkaç aylık vadede tahmin edilebilir değil. Ekim ayından beri bu politika sürdürülüyor.
Dr. Başçı, FED’in bu politikasını, önce 2013 sonuna kadar bağlayıcı biçimde taahhüt ettikleri, sonra kendilerine esneklik sağlamak için böyle yaptıkları biçiminde yorumladı. Hatta daha fazlası, FED’in Türk Merkez Bankası’nın uygulamasına yaklaştığını iddia etti! Başkan Başçı’nın bu mizahi yaklaşımına karşılık, öte tarafta FED Başkanı Bernanke’nin ocak ayında bu uygulamaya geçildiğini ilan ederken “Politikamız değişmedi, politika işlesin diye daha şeffaf ve öngörülebilir hale getirdik” dediğini de anımsatmakta yarar var!
FED’in faizin ne zaman değişebileceğine ilişkin olarak ‘içerideki’ düşünceleri kamuoyu ile paylaşmasını şeffaflık ve öngörülebilirlik değil de para otoritesinin esnekliği merceğinden okumak bize özgü bir yönlendirme olsa gerek.
Merkez Bankası’nın yılbaşından bu yana piyasaya verdiği paranın ortalama faizi yüzde 8,29 olmuş. Yılbaşında politika faizini; koridorsuz, tek ve sabit bir oran olarak, 3 aylık bir süre için yüzde 8,25 yapmış olsaydık ne kaybederdik? Hiçbir şey. Tersine, kazancımız, bunca belirsizliğin getirdiği olumsuzluklardan uzak durmak ve şimdiye dek ‘koridor tavanını’ dikkate alan piyasa faizlerinin (örneğin kredi faizlerinin) görece daha düşük seyretmesi olacaktı.