Ülkenin 'kan tahlili'; ödemeler dengesi

Ödemeler dengesi, ülkenin ekonomisini gösteriyor da, siyasetini ve toplumsal gelişmelerini yansıtmıyor mu? Fazlasıyla yansıtıyor.

Ödemeler dengesi ülkenin ‘kan tahlili’ gibidir; iyi olan da kötü olan da görülür, gidişatın dikiz aynasıdır. İyi bir hikâyeniz varsa orada izleri vardır. Kötü ise de.

Son bir yılda, ödemeler dengesinden izlenen hikâyemiz pek de iyi izler taşımıyor. 

Cari açıkta bir küçülme var; buna sevinmemiz mi gerekiyor? Petrol ve gaz fiyatları düştüğü için buradan gelen bir küçültücü etki var. Buna sevinebiliriz. Ancak, açığın finansmanı tarafında sevimsiz gelişmeler var. “Cari açık küçülüyor” sevinç nidaları yerine, açığın finansmanı tarafındaki küçülmeye bakarak tasalanmamız gerekiyor. Bakın nasıl?

Geçen hafta Ocak ayı verileri yayımlandı. Buna göre; petrol fiyatları yüzde 25 gerilemiş olsa da geçen yılın Ocak ayı kadar bir cari açık vermişiz. Son bir yıldaki cari açığımız, geçen yılın aynı ayındaki kabaca 41 milyar dolardan, bu yıl 31 milyar dolara gerilerken, asıl çarpıcısı ülkemize gelen kayıtlı finansman girişi 7.5 milyar dolara gerilemiş. Bu, bir aylık ithalatın yarısı kadar bir tutar. Açık nasıl mı kapatılmış? 8.4 milyar doları net hata noksan olarak tanımlanan bilinmeyen kaynaklarla, yaklaşık 16 milyar dolarlık da rezerv kaybı ile.

Ödemeler dengesi bize şunu söylüyor; para gelmediği için daha yüksek açık veremiyoruz, zorunlu harcamalarımızı da rezervleri eriterek karşılıyoruz; yani ‘cepten’ yiyoruz.

Ödemeler dengesi, ülkenin ekonomisini gösteriyor da, siyasetini ve toplumsal gelişmelerini yansıtmıyor mu? Fazlasıyla yansıtıyor.

Örneğin 7 Haziran sonrasında ülkede ne yaşanıyorsa ödemeler dengesinde de bunun izleri var. Olmaya da devam edecek. Suriye politikamız neyse turizmde de bunun izlerini giderek daha fazla göreceğiz.

Ocak ayından geriye son bir yıllık dönemde ülkemizden çıkan portföy yatırımlarının toplamı 18 milyar dolar. Bu gelmiş geçmiş tüm zamanların miktar olarak rekoru, hem de cari açığa oranla son 10 yılın rekoru.

Hukukun üstünlüğünü politik gölge ile askıya alan Türkiye, en çok ihtiyacı olan uzun vadeli sermaye girişinde, doğrudan yatırımlarda hiçbir ilerleme sağlayamıyor.

Elimizde kalan ve 2009 küresel krizinden sonra bol para akışının ana damarı olan kısa vadeli sermaye girişlerini de kaybediyoruz. Portföy yatırımlarındaki 18 milyar dolarlık para çıkışının 13.5 milyar dolarlık bölümü Haziran başından Ocak sonuna kadar olan dönemde, yani Haziran seçimlerinden bu yana olan çıkışlardan oluşuyor.

Öyle ki Şubat ayı ortasından itibaren sığ mali piyasalara giren 1.5 milyar dolarlık portföy girişi bile ilgi uyandırdı. Bu girişin de, önceden belirlenen belli kriterlere dayanan bir algoritmaya bağlı biçimde işlem yapan spekülatif işlemciye ait olup olmadığı tartışılıyor bir süredir. Özeti şu; daha önce olduğu gibi bir hikâyeye dayanmıyor olması.

Siyasi bir kriz olan ülkede, seçimler sonrasında reformlarla yeni bir hikâye yaratmak da zordu. Nitekim olmuyor da. 21 Mart’ta üç aylık eylem planındaki 20 kalem eylemin tamamlanması gerekiyordu. Kaçı tamamlandı? Dişe dokunur hangi reform hayata geçti? Güçler ayrılığının felç olduğu, hukukun üstünlüğünün siyasi gölge altında kaldığı, mülkiyet haklarının politik nedenlerle ihlal edildiği bir tabloda mümkün değildi. Olmuyor da.

Türkiye’nin 2001 krizi sonrasındaki hikâyesinin üzerine, her alanda şal örtülmeye başlandı. İhracatı da, turizmi de, sermaye girişleri de bundan nasibini alıyor. Politik kriz ekonomide de kendisini gösteriyor.

Ülkemizde gelen finansman daralırken, olasılıkla 2016 yılında cari açık da yükselmeye başlayacak. Bunun en ana nedenlerinden biri turizm olacak. Geçen yıl Ocak ayında 30 milyar dolara dayanan turizm gelirleri, bu yılın Ocak ayında 26.4 milyar dolar geriledi. Bu yıl, hem Rusya’nın ambargosu nedeniyle, hem de kent merkezlerinde patlayan bombalar nedeniyle çok daha sert etkilenecek. Cari açık büyüyecek.

Tüm bunları çözecek olan da ne yazık ki ekonomi politikası değil. Siyasetin normalleşmesi.