Sorunlara popülist arayışlar

Bankaların aldıkları komisyonlar ve ücretler fahiş denilebilecek bir seviyede ise siyasi iradenin rekabet eksikliği üzerine kafa yorması, önlem alması beklenir.

Dünyada bankacılık sektörü büyük bir krizin içindeyken, bizde görece çok daha sağlıklı olan sektöre ne yapıyoruz? Şunu; popülist kaygılarla bankaları sıkıştırmaya, gelir alanlarını daraltmaya çalışıyoruz.
Bankaların faiz dışı gelirlerini hükümet eliyle kısıtlamaya, daraltmaya çalışıyoruz. Hükümet demokrasiye çoğunlukçuluk merceğinden baktığından, her yere de buna uygun ‘ayar’ yapmaya kalkıyor; sıra bankacılıkta. Bakan Hayati Yazıcı, bankaların çeşitli hizmetlerden sağladığı gelirleri ‘Deli Dumrulvari ücret’ olarak tanımlıyor, bunların sınırlandırılacağını anlatıyor.
2002 öncesinde bankaların gelirleri hizmet gelirlerinden değil, açık pozisyon ve kamu kâğıtlarına yapılan yatırımlardan geliyordu. İşte bu yüzdendir ki; sektör sağlığını kaybetti, bedelini de hepimiz ödedik. Bugün sağlığı ile övündüğümüz bankacılık sistemi, gerçek işlevi olan finansal aracılık ve hizmetlere yoğunlaştığından ve kazançlarını da bunlar üzerinden sağladığı için sağlıklı.
Normal koşullarda Bankalar Birliği’nin çıkıp bu durumu anlatması beklenirdi; ama birlik yönetimine kamu el koydu. Birliğin başkanlığına aday olmayı isteyenlere, Ankara’dan bir kamu bankasının genel müdürü işaret edildi. Adaylar çekildi. Farklı düşüncesini ifade edenlere ‘kara propaganda yapıyor’ denildiği günlerden geçiyoruz. Herhangi bir politikanın hatalı olabileceğini dile getirebilecek profesyonel yöneticilerin ifade özgürlüğü bile sorunlu.
Peki, bankalar bir kartel gibi mi hareket ediyorlar? Bence hayır. Eğer bankaların aldıkları komisyonlar, talep ettikleri ücretler fahiş denilebilecek bir seviyede ve sıkı bir kartel dayanışması içinde ise siyasi iradenin ve kamu otoritesinin rekabet eksikliği üzerine kafa yorması, önlem alması beklenir. Tersine sektöre ücret ya da komisyon tarifesi belirlemek, bizatihi rekabeti azaltan bir unsurdur. Kamu müdahalesi fiyata ya da ücrete değil, bunların düşük olmasını engelleyen bir rekabet eksikliği söz konusu ise buna olması gerekir. 

***

Dün Merkez Bankası’nın toplantısı vardı. Her toplantı öncesinde olduğu gibi, popülizm devredeydi. Neredeyse kendi bakanlığından çok bankanın işleri ile ilgili konuşan Bakan Zafer Çağlayan sahnedeydi; özeti, faiz düşürülmeliydi. Çağlayan bunu ‘destekleyici’ tarzda söylemişti!
Çağlayan son birkaç aydır da; TCMB’den faiz tavanının aşağı çekilmesini talep ediyordu. Bankanın piyasaya verdiği paranın ortalama faizine bakmayı ihmal ettiği açıktı. Banka piyasaya verdiği paranın ortalama maliyetini hızlı biçimde düşürdü. Çağlayan TCMB ve bankalardan “büyümeyi daraltıcı adımlar atmamasını” isterken faizler, ağustos ayının ilk yarısında temmuz ayı ortalamasına göre 1 puan, haziran ortalamasına göre 2 puan, mayıs sonuna göre de 3 puan aşağı düşmüş durumda.
Çağlayan önceki yıllarda bankayı ‘evlere şenlik’ diye tanımlayarak faizlerin aşağı çekilmesini, rekabetçilik kazanmak için kurların da yukarı çekilmesini talep etmişti. Yapıldı; sonunda hem reel sektörün maliyetlerini zıplatan hem de hanehalkının kesesini yakan enflasyon patlaması ile baş başa kaldık. Sonunda banka, faizi bundan dolayı yukarı çekmek zorunda kaldı. Biz de ‘evlere şenlik’ bir fasit daireye geri döndük.