Dinlemedeyim, tamam!

Dinlemeye her zaman bayılan bir ülkenin ahfadıyız ama arada yitip gidenlere ne olacak? Birbirimizi dinlemeliyiz ama yalan yanlış değil...

Son dönemin en eğlenceli haberiydi ‘Deyyus-Zeus’ komedisi... Ama eğlenceli olduğu kadar da en acıtıcılarından biriydi. Malum Oda TV iddianamesinin ek delillerinin bulunduğu klasörde yer alan bir dinleme kaydında dava sanığı Nedim Şener’in, Uğur Dündar’la arasındaki telefon konuşmasında, “En içten dileklerimle sizi selamlıyorum Yüce Zeus” hitabı, söz konusu dinlemeye ‘kulak misafiri’ olan polis memurunca ‘Deyyus’ olarak anlaşılınca, hem polisimizin eğitim düzeyi hem de hukuk sistemimizin güvenilirliği bir kez daha gözler önüne serildi. Neyse o top geçmiş, önümüzdeki acınası durumlara bakalım. Bakalım da, bir de ‘özeleştirimizi’ yapalım. Bir kere Batı’ya öykünmekten vazgeçelim. Öncelikle Yunan mitolojisinden ilham almak yerine ‘Dede Korkut’un güzelim masallarından kendimize unvanlar seçelim: Boğaç Han’lar, Deli Dumrul’lar, Bamsı Beyrek’ler varken Zeus’larla, Apollon’larla kafa karıştırmak niye? 

Hitap zor zanaat
Öte yandan bazı ‘hitap’lara da başvurmayalım. Mesela ‘İmparator’ denince Fatih Terim, ‘rahmetli’ Nejat Biyediç, Oğuz Çetin ya da İbrahim Tatlıses akla gelebilir. ‘Sultan’ ayrı bir sorun, işin ucu ‘Filenin Sultanları’na kadar uzanıyor. ‘Kral’ deseniz, buradaki asıl dert ortalıkta ‘Kraldan çok kralcı’ kaynaması. Dolayısıyla ‘Dede Korkut’tan şaşmamak gerek.
İşin ‘Eğitim şart’ kanadına gelince de büyüklerimiz çeşitli vesilelerle polisin eğitim düzeyinin yüksekliğine vurgu yapıyor. Demek ki iş eğitimle bitmiyor, içerik de gerekiyor. Bana sorarsanız çözüm, bilgi yüklü bir tipolojiden çok, vicdana dayalı bir modelde yatıyor. Çok uzaklara gitmeyelim, 2006 Alman yapımı ‘Başkalarının Hayatı’ (Das Leben der Anderen) adlı filmde, Doğu Alman döneminde dinlediği hayatlara ortak olan ve nihayetinde vicdanıyla hareket eden bir polisin öyküsünü biraz da içimiz parçalanarak izlemiştik. Evet, kulağımızı duvara dayayarak ‘Komşuda neler olup bitiyor?’, dinlemeye her zaman bayılan bir ülkenin ahfadıyız ama arada yitip gidenlere ne olacak? Nedim, Ahmet ve diğerlerinin hayatları, nicedir ‘Yanlış dinlemeler’in ve ‘Yorum farkları’nın eseri olarak zehrediliyor. Evet, birbirimizi dinlemeliyiz ama yalan yanlış değil...

Elmaların yongası
Geçen haftaya ‘Ahir zaman peygamberi’ Steve Jobs’ın ölümü damgasını vurdu. Ekranlar yarıya indi, gazete sayfaları ve TV’ler bu iletişim dehasının vedasını çok sayıda yazı ve haberle okurlarına duyurdu. Hatırlanacağı gibi Jobs’la birlikte ‘Gökten üç elma düştü’ tekerlemesi bambaşka bir anlam kazanmıştı. İddiaya göre Âdem, Newton ve Jobs’ın başına düşen elmalar, insanlığın tarihini değiştirmişti. Şu aralar gösterimde olan “Bir Zamanlar Anadolu’da” vesilesiyle de Nuri Bilge, bir başka elma serüvenini belki insanlık tarihine değil ama sinemada metafor çözme meraklılarının dağarcığına çoktan soktu bile. Yani anlayacağınız elmalar dört oldu...

Türk Telekom ‘Islık’ Arena
Galatasaray’ın yeni mabedinin ıslıksız maçı yok. Malum, daha Türk Telekom Arena’nın açılışında Başbakan Erdoğan ve dönemin TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar ıslıklanmıştı. Daha sonraki dönemdeki ‘Islık vakası’nın muhatabı Kazakistan maçında sahaya kaptan olarak çıkan eski Galatasaraylı, şimdinin Fenerbahçelisi Emre Belözoğlu oldu. Stattaki son randevuda ise önce konuk takım Almanya’nın milli marşı, sonra da ‘Üç efsane’ Rüştü Reçber, Bülent Korkmaz ve Hakan Şükür’e plaket veren Futbol Federasyonu Bakanı Mehmet Ali Aydınlar ıslıklandı. Umarız yarın Milliler alacakları olası bir ‘kötü’ sonuçla ‘kardeş’ ortam hazırlamazlar.