Biliç ve Oğuzhan'ın izlemesi gereken film!..

Sinema yazarı Uğur Vardan, Trabzonspor'un sezona fırtına gibi başladığı 2011'de Şenol Güneş'e izlemesi için 5 film önermişti. Güneş filmleri izledi. Ve o sezon neler yaşandığını hepimiz biliyoruz. Vardan şimdi de Biliç için bir liste hazırladı ve gönderdi. O filmleri izlerse bu sezon neler olacak tahmin bile edemiyoruz... Buyurun, hikayeyi bir de Vardan'ın kaleminden okuyun...
Biliç ve Oğuzhan'ın izlemesi gereken film!..

Sanırım Ocak 2011 sonuydu. O zamanlar Ntvmsnbc’de çalışan genç kültür-sanat muhabiri Yusuf Cömert arkadaşımız, hazırladıkları ‘N5’ adlı program için bir ‘Sinema-spor yazarı’ olarak benden ‘En iyi beş futbol filmi’ seçkisi yapmamı istemişti. “Ondan kolay ne var?” demiş ve naçizane en beğendiğim yapımlardan ‘Beşlik’ bir liste çıkarmıştım. Liste 1. Cehennemde İki Devre, 2. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, 3. Ultra, 4. Looking for Eric, 5. The Damned United diye sıralanıyordu. Program daha sonra NTV Spor’da da yayınlanmıştı.

O dönem, bizim Radikal Spor’dan eski elemanımız Halil Yazıcıoğlu, Trabzonspor’un çevirmeniydi. Sevgili Şenol Güneş’i de çok eskiden tanırım (laf aramızda çocukken, 1977-78 yıllarında yazları Bordo-Mavililerin Uludağ’daki kamp zamanları bazı idmanlarda peşlerinden malzeme taşıyan tek çocuk bendim. Yanına gider sürekli muhabbet kurmaya çalışırdım, tabii ki o zamanlardan değil, basındaki teşriki mesaimdendir muhabbetimiz).

Şenol hoca ekranda beni görünce Halil’e, “Şu bizim ‘Sakallı’ya söyle de bahsettiği filmleri göndersin, bir izleyelim” demiş. Çok geçmeden toparladım listedeki filmleri, Trabzon’a gönderdim. O dönemde de aklımdan şöyle bir fikir geçti; “Hani bazı genel yayın yönetmenleri vardır, ‘Sabah telefonum çaldı. Arayan başbakandı, bakandı, genelkurmay başkanıydı vs...’ diyerek kendi öneminin altını çizen yazılar kaleme alırlar ya, ola ki Trabzonspor o sezon şampiyon oldu, ben de ‘Şenol hocaya gönderdiğim filmleri kampta seyrettirmiş, takım buralardan aldıkları ilhamla şampiyon olmuş’ türünden gırgır bir yazı kaleme alırım…” diye. Lakin şansa bakın ki, o sezon futbol tarihimizin en belalı sezonu oldu, kimilerine göre ‘Şikeli’, kimilerini göre de ‘Temiz’ bir sezon olarak kayıtlara geçti. Ben de sonrasında meseleyi başka bir kılıfa büründürerek Halil’i aradım ve şunları söyledim: “Filmler uğurlu gelmedi, şampiyonluğu kaybettiniz…” (Ne olur Bordo-Mavili taraftarlar bu noktada araya girerek ‘Ama biz zaten şampiyon olduk’ demesinler, ben hali hazırdaki ‘Resmi’ kayıtlar üzerinden konuşuyorum!)

‘HAYAT FENA HALDE FUTBOLA BENZER'

Halil (Yazıcıoğlu) artık Beşiktaş’ın çevirmeni. Geçen sezondan beri (meslektaşları Emre Demirtaş ve Arda Kabaklı’yla birlikte) takımdaki futbolcuların ve de teknik direktör Biliç’in bu ülkedeki eli ayağı adeta... Bir-iki hafta önce Halil, Biliç’e seyretmesi için ‘Sherlock Holmes’ (hani şu Benedict Cumberbatch-Martin Freeman ikilisinin Holmes ve Watson’ı canlandırdıkları versiyon) dizisini önermiş. Hırvat teknik adam da diziyi izlemiş ama beğenmemiş. Bunun üzerinden de Halil’imize yüklenerek, “Senin sinema zevkin bu mu, artık sana hiç güvenmiyorum” demiş. Halil bir nevi elimizde büyüdü, sadece kendi çocuğumuz olduğu için demiyorum, entelektüel birikimi üst düzeydedir. Sinema zevki de benzer şekilde çok gelişkindir. Lakin bu ‘Yedinci sanat’ konusu zaten ‘Trenin Paris Garına Girişi’nden beri görecelidir, Biliç’in dünyanın göklere çıkardığı bir diziyi beğenmemesi de normaldir (ki ben de iki bölüm izlemiş ve yer yer abartılı bulmuştum). Ama Halil, hocanın bu yaklaşımına içerlemiş (!), sinema zevkinin kalibresini Biliç’e göstereceği bir hamlenin peşine düşmüş. Geçenlerde de dolaşırken DVD vitrinlerinde henüz piyasaya yeni çıkmış olan ‘Ken Loach’un toplu eserleri’ne gözü takılmış. Malum Loach, ‘İngiliz işçi sınıfının gür sesi’dir. Son seçki de üstadın toplam dokuz filminden oluşuyor. Naçizane ben de ‘Bir Film’in çıkardığı bu set için uzun bir ‘Loach kimdir, nedir?’ yazısı kaleme aldım. Halil yazıyı görmüş, e beni aradı, “Abi sinemasal prestijim için bu seti alıp Biliç’e hediye edeceğim, ne diyorsun?” dedi. “Valla” dedim, “madem kendileri bir sosyalist. Futbolculuk döneminin önemli bir bölümünü de İngiltere’de geçirdi, söz konusu işçi sınıfını da yakından tanır. Loach desen hem sinema üstadı hem de her filmine bir şekilde futbol sızar. En doğru ismi bulmuşsun…”

Önümüzdeki hafta içinde bu filmler sevgili Biliç’e ulaştırılacak… Ben naçizane, üstadın ‘Looking for Eric’ (Türkçe’ye ‘Hayata Çalım At’ diye çevrildi) filmini, hocanın bütün takımla birlikte izlemesini ve özellikle öykünün ana karakteri hayat yorgunu postacının hayranı olduğu Cantona’ya yönelttiği “En unutulmaz futbol anın hangisiydi?” sorusuna Fransız yıldızın verdiği cevaba odaklanmalarını öneririm. Bu cevabın özellikle Oğuzhan’ı birinci elden ilgilendirdiğini düşünüyorum…
Bir başka futbol filmi klasiği ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ın o ünlü vecizesiyle bitirelim: “Hayat fena halde futbola benzer…”