Baba kapitalist, oğlu Che!

Ahmet Hakan, şampiyonluğu belirleyen derbiden sonra aktardığı izleminde Ali Koç için 'Che edası var' demişti. Baba Rahmi Koç'ta ise 'kapitalist edası' hâlâ sürüyor.

Radikal Yazıişleri’nin cuma öğleden sonraki toplantısında ‘Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanımız’ Jale Özgentürk, cumartesi köşesinde yazacaklarının ipuçlarını ‘Yuvarlak Masa’cılarla paylaşıyordu. Beylikdüzü Migros’un açılışına katılmıştı Jale ve Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç’la yaptığı konuşmayı aktarıyordu. Yunanistan’da dün yapılan seçime ilişkin öngörülerini sormuş ve akabinde Rahmi Bey’in ‘klasik burjuva korkusu’na tanıklık etmişti. Avrupa’da sol rüzgârların sert esmeye başladığını söyleyen Rahmi Koç, Yunanistan’da da sol seçilirse işlerin iyice sarpa saracağını düşünüyormuş ve ‘korkusunun’ gerekçesini de şöyle açıklamış: “Yunanistan’da sol seçilirse eurodan çıkma ihtimali var çünkü solcular kemer sıkmaya inanmıyorlar.” Jale konuyu özetler özetlemez, yanımda duran Gökçe (Aytulu) bana dönerek “Bak sen, oysa Ahmet Hakan, Ali Koç’ta bir Che havası hissettiğini yazmıştı. Oldu mu sol korkusu?” deyiverdi. Evet, Ahmet Hakan geçen sezonun şampiyonluk düğümünün çözüldüğü maça ilişkin izlenim yazısında ‘Locadan insan manzaraları’nı aktarırken Ali Koç hakkında şunları kaleme almıştı: “Localar bölgesine şöyle bir uğradı. Daha sonra aşağıya, tribünlere indi. Taraftarın gösterilerine şık karşılıklar verdi. Edasında bir Che havası vardı. Gerçekten...”
Tarih, burjuvazinin ‘hain evlat’ yetiştirdiğine elbette tanıklık etmiştir. Ama Ali Koç bu denli sınıfsal çizgisinden sapmış mıdır, burası muamma. Evet, Ahmet Hakan’ın da vurguladığı gibi belki ‘beden dili’ Che’yi gösteriyordur ama kalbi her insanda doğuştan olduğu gibi ‘sol’da atıyordur da ruhu kapitalizmden geri dönüş hazırlıklarına ‘henüz’ başlamış mıdır, bilemiyoruz tabii. Bunu zaman gösterecek. Tıpkı ‘3 Temmuz  süreci’ndeki tüm ifadelerinde Nâzım’dan, Ahmed Arif’ten alıntılar yapan Aziz Yıldırım’ın, gelecekte solla bağını nasıl sürdüreceğini de zamanın göstereceği gibi. Benim meseleye bakışım, “Kazanım kazanımdır”. Temennim de ‘Aziz Başkan’ın, “Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe”den ziyade, yine bir Ahmed Arif klasiği olan ‘Demir kapı, kör pencere’den yola çıkarak ‘Dağlarına bahar gelmiş camiamın’ı söyleyeceği günlere doğru ilerlemesi (olası bir “Ne demek şimdi bu?” sorusuna karşılık da “Yargılansa bile tutuksuz yargılansın demek” açıklamasına şimdiden soyunayım).

Kapı bir açıldı mı...
“Açıldı mı kapı / İç de duyar sevinci / Dış da / Pencere içe mi bakar / Dışa mı / Belli mi / Sevgi nereden gelirse gelsin / Girer içeri.” Aynı zamanda bir mimar olan Cengiz Bektaş’ın kimi ‘mesleki özellikler’ de içeren bu çok sevdiğim şiirini yeniden düzenlemek istiyorum: “Açıldı mı kapı / Her cephe anlar mesajı / Dik durmak içe mi bakar / Dışa mı / Belli mi / Korku nereden gelirse gelsin / Girer içeri.” Ve sonra da sözü Ali Akel’e ve ardından da Ayşenur Arslan’a getirmek istiyorum. O kadar...

Günah çıkarma faslındayız galiba
Geçen haftanın en iyi işlerinden biri bizim İsmail’in (Saymaz), ‘HSYK operasyonu’nda ‘Şike so-
ruşturması’ özel yetkili savcısı Mehmet Berk’in Küçükçekmece Başsavcı Vekilliği’ne atanmasının
ardından yaptığı söyleşiydi. 14 Haziran’da Radikal’de yayımlanan söyleşinin internet versiyonunda Berk’in şöyle bir ifadesi var: “Şike sürecinde çıkan haberlerin yüzde 90’ı yalandı.” Keza bu ifadeyi Fenerbahçe yönetimi de daha sonra yaptığı bir açıklamada alıntı olarak kullandı. İşte
bu noktada mesele çetrefilleşiyor. Eğer Berk gerçekten bu görüşteyse süreç sırasında niye bu
haberlerin önünü en azından hukuk yoluyla kesmedi? Bunu basını sansürlemek anlamında söyle-
miyorum; davada adı geçen kulüp ve şahısların isimlerinin kirlen-memesi yönünde hukuki bir ham
leye soyunabilirdi. Olmadı gerektiğinde yalan olarak addettiği her haberi kamuoyu önünde deşifre
edebilirdi. Yani edebilirdi, yapabilirdi. Şimdi “Yüzde 90’ı yalandı” demek bana çok manalı gelmiyor. Eğer ortada bir günah varsa bunu sadece basının üzerine yıkmak meseleyi hem çözmüyor hem de doğru okunmasını sağlamıyor.