Yol ayrımında Merkez Bankası

Artık bir yol ayrımına da gelindi; küresel koşullara ve Türkiye'nin finansal yükümlülüklerine bakılırsa böyle sürdürülebilecek bir durumda değiliz. Öyleyse Merkez Bankası'nın statüsü değiştirilmeli.

Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu, Merkez Bankası üzerindeki politik baskının bankanın bağımsızlığının ve kredibilitesinin altını boşalttığı eleştirisi yapıyor. Komisyon, Bankanın bağımsızlığını sağlamak için daha ileri adımlar atılması gerektiğini söylüyor. Komisyona göre, Merkez Bankası’nın yasal statüsü bile yeterli güvenceyi sağlamakta yetersiz kalıyor.

Oysa içeride de, ‘Milli İktisat’ ya da ‘kalkınmacı para politikası’ gibi uydurma şablonlarla Merkez Bankası’nın statüsünün değiştirilmesi, bankanın resmi biçimde siyasetin emrine girmesi düşüncesi seslendiriliyor. Böylece Merkez Bankası’nın hem enflasyonu bir tarafa bırakarak faizleri epeyce indirmesi, hem de çeşitli kesimlere bol keseden kredi vererek parasal genişleme yapması talebi var.

Bu konu 13 yıl boyunca defalarca dile getirildi, Merkez Bankası yönetimlerine kamuoyu önünde siyasi söylemlerle baskı yapıldı ve küçük düşürüldü. Seçimlerden sonra yeni dönemin başlayacağı; hem iktidar partisi içinden, hem de Beştepe’ye yakın çevrelerde dile getirildi.

İşin doğrusu, artık bir yol ayrımına da gelindi; küresel koşullara ve Türkiye’nin finansal yükümlülüklerine bakılırsa böyle sürdürülebilecek bir durumda değiliz. Öyleyse Merkez Bankası’nın statüsü değiştirilmeli.

Ya iddialı biçimde talep edildiği gibi Merkez Bankası’nı siyasetin emrine verecek biçimde yasal değişiklik yapılmalı. Böylece Türkiye, ‘sıfır faizle’ ve bol parasal genişlemeyle bunun olup olmayacağını, işleyip işlemeyeceğini, yararının mı yoksa zararının mı olacağını görmeli. Ki bana göre bunun sonu felaket.

Ya da Avrupa Komisyonu’nun da işaret ettiği gibi Merkez Bankası’nın bağımsızlığı güçlendirilmeli, güvence altına alınmalı. Böylece bağımsızlığı güçlendirilmiş bir merkez bankasıyla uzun vadeli faizleri düşürme ve büyüme için çok güçlü bir destek sağlanabilecektir.

Para politikası kurumu TCMB’yi, ulaştırma hizmeti kurumu TCDD’ye benzetmeye kalkışmak aynı sonuçları yaratmaz, tersine krizin temelini atar. Kısa vadeli faizleri düşük tutmanın, uzun vadeli faizlerin yüksek olmasına yol açtığını geçmiş deneyimlerde defalarca görüldü.

Peki, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı için neler yapılabilir?

Bunların en başında, Merkez Bankası’nın karar alıcı organı olan Para Politikası Kurulu’nun (PPK) yapısı ve görev sürelerinin ele alınması gerekiyor.

Birincisi, faizlerin ne olacağına karar veren PPK üyelerinin durumu şöyle; 7 üyesi var, biri başkan, dört başkan yardımcısı, bir Banka Meclisi üyesi ve bir dışarıdan üye. Banka Meclisi bir özel hukuk tüzel kişiliği olduğu için anonim şirketlerin yönetim kuruluna karşılık geliyor. Para politikası dışında ‘lojistik’ kararları alıyor; personel, bina ve malzeme alımları, hizmetlerle ilgili altyapı unsurlarıyla ilgili kararlar.

Para Politikası Kurul’undaki dört başkan yardımcısı başkanın emrindedir. Başkanın oluru olmadan herhangi bir iş yapamazlar. Başkan ve yardımcıları yedi kişilik kurulda çoğunluğu fazlasıyla sağlıyorlar. Dolayısıyla bağımsızlığın güçlendirilmesine buradan başlanabilir.

İkincisi de, görev süreleridir. Başkan ve yardımcıları, dışarıdan atanan PPK üyeleri 5 yıl görev yapıyorlar. Bu süre, yeniden atanma olmadan daha uzun bir süre yapılmalıdır. Örneğin 8 yıl veya 12 yıl gibi uzun süreler.

Üçüncüsü, atanma ve liyakat kriterleri daraltılmalıdır. Para politikası alanında çalışmış doktoralı, makaleleri atıf alan akademik nitelikli kişiler ile çekirdekten yetişme en az 15 yıl merkez bankası ya da bankacılık alanında deneyimi olan kişiler atanmalıdır.

Dördüncüsü, Hazine tarafından atanan banka meclisi üyelerinin para politikası kurulu üyelerinin çalışma ve kararlarını engelleme olanakları azaltılmalıdır.

Beşincisi, bağımsızlık güçlenirken hesap verme de güçlenmelidir. Başkan ve diğer PPK üyelerinin performansları enflasyona endekslenmeli, 3 yıl üst üste tutturamayan üyeler koltuklarını kaybetmeli ve değiştirilmelidir. Banka yönetimi her yıl Meclis’e brifing değil, hesap vermelidir.

Altıncısı, enflasyon hedefi çekirdek enflasyona endekslenmeli; her yıl ayrı bir hikâye ile ‘gıda fiyatı arttı, tutturamadık’, ‘petrol fiyatı arttı, tutturamadık’ bahanesine fırsat verilmemelidir.

Yedincisi şeffaflık sağlanmalı; PPK toplantı tutanakları açıklanmalıdır. Hangi üyenin karara katıldığı, hangi üyenin katılmadığı belli olmalıdır.