Aslında elimizi daha iyi kullanıyoruz...

Kötü olan şu, spor dediğiniz şey sadece futbol değil. Evet, dünya çoğu kez bir meşin yuvarlağın etrafında dönüyor ama başarı arayanlara, tutku arayanlara önerilecek başta adresler de var

Ortada hastalıklı bir ilişki olduğu malum… Belki de bizim bildik karakterimizi, genlerimizi yani ‘Karşılıksız aşk’ı ifade ediyor bu oyun… 100 yılı aşkın bir şekilde tutkuluyuz kendisine, ama karşılığında ‘resmi’ açıdan kulüpler düzeyinde tek bir başarımız var: Galatasaray’ın 2000’deki ‘UEFA Kupası Şampiyonluğu…’ Milli Takımlar hanesinde ise ‘2002 Dünya Kupası üçüncülüğü’ ve ‘Euro 2008 üçüncülüğü’…

 Hoş, ben sevginin başarıyla taçlanması türünden bir derdin peşinde değilim ama bunca yatırım, bunca ilgi, bunca medya desteği ve bunca büyük bir sektör… Kötü olan şu, spor dediğiniz şey sadece futbol değil. Evet, dünya çoğu kez bir meşin yuvarlağın etrafında dönüyor ama başarı arayanlara, tutku arayanlara önerilecek başta adresler de var. Üstelik bu adresler çok uzak diyarlarda değil, bu topraklar üzerinde…

 FİLEDE KADINLARIN BAŞARISI

Örnek mi? Filede kadın takımlarımız yine destan yazmayı sürdürüyor. Voleybolu bize ait bir spor dalına dönüştürmeyi çoktan başardılar. Şampiyonlar Ligi seviyesinde ‘Final four’da dört takımdan ikisi Vakıfbank ve Eczacıbaşı. Ki Eczacıbaşı bu coğrafyada çok eski zamanlardan beri basketbol ve voleybolun sevilmesine ve ülke sathına yayılmasına öncülük etmiş bir kulübümüz. Keza Vakıfbank da kadın voleybolumuzun gurur verici sayfalarında en önemli katkıyı yapan ekiplerden… İşin bir de şu tarafı var; kadına karşı her türlü zulmü reva gören bu erkek egemen topraklarda onların attığı her adım özel alkışı hak ediyor.

Öte yandan filede erkeklerde de durum aslında fena değil. Geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde ‘Avrupa ikincisi’ olan Halkbank, ‘Son şampiyon’ Belgorad’ı eleyerek muhteşem bir başarıya imza attı ama bir sonraki turda bir başka Rus takımı Zenit Kazan’a 0-3 ve 3-2’lik maçlarla elenerek ‘Final four’ şansını kaçırdı. Sözün özü özellikle kadın voleybolunda destan yazmayı sürdürüyoruz. Ama bu bizi sevindiriyor mu ya da sporu dair tutkularımızda özel bir anlam ifade ediyor mu, tartışılır elbet…

Nitekim Voleybol Federasyonu Başkanı Özkan Mutlugil, 5 Mart’ta Hürriyet’ten Süleyman Arat’a verdiği söyleşide bu durumun altını şöyle çiziyordu: “Sporumuzun en başarılı branşının hangisi olduğunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Beşiktaş, Liverpool’u eleyip Avrupa Ligi’nde son 16’ya kaldı ve çok büyük bir gündem oluştu. Voleybolda ise Şampiyonlar Ligi’nde kadınlar ve erkeklerde dört takımımız son 6’ya kaldı. CEV Cup ve Challenge Cup’ta da 4 takımımız son 8’e kaldı. Bunlar futbolda olsa medyada nasıl yankı bulurdu acaba?” Nasıl yankı bulduğuna her yeni günde yeterince şahit oluyoruz Sayın Mutlugil…

 

POTADA DA İŞLER İYİ

 

Neyse, bu sezon belki voleybol, başarı anlamında yalnız kalmayacak. Fenerbahçe kadın basketbolunda ‘Final four’u geçen sezon olduğu gibi garantiledi, erkek takımı da Eurolig’de son derece başarılı bir grafik çiziyor. Onların da ‘Final four’a kalması muhtemel. Keza Anadolu Efes’in de en azından kâğıt üzerinde gruptan çıkma -ve sonrasında belki de ‘Final four’- şansı var.

Sonuç? Önümüzdeki tabloya bakıldığında kafamız, ruhumuz, kalbimiz ‘ayak topu’na meyilli olsa da aslında başarılar ‘elle oynanan sporlar’dan geliyor. Yani elimizi daha iyi kullanıyoruz. Ama galiba ideali bütün organlarımızı eşit şekilde kullanabilecek bir spor ve vicdan ortamını oluşturmak… Lakin bu da şimdilik bir hayalden ve temenniden başka bir şey değil…