Çelişkidir bizi biz yapan

Bu coğrafyanın insan profili kaotik bir düzende var olabi-liyor ve en önemlisi hayatını bile, kaos ve çelişkiler üzerine kuruyor, kurmak zorunda bırakılıyor.

Milli Takım’ın, nadir olarak katılabildiği organizasyonlardan biri olan 2002 Dünya Kupası’ndaki performansı kuşkusuz övgüyü hak ediyordu. Zaten alınan ‘resmi’ unvan da (‘Dünya üçüncülüğü’), sahada verilen mücadelenin kürsüdeki ifadesiydi bir bakıma. O dönem, takımın ortaya koyduğu strateji üzerine kafa patlatanlardan bir kısmı (Yanlış hatırlamıyorsam deyimin öncüsü Mehmet Demirkol’du), oyun düzenini tarif ederken ‘Kaos futbolu’ tanımına başvuruyordu. Bu üslup, Galatasaray’ın 2000’deki sonu mutlu biten uzun ‘UEFA Kupası yürüyüşü’nde de zaman zaman kıyıya vurmuştu. Söz konusu futbol mantığı ve ruhu, aslında ülkedeki toplumsal hayat dinamiğinin de bir anlamda ifadesiydi. Çünkü bu coğrafyanın insan profili kaotik bir düzende var olabiliyor ve en önemlisi hayatını bile, kaos ve çelişkiler üzerine kuruyor, kurmak zorunda bırakılıyor, zaman içinde de bu ‘hal ve gidişat’tan neredeyse zevk alır hale geliyordu.

Önceki gün Diyarbakır’da yaşanan gelişmelerin en basit tarifi “barışa bir adım daha’ydı. Simgesel tarifini Tayyip Erdoğan, Mesut Barzani, Şivan Perwer ve İbrahim Tatlıses’li fotoğraflarda bulan bu manzara Diyarbakır’da yaşanırken (çizgi roman diliyle söylersek) ‘aynı anda’ İstanbul’da, Çağlayan Adliyesi’nin önünde bambaşka bir gelişme oluyordu. ‘Gezi Direnişi’ sırasında Okmeydanı’nda bakkala ekmek almaya giderken polisin attığı biber gazı kapsülünün başına isabet etmesi sonucu yaralanan ve tam 155 gündür komada olan 14 yaşındaki Berkin Elvan için ‘adalet’ çağrısı yapanlara polis izin vermiyor, her zamanki yöntemlerine başvuruyordu. Yani ‘doğu’da barış, ‘batı’da dayak vardı ve bu ‘İleri demokrasi’nin bir ifadesi oluyordu (ya da ‘Medeniyetler Çatışması’).

Her uzun iktidar gibi AKP de eskimeye, sistemin bilinen reflekslerine daha fazla sahip çıkmaya, giderek devletçi bir mantığın esiri olmaya ve ele geçirdiği kaleleri geri vermemek için adeta, sürekli çelişkiler üretmeye başladı. Hoş “Bunlar yeni değil, AKP uzun süredir böyleydi” diyenler çıkabilir ve onlara da hak veririm. Lakin iktidarın sürekli çelişkiler yumağında boğuşması, bize özgü ‘çelişki kotalarımızı’ bile çoktan aştı.

Geçen haftanın bir başka çelişkili meselesi ‘dershaneler’ konusuydu. Bugüne kadar iktidarın birçok uygulamasına sesini çıkarmayan, çıkarmadığı gibi neredeyse destek veren ‘Cemaat’, iş kendi meselesine gelince ‘demokrasi’yi hatırladı ve hükümetin dershaneler konusundaki tavrını ‘darbeci’ olarak nitelendirdi. Bu hamleyi de ‘cemaat’in ‘çelişkiler zinciri’ne naçizane bir katkısı olarak kabul edeceğiz sanırım. Keza bu kesimin basındaki ifadesi olan Zaman gazetesi, bilindiği gibi bir süredir ‘Zaman kardeşlik zamanı’ sloganıyla bir reklam kampanyası yürütüyor. Bu kampanyanın ‘billboard’lardaki görsel malzemelerinden birinde bir Gezi eylemcisiyle polisin yan yana pozu var ve bize bu kareden de bir ‘kardeşlik’ mesajı sunuluyor. Bu konu özellikle sosyal medyada çok tartışıldı, eskitildi lakin ben şunun altını çizmek istiyorum: Gezi sırasında ve yakın sonrasında başlatılan ‘Cadı avı’nda hatırlanacağı gibi direnişe katılan çok sayıda insan gözaltına alınırken gaz maskeleri ve gözlükler ‘suç aleti’ sayıldı. Yetmedi, çok sayıda insan direnişe katıldığı için işinden oldu. Zaman, mesela bu ‘suç aletleri’ için “Böyle hukuk olur mu?” türünden bir tavır geliştirdi mi ya da işinden olanlara ilişkin bir hamle, haber yaptı mı ki şimdi o dönemin simgesel ifadelerini reklamında malzeme olarak kullanıyor? Çelişkiler bitmiyor tabii…

Bir başka örnek yine geçen haftadan. Başbakan Erdoğan, Ankara Gazi Üniversitesi’nin Gölbaşı arazisinde düzenlenen fidan dikim töreninde konuşurken yeşile bezenmiş bir çevreden özgür fikirler doğacağını söyledi ve ekledi: “Biz çevreciyiz be. Kimse bizimle çevrecilikte yarışamaz.” Konuşmanın en ilginç yanı söz konusu projenin temmuz ayında başladığına dair yapılan vurguydu. Bilindiği gibi temmuz Gezi’nin izlerinin hâlâ sürüldüğü, ülke gündeminin direnişin etkisiyle harmanlandığı dönemdi. Bu aşamada böyle bir projeye mi girişilmiş? Velev ki girişildi, demek ki ‘Gezi efekti’, çevreci çabalar hükümet politikalarına da yansımış. Ama olan onca cana, kaybedilen uzva, şiddete uğrayan, işinden olan onca insana oldu. Ya da bu çelişkiler toplamında geldiğimiz noktada, Erdoğan’ın o klasik söylemine bırakıyoruz mikrofonu: “Çevreciliği de iyi biliriz.”