Toplu borç ertelemesine doğru

Euro Bölgesi'ndeki ülkelerin aşırı borçlarının topluca bir 'itfa havuzu' içine alınarak yönetilmesi öneriliyor.

Avrupa’da sular yeniden ısınıyor. Bir taraftan, ‘geçici kurtarma fonu’ olan EFSF’nin yerini alacak olan ‘kalıcı kurtarma fonu’ olan ESM’nin 940 milyar euro olması isteniyor, diğer taraftan ise İspanya ile ilgili kaygılar daha yüksek sesle ifade ediliyor. Her iki gelişme de olası yeni bir dalga ve buna karşı yığınak oluşturma düşüncesinin yansıması. İspanyol tahvillerinin faizi aralık ayında yüzde 6,7 gibi kritik bir seviyeye çıkarken teşvik edici yüklü likidite operasyonlarıyla şubat ve mart aylarında yüzde 5’in bile altına inmişti. Şimdilerde yüzde 5,5’e yaklaştı yeniden.
Peki, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) geride kalan 3 ayda tam 1 trilyon euro parayı 3 yıl gibi uzun bir vade ve yüzde 1 gibi düşük bir faizle piyasaya enjekte etmesi yetmedi mi? Ya da bunun ardından gerçekleştirilen Yunanistan borç takası radikal bir adım olmadı mı? 

Avrupa’daki durumu
doğru okuyanlar açısından sürpriz değil; yetmedi. Bundan iki yıl öncesinde, 50-100 milyar euroluk kurtarma operasyonları yapılırken ‘bazuka’ olarak adlandırılan 1 ya da 2 trilyon euroluk likidite enjeksiyonlarının yapılması halinde bu sorunların çözüleceği düşüncesi dillendirilmişti. İşte bu ‘bazuka’ piyasaya gönderildi ama 3 ay sonra sancılar yeniden başladı. ‘Bazuka’nın sadece ağrı kesici işlevi gördüğü açık.
Para krediye gitmemiş
FT’nin haberine göre; aralık ayındaki 489 milyar euro, şubat ayındaki 530 milyar euro olmak üzere 1 trilyon euroyu aşan likidite enjeksiyonuna karşın Euro Bölgesi’ndeki bankaların reel ekonomiye aktardıkları kredilerde şubat ayında artış değil gerileme oldu. Bu sonuç, yüklüce verilen likiditenin bankalarca yine Avrupa Merkez Bankası’ndaki hesaplarda istiflenmesi bilgisi ile de uyumlu.
Yunanistan’daki borç yeniden yapılandırması, açık olan bir sorunun çözümünde yol alınabilmesi için borç mimarisinin değiştirilmesi ve geri ödeme baskısının ortadan kaldırılmasıydı. İki temel sorun çözülmüş değil; biri Yunanistan, borç yapılandırmasına karşın borcunu çevirme yeteneğine tam kavuşmuş değil, diğeri de Avrupa’daki banka ve finansal kuruluşların sermayelerindeki büyük erozyonun yeniden yerine konulması için kollar sıvanmış değil. En önemlisi, borç sorununda yeni ülkelerin sırada olması bu döngüleri yenileyecek, derinleştirecek. 

Toplu yapılandırma
Boston Consulting Group (BCG), borç sorununda bu biçimde (tek tek, ülke ülke) yol alınamayacağını, Yunanistan’ın borç yapılandırmasında olduğu gibi sadece zaman satın alındığını vurgulayıp Euro Bölgesi’ndeki ülkelerin aşırı borçlarının topluca bir ‘itfa havuzu’ içine alınarak yönetilmesini öneriyor.
BCG, hükümet borçlarında sürdürülebilirlik üst limiti olarak görülmesi gereken yeri, borçlarının GSYH’ye oranının yüzde 60’ı olarak tanımlarken, üzerinde kalan bölümü ‘borç fazlası’ olarak niteliyor. Finans dışı şirketler ile hane halkının borçluluğunda, ‘aşırılığa’ kaçan yerin de borçların GSYH’ye oranı yüzde 90’ın üzerinde olan bölümü olarak tanımlanmış.
BCG’nin hesaplamalarına göre, Euro Bölgesi’ndeki hükümetlerin borç fazlaları 3.7 trilyon euro. Buna finans dışı şirketlerin ve hane halkının 1.4 trilyon euroluk borç fazlasını da ilave edince, toplam 5.1 trilyon euroluk bir toplama ulaşılıyor. Bu borçlar bir havuza alınarak 20 yıl vade ile yapılandırılırsa tedirginlik nedeniyle aşırı yükselen faizler yerine düşük faizle ödenebilir hale gelmesi, bölge için uzun sürecek bir düşük büyüme döneminden kaçınmayı sağlayacak.
Görünen o ki Avrupa’nın büyük likidite ‘bazukaları’ yerine, büyük borç ertelemelerine gitmesi kaçınılmaz olacak; zira bankalara sermaye koymak için de bu yapılandırmaların zorunlu olduğu çok ortada artık.