Seçim yılının ekonomisi nasıl olacak?

2013'ün bir seçim yılı olacağı ve bütçe politikasıyla makro çerçevenin de buna uygun olacağı beklentisi yaygınlaşıyor

aşbakan Yardımcısı Ali Babacan dün bir toplantıda konuşurken ABD’de seçimler sonunda işbaşına gelen yönetim ekonomide ne yapılacağını hemen açıklamazsa küresel ekonomi için risk oluşturacağını söyledi. Babacan’a göre adımlar hızlanmazsa bugün Avrupa’yı konuştuğumuz gibi gelecek yıl ABD ekonomisini konuşuyor olacağız. Bu kaygılar uluslararası çevrelerde çoktandır dile getiriliyordu. Daha geriye gidersek bizatihi Amerikan Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke, geçen yılki Jackson Hole toplantılarında kendisinden parasal genişleme haberi beklenirken bu konuya işaret ediyordu; uzun vadede ekonomik büyümenin siyasetçilerin elinde olduğunu anlatıyordu.
Siyasetçiler geçmiş başarıları anlatmayı çok severler ama işler pek de istendiği gibi gitmediğinde, bunun neden olduğunu, ne yapılacağını anlatanı bulmak zordur.

Peki, Bakan Babacan ABD için tavsiye ettiğini içeride yapıyor mu? Pek değil.

Hükümette son dönemde iyice belirginleşen bir eğilim var: Kriz niteliği olan önemli olaylarda kamuoyunu anında bilgilendirmekten, daha sonra da düzenli olarak gelişmeleri aktarmaktan uzak durup, sonra da bu bilgi yokluğunda ortaya çıkan spekülasyonlara kızıp bunları konuşanlara, soru soranlara ağır biçimde ateş püskürülüyor. Uludere’deki bombalama, düşen savaş uçağı, Afyonkarahisar’daki patlama gibi olaylarda buna tanık olduk. Hâlâ bu konularda hükümet tarafından verilen temel bilgiler eksik.

Tavsiyemizi uygulasak
Ekonomide Babacan’ın da çok iyi bildiği görülen bir konjonktürde, 2013’e ilişkin ekonomi politikası konusunda ortaya çıkan tablo pek sevimli değil. Henüz herhangi bir parametre ortada yokken, öğrendiğimiz tek unsur var: 2013’te yürürlüğe girecek vergi artışları ve zamlar. Zaman gazetesinin haberine göre bu yollarla toplamda 10 milyarlık bir gelir artış planı var. Harcamaların kısıtlanmasını bekleyen de yok zaten.

Tamam, bunlar şimdilik tartışılan politika seçeneklerinin bir parçası da olabilir. Sorun bu değil. Sorun; ekonomi politikasında ‘direksiyonda oturanlar’dan önce çeşitli politika seçeneklerinin ekonomik birimlerin gündemine düşmüş olmasıdır. Bir politika önleminin bir makro çerçeve olmadan piyasaya düşmüş olması, o önlemden beklenen etkinin ortadan kalkmasına dahi yol açabilir.

Dün BETAM’ın üçüncü çeyreğe ilişkin büyüme tahmini yüzde 2.7 olarak açıklandı. Bu tahminin de yukarıda kalma riski yüksek. Son çeyrekte de buna yakın bir tahmin olduğunu varsayalım; 2012 büyümesi yüzde 2.8 oranında gerçekleşecek demektir. Hanehalkı tüketiminin ikinci çeyrekte yüzde 2 gibi küçülmeye döndüğü bir dönemde -ki bunun içinde bulunduğumuz izleyen dönemde de devam ettiğine hiç şüphe yok- genel ekonomik büyüme eğiliminin yüzde 1 gibi düşük bir eğilimi “Ne yapalım, dışarıdan gelen bir etki” diyerek kabul mü edeceğiz? Peki, 2013’te durgunluğun derinleşmesi beklenen Avrupa ile büyüme eğiliminde yüzde 1’e doğru inişe geçen ABD ekonomisi söz konusu iken biz ne yapmayı düşünüyoruz? Makro politikamız ne olacak? Henüz bilmiyoruz.

Kılavuz aranıyor
En yakın örnek; ekonomik büyümenin en düşük yüzde 6-7 olduğu dönemlerde bile “Ekonomimiz bu kadar büyüdü, dünyada büyümede şu sıradayız; bunu hükümetimiz yaptı” açıklamalarını anımsıyoruz. Peki, ya şimdi nerede bu açıklamalar? Ne oldu da böyle yavaşladık? Tamam, ABD’liler ekonomilerine dikkat etsinler, bütçeyi bir an önce aralarında anlaşarak biçimlendirsinler, küreyi riske atmasınlar da biz ne yapacağız? Şimdi belirsizlik ağlarını örerken sessiz kalıp, sonra işler açmaza girince “Dışarıdan geldi”, “Faiz lobisi yaptı” demeyelim.

İşin zorlu tarafı; 2013’ün bir seçim yılı olacağı ve bütçe politikasıyla makro çerçevenin de buna uygun olacağı beklentisi yaygınlaşıyor. Bu beklentiler yaygınlaşmadan ekonomik birimlere bir kılavuz olacak mı, “Direksiyonda biri var” diyebilecek miyiz?