Adaletin bu mu Demirören?

Sorgulanması gereken; 'izin alma' değil, dünyanın gidişatına ilişkin fikirler barındıran birini ekibinde bulundurmayan federasyon yapısıdır.

Türkiye Kupası’nın adaletsiz ve sürekli ‘Büyükler’i kayıran yapısını yıkmak ancak futbolun kendine ait doğasıyla olabilirdi. Hafta içi oynanan maçlarda sanki sahaya ‘görünmez’ bir el indi ve sadece Galatasaray’ın bir hayli yıpranarak atlattığı bu süreçte ‘sistemin iflası’nı hep birlikte izledik. Lakin sistemin koruyucusu konumundaki federasyon, asıl alanı olan futbolda sağlayamadığı adaleti Fethiyespor’un Fenerbahçe maçı öncesi sahaya çıkarken giydikleri ve toplu halde okununca ‘Yüce Atatürk’ ifadesini gördüğümüz tişörtlere ilişkin takımı PFDK’ya sevk ederken öne sürdüğü gerekçeli kararda buldu: “Hepimizin sahiplendiği değerleri sadece kendilerine mal ederek tartışma yaratmak için kullanmaları…”

Bizim Erkan Goloğlu’nun da hatırlattığı gibi mesela ‘Polis Haftası’nda federasyon eliyle bütün takımlar “Polis Haftası’nı kutlarız. Hepimizin canı, malı sizden sorulur…” mealinde pankartlarla sahaya çıkıyorlar. Ee, biz hepimiz polisimizi, canımızı, malımızı koruyan (bazen de mesela ‘Gezi süreci’nde olduğu gibi canımıza kıyan, gözümüzü çıkaran, oramızı buramızı kıran) bu kardeşlerimizi zaten seviyor, sahipleniyoruz. Senin takımların eline tutuşturduğun pankarta ne gerek var, bu değeri sadece kendine niye mal ediyorsun? Onu geç şimdiki Federasyon Başkanı Yıldırım Demirören, Beşiktaş Başkanı’yken İnönü’de oynanan Beşiktaş-İstanbul BB maçı öncesi oyuncularının eline ‘Geçmiş Olsun Sayın Başbakanımız’ pankartı tutuşturmuştu. Keza bazen evlerde zor tutulsa da bu ülkede Başbakan Erdoğan’ı seven ve her türlü acısında ‘Geçmiş olsun’ diyecek koskoca bir kitle var. Demirören bu kitlenin önüne geçerek meseleyi sadece niye kendisine ve Beşiktaş camiasını mal etmek istedi ki?

Neyse, tabii ki skandallar Fethiyespor’la bitmedi, 20. yüzyıldaki özgürlük arayışlarının ve ‘siyah ırk’ın verdiği mücadeledeki en büyük simgelerden biri olan Nelson Mandela’nın aramızdan ayrılmasının ardından cuma gecesi oynanan Galatasaray-Elazığspor maçı sonrası yine federasyonca ‘PFDK’lık’ birtakım eylemler gerçekleştirildi. Ev sahibi takımdan iki isim, Drogba ve Eboue içlerine Mandela’ya ilişkin sevgi, saygı ve veda ifadeleri içeren tişörtler giymişti ve ‘Demirören zihniyeti’ bu kez de (gerekçe öyleymiş) ‘izin almadan’ bu tişörtleri giydikleri için iki futbolcuyu Disiplin Kurulu’na sevk etti.

Aslında burada sorgulanması gereken; ‘izin alma’ değil, aksine dünyanın gidişatına ilişkin fikirler barındıran, “Evrensel konularda ne türden reflekslerimiz olmalı?” diye kafa patlatan, “İnsanlık ailesine buradan nasıl bir katkı sağlar ve bunu futbol üzerinden nasıl geliştirebiliriz?”i düşünebilen ‘Allah rızası için’ bir tane üye, danışman vs. ne derseniz deyin, bu kimliğe sahip kişiyi ekibinde bulundurmayan federasyon yapısıdır. Mandela sadece siyasi kişiliğiyle değil sportif kişiliğiyle de önemli bir karakterdir. Bu federasyonun içinde bir tane bile Clint Eastwood’un bu konuda çektiği ‘Invictus’ (‘Yenilmez’) filmini izleyen ya da haberdar olan kimse yok mu? Malum söz konusu film Nelson Mandela ve ülkenin ulusal rugby takımının kaptanı François Pienaar üzerinden şunu anlatır: Bu iki farklı renk ve kuşaktaki karakteri birleştiren şey hem oyuna olan tutkuları ve yaklaşımları, hem de yeni bir devleti ortak hedeflerle ayakta tutma çabaları. Yani özetle ‘Rugby asla sadece rugby değildir’ demek ister film. Onu geçin, mesela Gullit’i de bilen yok bu federasyonda? En basitinden ‘Avrupa futbolu kültürü’ne sahip sıradan bir seyirci, ‘Hollandalı efsane’nin 1987 yılında aldığı ‘Altın Top’ ödülünü, o zaman hapiste olan Nelson Mandela’ya adadığını hatırlar.

Neyse asıl olarak altını çizdiğim evrensel değerlere futbolla bağlanmak meselesi. Nitekim bu hafta Premier Lig’de oynanan maçların öncesinde Nelson Mandela için saygı duruşunda bulunulmuş. Hollanda’da yaşayan bir arkadaş ‘Twitter’ üzerinden uyardı (@LostInAmstrd), Hollanda Futbol Federasyonu (KNVB) karar almış ve lig maçlarında Mandela için saygı duruşunda bulunulmuş. Federasyonu geçtim, meseleyi futbol üzerinden dillendireyim: Sürekli ‘Premier Lig’deki koşu mesafeleri’, mücadeleci futbol ya da ‘Adamlar nasıl oynuyor?’a özenen ahali (yorumcusu ve taraftarıyla) biraz da oyuna buradan baksın derim.