Vade uzarsa kredi faizi de düşer

Türkiye'nin derecelemede yatırım sınıfına çıkmasının olasılıkla en başta gelen yararı şu olacak: Borçlanmalarda vade yapısının uzatılması.

Önceki gün katıldığım bir toplantıda şu soru soruldu: “Merkez Bankası faizleri yüzde 5,65’e kadar düşürdüğü halde neden ticari kredi faizleri buna paralel biçimde gerilemiyor? Hâlâ yüzde 12-13 gibi yüksek bir yerde seyrediyor?”

Bunun için Merkez Bankası’nın faiz koridorunun üst bandını düşürmesine bel bağlayan kesimler olsa da kredi faizlerinde arzu edilen düşüşün finansal sistemdeki yapısal koşullara bağlı olduğunu hesaba katmakta yarar var.

Bunun yanıtını ararken iki temel noktaya bakılmalı; birincisi, bankacılık sisteminin reel sektöre verdiği kredilerin kaynağına bakmak, ikincisi de buna bağlı olarak ne yapılması gerektiği idi. Bankaların görece pahalı olan mevduattan uzaklaşabilmek için ilave yeni kaynaklar bulması gerekiyor. Bunların da uzun vadeli olması gerekiyor.

Bankaların reel kesime verdiği kredilerin ana kaynağı, bankaların tasarrufçulardan topladığı mevduattır. Bankaların bilançosunda kredilerin bilanço içindeki payı yüzde 58, mevduatın ise yüzde 56’dır. Aktifteki ikinci büyük kalem, yüzde 21 ile menkul kıymetler gelirken pasifte yüzde 26 ile banka borçları ve özkaynaklar geliyor.

Kredi faizlerinin düşebilmesi için mevduat faizlerinin de yeterince gerileyebiliyor olması gerekiyor. Oysa Merkez Bankası faizleri yüzde 5,65’e gerilemiş olsa da mevduat faizleri yüzde 8’in altına gerileyemiyor. Ticari kredi faizleri de yüzde 12-13 aralığında seyrediyor. Kredi vadeleri çok uzun iken, TL mevduatların ortalama vadesinin 70.6 gün olduğunu da not etmek gerekiyor.

İkincisi de kredi arzını besleyecek kaynakların çeşitlenmesi ve vadesinin uzaması gerekiyordu. Son dönemde bu alanda olumlu gelişmeler olsa da mesafe alınması zaman alacak. Özellikle bankaların son dönemde yapmış olduğu TL cinsi bono-tahvil borçlanmaları bu sürece katkı veriyor. Ayrıca, dereceleme kuruluşlarının Türkiye’nin notunu yatırım sınıfına yükseltmelerinin olasılıkla en başta gelen yararı bu olacak; Türkiye’deki finansal borçlanmaların vade yapısının uzatılması konusunda büyük mesafeler alınabilecek.

Dün yayımlanan Merkez Bankası Finansal İstikrar Raporu da bu düşünceyi destekliyor. Raporda yapılan derlemeye göre Türkiye’de banka ve şirketlerce yapılan bono ve tahvil ihraçlarında kayda değer bir patlama oldu. 2010 başlarında sadece birkaç milyarlık ihraç yapılmışken 2012 Ekim ayı itibariyle 20.5 milyar TL’lik bölümü bankalarca, 2.9 milyar TL’lık bölümü de şirketlerce olmak üzere toplam 23.5 milyar TL’lik bono ve tahvil ihracı büyüklüğüne ulaşıldı. Nereden bakarsanız bakın, bankacılık sistemindeki TL mevduatların yüzde 5’i kadar bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Bu iyi bir gelişme. Zaman içinde bu tür uzun vadeli borçlanma ve kaynak yaratma geliştikçe, en büyük yararı kredi piyasası görecektir.

İşte yine Merkez Bankası Finansal İstikrar Raporu’nda yer alan bir çalışmada da bu gelişme ile ilgili bir sonuca yaklaşılıyor. Raporda yer alan ‘Türk Bankacılık Sisteminde Faiz Marjı ve Belirleyicileri’ çalışmasına göre faiz marjını (kredi faiz oranı ve mevduat faiz oranı farkı) daraltacak olan gelişme, bankaların mevduat dışındaki kaynakları yaratmasında yatıyor. Araştırmada, ‘aktif plasmanını kredilerle arttıran ve bu piyasada payını arttırma yönünde davranış sergileyen bankaların daha düşük faiz marjıyla çalıştıkları, aktif tarafındaki bu aktiviteyi de mevduat dışındaki diğer kaynaklarla fonladığına’ dikkat çekiliyor.