Sert iniş sinyalleri

Stagflasyon riskine en yakın olduğumuz bir döneme mi giriyoruz?

2011 yılının toplamda yüzde 8,5’lik yüksek bir büyüme ile sonuçlanması sevindirici. Ancak son çeyrekteki veriler görece sert bir inişin işaretlerini taşıyor olabilir. Son çeyrek için “Yüzde 5.2’lik büyümenin neresi sert bir iniş işareti veriyor?” denilebilir. Ayrıntılara bakalım.
Bahçeşehir Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) analizine göre son çeyrekteki GSYH, takvim ve mevsimsellikten arındırıldığında bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,40 oranında gerilemiş. Bu veri TÜİK tarafından yüzde 0,6’lık artış biçiminde hesaplanıyor.
TÜİK verilerine göre yerleşik hanehalkı tüketiminde ilk üç çeyrekte gözlenen ortalama yüzde 9,7’lik artışın son çeyrekte yüzde 3,4’lük bir büyümeye gerilediği görülüyor. Kamunun tüketimi ise yüzde 4,5 küçülmüş. İlk üç çeyrekte ortalama yüzde 25’lik müthiş bir hızla devam eden toplam yatırımlar ise sadece yüzde 2,3 büyüyebilmiş. Böylece toplam iç talebin ekonomik büyümeye katkısı yüzde 2,4 olabilmiş. Bu tabloda, hem iç talebin hızla gerilemesi hem de ithalattaki gerilemenin etkisiyle net ihracatın 3.2 puanlık katkısı ortaya çıkıverdi. Tıpkı geçmişteki yavaşlama ve durgunluk dönemlerinde (2007, 2008, 2009) olduğu gibi.
BETAM, toplam tüketimin mevsimsel arındırılmış gelişiminin yüzde 1,5 gerileme yönünde olduğunu hesaplıyor. Stok hariç toplam iç talebin ise yüzde 0,79 küçüldüğünü buluyor.
İç talepteki küçülmenin çok belirgin olduğu ortada. Temel nedeni ise ağustos sonrası dış finansmanda ortaya çıkan darboğaz. Malum; ağustos-aralık döneminde 27 milyar dolarlık cari açığa karşılık, 15 milyar dolar finansman sağlayabilmiş, açığı ise döviz rezervlerimizdeki 9.2 milyar dolarlık azalışla karşılamıştık. Buna bağlı hızlı döviz kuru artışı karşılamak için Merkez Bankası, belirlediği koridor içinde kısa vadeli faizlerin yükselmesine izin vermişti.
Özetle, bu ekonomik yavaşlama, ekonomi politikası yönetiminde istediğimiz ya da planladığımız bir yavaşlama değil. Küresel finansal koşulların önüne katıp götürdüğü bir akış içinde bizi sürüklediği bir yavaşlama.
Çok önceleri küresel likidite koşulları yüksek bir büyüme ivmesi sağlarken 2009 sonrasında merkez bankalarının bastığı paraların dalgasından yararlandık. Ancak ağustos sonrasında, gelişmiş ülkelerde paralar basılsa da finansal kurumlarda ihtiyatlı olma tercihinin yükselmesi işleri değiştirdi.
İyi günlerde faizi yarım puan daha aşağı çekme uğraşısı, dış kaynak kesildikten sonra o yarım puanın neredeyse 8-10 katı yükseltme bedeli ile yüz yüze bıraktı bizi. İşleri iyi günlerde iyi yönetmiş olsaydık, bu günlerde faizi düşürüyor olacaktık. Oysa şimdi, ekonomi yavaşlıyorken enflasyonumuz da yükseliyor; ekonomi yavaşlarken biz faizi yükselten taraftayız. Stagflasyon riskine en yakın olduğumuz bir döneme mi giriyoruz?