Yeni araçlar olsa da akışına para politikası devam

Merkez Bankası BDDK'ya alternatif olarak ama kendi inisiyatifinde olan yeni bir makro ihtiyati araç yarattı.

Dün 2013 para ve kur politikasını açıklayan Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, konuşmasına, enflasyondaki sapmaların çoğunlukla döviz kuru oynaklığından kaynaklandığını, ne kadar azaltılırsa fiyat istikrarı açısından o kadar mesafe alınmış olacağını söyleyerek başladı.

İki tür oynaklığa işaret ediyordu. Biri, reel efektif kurlardaki oynaklık, diğeri de kredilerdeki oynaklık. Her ikisindeki oynaklığın enflasyonda oynaklık yarattığını anlattı. Merkez Bankası olarak reel kurlardaki oynaklığı arzu etmediklerini özellikle dile getirdi. Diğer taraftan da Merkez Bankası’nın bir kur hedefi olmadığını vurguladı.

Oysa aynı Merkez Bankası Başkanı, bundan birkaç hafta önce 2003=100 bazlı reel efektif kur endeksi seviyesi 120’nin üzerine çıkarsa para politikası tepkisi vereceğini, 130’a yaklaşırsa görece sert tepki vereceğini açıklamamış mıydı?

İkinci soru da şu: Reel kur oynaklığının enflasyona etki yaptığını, hedeften saptırdığını anlatıyorsunuz ama o reel kurun hesabında enflasyonun kendisi en belirleyici unsur. Son altı ayda reel kurda ortaya çıkan artışın, yani TL’nin değerlenme nedeni nominal kur hareketinden çok enflasyondu.

Hem kurun seviyesini neredeyse nokta olarak söyleyip hem de bunun oynaklığından şikâyet edip enflasyonla mücadelede önemli bozucu unsur olduğundan şikâyet edene Nobel veriyorlar mı?

Şurası açık: Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflemesi gibi bir derdi yok uzunca bir süredir. Bu yüzden, dün yapılan açıklamalar çerçevesinde teyit edilen şey şu oldu: 2013’te politika değişmedi; döviz kuru Merkez Bankası’nın çizdiği bant içinde seyrettikçe faiz bu seviyelerde tutulacak. Bandın üst ucuna doğru hareketlenme olduğunda (kur yükseldiğinde) olasılıkla ‘Rezerv Opsiyon Katsayıları’ gevşetilerek piyasaya döviz girişi sağlanacak, bandın alt ucuna hareket olursa faiz indirimleri ile müdahale edilecek.

İleride ekonomi büyümeye geçtiğinde ve bu durum cari açık kaygılarını yükselttiğinde de dün açıklanan yeni bir politika aracı kullanılacak. O da ‘kaldıraca dayalı zorunlu karşılıklar’.

Makro ihtiyati çerçeve içindeki bu yeni politika aracı, finansal sektördeki aşırı kaldıraçlı kredi büyümesine fren koyacak yararlı bir araç olacaktır. Ancak hem bunun devreye girmesi 2014 Nisan ayını bulacak hem de etkisi minimal ölçüde olacak. Merkez Bankası’nın dün açıkladığı tablolarda, Türk bankacılık sistemindeki 44 banka içinde 12 bankanın kaldıraç oranı yüzde 7’nin altında, bunun da 3’ü yüzde 3 ile yüzde 5’lik kaldıraç aralığında yer alıyor. Kaldıraç oranı 3.5’in altındaki bankaların, ilave olarak kabaca 1 ila 2 puan zorunlu karşılık yükümlülüğü olacak.

Olasılıkla, 2010’da sonucu baştan belli olan parasal deneyin sonradan alınan dersleri ışığında; Merkez Bankası bu yeni aracı yürürlüğe sokarak BDDK’ya alternatif olarak kendi inisiyatifinde olan yeni bir makro ihtiyati araç yaratmış oldu.

Son bir unsur da Merkez Bankası’nın hâlâ iletişim politikasını yoluna koyamamış olması. Çabası da yok. Ama sorarsanız enflasyon beklentilerinin bozulmamasında ‘etkin iletişim politikasının’ da rolü olmuş!

Yılın son Enflasyon Raporu’nu Kurban Bayramı öncesi arife gününde açıklayan banka, 2013’ün para ve kur politikasını da yabancıların tatilde olduğu Noel günü açıklamış oldu. Ama bu denli önemli politika ve iletişim metinlerini, kendisinin bile önem vermediğini düşündürecek biçimde tatile denk getirerek açıklamak büyük başarı değil de nedir?

Yeni bir araç açıklansa da para politikası bildiğimiz gibi devam edecek; akışına!