Beşiktaş yönetiminin kadınlarla bir sorunu mu var acep?..

Türkiye, futbolu artık sevgiden öte, bir rant kapısı olarak gören bir ülke. Kahve muhabbeti tarzındaki atışmalar büyük medyada birinci sayfa haberi olarak kendisine yer buluyor, televizyonların neredeyse en öncelikli sömürü alanı futbol.

Türkiye, futbolu artık sevgiden öte, bir rant kapısı olarak gören bir ülke. Kahve muhabbeti tarzındaki atışmalar büyük medyada birinci sayfa haberi olarak kendisine yer buluyor, televizyonların neredeyse en öncelikli sömürü alanı futbol. Pazar gecesi oynanan bir maçı çarşambaya, perşembeye uzanan bir süreçte tartışıyoruz. Üstüne üstlük bütün muhabbetler topu topu üç ana takım üzerinde dönüyor. Sezondan sezona farklılık gösterense bir tutam Trabzonspor, bir tutam da o yıl
dişlerini biraz gösterebilen bir Anadolu takımı; Kayserispor, Vestel Manisaspor ya da bu sezon olduğu gibi Sivasspor...
Herkesin çok kolayca ahkâm kestiği, dünyanın en basit kurallarına sahip bu oyuna mesela icatçısı İngilizlerden daha çok vakit ve kafa patlatıyoruz. Keza katıldıkları her organizasyonun doğal favorisi Brezilyalılardan da çok... İşte bu ortamda 'yönetici sınıfı' belirleyici güçlerin başında geliyor. Takımları bir şirket gibi yönetmek, gelirleri ve seyirci sayısını artırmak gibi asli görevlerine karşın çoğunun bir teknik direktör gibi davrandıkları aşikâr. Doğrusunu söylemek gerekirse bu tür davranışlarda bulunan bizden başka kültürler de var elbet. En son ünlü Brezilyalı oyuncu (menajer) Romario de Souza Faria'nın, başkanı Miranda'nın oyuncu tercihlerine karıştığı için Vasco da Gama'daki görevinden istifa ettiğini biliyoruz. Keza zaman zaman İtalya'da da benzer tablolarla karşılaşıyoruz. Ama yine de oralarda bile işin sınırını başkanlar çiziyor; yani parayı bastıranlar. Ama bizdeki futbol histerisi o denli tuhaf boyutlarda ki,
yönetici sınıfı da olaya dahil olup başkandan daha ileri giderek takıma ilişkin öngörülerde ve teşhislerde bulunabiliyor.
Bunun son örneğini de iki gün önce Beşiktaş camiası yaşadı. Asbaşkan Levent Erdoğan, altı maçlık galibiyet serisinin ardından alınan ilk mağlubiyette ağzını bozdu. Hem de ne bozma.
Beşiktaş, yakın bir geçmişte de benzer bir krizi yaşamış ve sonuçta krizin sorumlusu olarak gösterilen Celal Kolot'la yollar ayrılmıştı. O zamanki krizde de meseleyi, yönetimde yer alan kadın üye Gülnaz Arsel'e yönelik hakaretler derinleştirmişti. Anlaşılan Siyah-Beyazlı yönetimin kadınlarla bir sorunu var. Erdoğan'ın son açıklamalarını, kızgın bir taraftarın takımla ilgili ağzına geleni söylemesi olarak da algılamak mümkün. Gerçi bunları yönetici kimliğiyle yapmak ne kadar doğru, ayrıca eleştirdiğin futbolcularla yüz yüze gelmek ve en azından sezon sonuna kadar aynı hedeflere yönelebilmek nasıl bir duygu, orasını bilemeyeceğim. Ama Erdoğan'ın açıklamalarındaki "Bayan takımı gibi futbol oynanıyor. Çaba ve mücadele yok. Herkes antrenman maçında oynar gibi sahaya çıkıyor. Sanki kilo vermeye gelmişler" ifadeleri fazlasıyla düşündürücü. Bu ifadeler yazı dilinde nezaketini koruyor ama çok iyi biliyoruz ki 'taraftar söylemi'ndeki açılımı 'Karı gibi oynamayın lan'dır.
Doğrusu bu zihniyetin Beşiktaş gibi bir kurum içinde resmi ağız olarak düşüncelerini dillendirmesi elbette üzücü. Ama öte yandan yukarıda da ifade ettiğim gibi Gülnaz Arsel krizindeki bilinçaltı bir kez daha
kıyıya vurmuştur. Bilebildiğim kadarıyla Beşiktaş'ın bayan futbol takımı yok. Bu durumda aslında Erdoğan'ın kıyas düzlemi de yok. Ayrıca asbaşkan bayan futboluyla ne kadar ilgili bilemiyorum ama gününde bir Almanya'yı, İsveç'i, Norveç'i ya da ABD'yi durdurmanın zor olduğunu bütün futbolseverler biliyor. Bu durumda Beşiktaşlı futbolculara düşen de bu takımlarla bir maç alıp, kendi kalitelerini göstermektir... Malum, 'Bu kafayla AB zor', 'Bu kafayla Malezya zor', 'O zor bu zor' denir... Ama bu kafayla Beşiktaşlı duruşu da zor galiba...