TL Bölgesi hayali

Hayallere gösterdiğimiz heyecanı, gereken koşullar için de gösterebilseydik keşke.

Başbakan Erdoğan’ın Almanya gezisi sırasında katıldığı bir toplantıda, ‘Euro Bölgesi’ne (parasal birliğe) katılmayan Britanya tarafından kendisine aynı şeyin tavsiye edildiğini, hatta “Siz de TL zone kurarsınız” denildiğini aktarıp, kendisinin de bu düşüncede olduğunu anlattı.

İşin politik nezaket tarafına bakarsanız; Euro Bölgesi’ni ayakta tutmaya çalışan Almanya’nın kurtarma fonlarına para aktarıp, zorda olan ülkelerin ortak paradan çıkmalarını engellemek için ter döktüğünü, hatta bunun Almanya için giderek bir kâbus senaryosu haline geldiğini, bu ülkeyi ziyaret eden ve “Euroyu kimse istemiyor zaten” mealinde konuşan Başbakan Erdoğan’ın hatırda tutması beklenirdi.

İşin ekonomik tarafına gelince, ‘TL Bölgesi’ kurulmasının koşulları, yararları ve olabilirliği üzerine kimsenin pek de fazla düşünmediği anlaşılıyor.

Birincisi, Euro Bölgesi gibi bir TL Bölgesi kurulması için önce bu bölge içinde yer alacak ‘gönüllü’ ülkelerin bulunması gerekir. TL bölgesi içine girerek ulusal paralarından vazgeçecek ülkelerin, bundan bekledikleri potansiyel bir kazançlarının olması da beklenir. Hangi ülkeler, ne tür potansiyel kazançları hesaplayarak bu şemsiyenin altına girmek isteyecek? Euro Bölgesi için vardı; başta Yunanistan, İspanya ve Portekiz gibi ülkeler ulusal paralarından vazgeçip, euro şemsiyesinin altına girdiler, bol ve ucuz fonlara erişim olanaklarına kavuştular.

Türkiye’nin çıkarı, TL Bölgesi’ne katılacak ülkelerin kendi dış ticaret rakipleri arasından olmasıdır. Almanya ve Akdeniz kuşağı ülkeler örneğinde olduğu gibi; hem kendisinden ithalat yapan hem de üçüncü ülkelere yapılan ihracatta kendisine rakip olan ülkeler olması.

İkincisi, kendi parasıyla bir parasal birlik (TL Bölgesi) kuracak ülkenin yani Türkiye’nin, parasını istikrarlı kılmak için aynen Maastricht gibi temel ilkelerinin olması beklenir. Bunların başında da enflasyonun öyle ‘tek hane’ kandırmacasıyla değil, fiyat istikrarı seviyesinde yüzde 2-3 oranında uzun süre korunuyor olması beklenir.

Üçüncüsü, o parasal birliğe katılacak ülkelerin de makro dengelerinin istikrarlı olması beklenir. Euro Bölgesi hataları ile bir örnekse TL Bölgesi’ne katılacak ülkelerin maliye politikası da birlik içinde olmalıdır.

Sonuçta, euro gibi TL Bölgesi kurmak için hem bugün savsakladığımız enflasyonu fiyat istikrarı kulvarına sokmamız gerekiyor hem de bu çok zor olan şeyi, yani ulusal paralarından vazgeçecek ülkeler bulmamız gerekiyor; ‘olmayacak duaya amin demek’ gibi!

İşin başka bir boyutu da ‘TL Bölgesi’ kurma düşüncesiyle euroya girmeden TL ile yola devam etme konusunun karıştırılıyor olmasıdır. Türk Lirası’nın çeşitli ülkeler tarafından ödemelerde ya da rezerv para olarak kullanılması, TL Bölgesi kurmaktan farklı bir durum. Bunun için de TL’nin değeriyle oynama çabalarından ve yüzde 6-12 arasında dalgalanan enflasyondan uzak durulması gerekir. Satın alma gücü her yıl yüzde 6-12 değer kaybeden bir parayı kim kullanmak ya da rezerv olarak tutmak ister ki?

Kurduğumuz hayallere gösterdiğimiz heyecanı, gereken koşullar için de gösterebilseydik keşke!