Adalet mi, o artık Alibeyköyspor

Kimse kimseye güvenmiyor. Aslına bakarsanız kendine de güvenmiyor. Kendine güvenmediği için de karşısındakinin de böyle olduğunu düşünüyor. Ama toplumun genel olarak bu noktaya gelmesinde önemli bir doğruluk payı da var; bu ülkede adalet hiçbir yerde tesis edilemiyor, vicdanlarda bile...

Yine aynı kapıları aralıyoruz: “Mutlu son yoktur, sonsuz kaos vardır…” Sezonun boyu kısaldıkça kaotik yapının çapı büyüyor. Yine zirve yarışının ortakları birbirlerini suçluyor, rakiplerinin sahada değil, saha dışında kazandıklarını iddia ediyor. Bu yeni bir görüntü değil, oyunun bu topraklardaki kaderine ve tarifine ilişkin çok çok uzun bir süredir aynı tanımlar etrafında dönüp dolanıyoruz. Malum, elin oğlu sezonu bitiriyor, herkes şampiyonu alkışlıyor, düşenin sırtını sıvazlıyor bizdeyse anın mutluluğunu yaşamak bile sorun; üstüne üstlük eski defterler açılıyor, eski yaraların derinliği daha da artıyor.

Lakin temel bir gerçek var, kimse kimseye güvenmiyor. Aslına bakarsanız kendine de güvenmiyor. Kendine güvenmediği için de karşısındakinin de böyle olduğunu düşünüyor. Ama toplumun genel olarak bu noktaya gelmesinde önemli bir doğruluk payı da var; bu ülkede adalet hiçbir yerde tesis edilemiyor, vicdanlarda bile… Hal böyle olunca, her olayda bilinçaltı haklı olarak devreye giriyor ve hak ile hukukun olmadığını bir şekilde haykırmak istiyor. Siyasette, sanatta, sporda ve bilimum her bir alanda… Tuhaf olan (ya da acı olan) şu, geçmişin mağduru, şimdiki zamanın zalimine dönüşüyor…

Ya adaletin ülke tarihi ve belleğindeki serüveni? Hangi birini sayalım; Dersim. 6-7 Eylül olayları, Maraş, Sivas Madımak katliamları, 1 Mayıs 1977, uzaklara gitmeye gerek yok, Roboski’de kıyılan onca can… Hangisinin faalini bulduk, adalet önüne çıkarttık ya da gerçek cezalarını verdik? Saymaya devam edelim mi; Uğur Mumcu’lar, Ahmet Tanır Kışlalı’lar, Turan Dursun’lar, Muammer Aksoy’lar kimliğinde onca aydın, bilim ve düşünce insanı… Çok uzaklara gitmeye gerek yok, Berkin Elvan demek bile her şeyi açıklamaya yetiyor… Ya da onca cana kıyan bir diktatörün hiçbir hesap vermeden çekip gitmesi ‘Netekim..’ İşin en trajik yanı da isminde ‘Adalet’ olan bir parti yaklaşık 13 yıldır iktidarda ve tesis edemediği adaletin suçunu bir zamanlar işbirliği yaptığı bir ‘Cemaat hareketi’ne atarak durumdan kendini kurtarmaya çalışıyor.

Futbol seyircisi bütün bu tablonun elbette farkında ama farkında değilmiş gibi davranıyor ve hayatın hiçbir yerinde tesis edilemeyen adaleti, sahada arıyor. Onun bu ısrarında belki de kendine ait bir alanın bari adaletli olması isteği yatıyor. Ama bu da olmayacak bir duaya amin demek gibi bir şey; çünkü ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’dan devraldığımız o ünlü mottoyla “Hayat fena halde futbola benzer…”

AVRUPA'NIN ADALETİ: CÜNEYT ÇAKIR

“Tamam buraya kadar ifade ettiklerin soyut şeyler, somuta gel” derseniz, meseleyi pozisyon pozisyon çözemeyiz derim. Hele hele işin içine yanlış bir şekilde yapılanmış ‘Endüstriyel futbol’ düzeni girince işlerin böyle kaotik olması da normaldir. Çünkü sistem artık kendisini iki, en fazla üç takım üzerinden tanımlıyor. Çünkü biliniyor ki sistemin at başı takımları şampiyon olduğunda daha çok gazete, daha çok flama, bayrak satılıyor, daha çok reyting elde ediliyor, rant çoğalıyor. “Elin oğlu farklı mı?” derseniz, kâğıt üzerinde değil, ama oralarda ‘Endüstriyel futbol’un sisteminin hakkaniyetli uygulamadığına dair bir şüphe yok. Farkındayım, yeni bir şey söylemedim, var olan verileri tekrarlayıp durdum ancak önümüzdeki tablo yeni şeyler söyleme fırsatı da sunmuyor ki. Uzun bir süre daha da sunmayacak gibi…

Bence en ironik olan şey şu: Bunca adaletsizliğin yaşandığı topraklarda yetişmiş birinin, dünya futbolunun en gözde vitrini olan ‘Şampiyonlar Ligi’nin finalinde adalet dağıtacak olması. Evet, Cüneyt Çakır’ın zaman zaman içeride farklı, dışarıda yönetim gösterdiğine ben de inanıyorum fakat buna neden olan da içerisinin dinamikleri. Neyse, başarılar Çakır diyelim…

Bir ‘ansiklopedik’ notla bitireyim: Futbolumuzun içinde ‘Adalet’ sözcüğü geçen tek kulübü 1950’de kuruldu. Adalet Gençlik Kulübü, 1951’den itibaren İstanbul Ligi’nde mücadele etmeye başladı, 1959 ve 1959-60 sezonlarında Birinci Lig’de boy gösterdi. 1971’de Alibeyköy Adalet SK ismini aldı, ‘kırmızı-beyaz’ olan renkleri de ‘turuncu-mavi’ olarak değiştirildi. 1980’den itibaren de ‘Adalet’ ismi tarih oldu, kulüp artık Alibeyköyspor ismini kullanmaktadır…