En çok istek alan parçamız ?Asabiyim ben?

Pazartesi günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonominin gidişatıyla ilgili bir basın toplantısı düzenliyor. Başbakan görüşlerini açıkladıktan sonra ?soru-cevap? faslına geçiliyor.

Pazartesi günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonominin gidişatıyla ilgili bir basın toplantısı düzenliyor. Başbakan görüşlerini açıkladıktan sonra ‘soru-cevap’ faslına geçiliyor. Bu arada Reuters muhabiri, başbakanı ‘sinirlendiren’ bir soru yöneltiyor. Peşi sıra bir başka muhabir sorusunu sorarken aynen şu ifadeyle girizgâh yapıyor: “Şimdi siz bana kızacaksınız ama...”
Gazetede, açık televizyon ekranından bütün olan bitene göz ucuyla bakarken
birden kendini Fatih Terim’in basın toplantılarındaymışım gibi hissediyorum. Kazanılan
maç sonrası olanlardan bahsetmiyorum tabii ki; ola ki yenildik ya da ‘İmparator’ tıpkı Çek Cumhuriyeti maçı sonrasında olduğu gibi ‘Aldınız mı ağzınızın payını’ psikolojisiyle girdiği bütün basın toplantılarında, bu tür bir negatif enerjiyi salona yayar ve diyelim ki biri bütün cesaretini toplayıp sorusunu sordu, bir ateş parçasına dönüşerek öfkesini kusar.
İlginçtir, Başbakan’ın basın toplantısıyla aynı günde Manisa-Turgutlu’da da eski TBMM Başkanı Bülent Arınç AKP Kongresi’nde bir çiftçiyi öyle bir azarlayor ki, 65 yaşındaki
adamcağızın “Ben AKP’liyim, sizden çare bekliyorum” türü bir şeyler söylemesi durumu kurtarmıyor. Arınç, devamında da “Kalk ayağa” diyor ve finali “Beni oruçlu ağzımla
konuşturma, çık dışarı” ifadeleriyle noktalıyor. Salondaki AKP’li görevliler de çiftçiyi çekiştire çekiştire dışarı çıkarıyorlar. Sahi AKP’lilerin o çok kızdıkları ‘asker’ tavrına soyunmalarına ve ‘Nöbetçiler, atın şunu dışarı’ ruh durumuna girmelerine ne diyeceğiz?
Neyse, günümüz iktidarlarının (bizdekileri kastediyorum tabii ki) ne yazık ki böyle bir sorunu var. Çok çabuk kızıyorlar, sinirleniyorlar ve bazen de Erdoğan ve Terim gibi ağızlarını bozuyorlar. Ama var olan düzen içinde Erdoğan ağzına biber sürecek bir kurum yok. Lakin Terim konusunda biraz daha şanslı olabilirdik ama sağolsun ‘İmparator’a çekidüzen vermesi gereken merci olan futbol federasyonunun da böylesi cesaretten yoksun olduğunu hepimiz biliyoruz. Dün bu sayfalarda İbrahim Altınsay, genel resmi çok da güzel tasvir etti. Yazdıklarına eklenecek pek bir şey yok, ama belki de bu tablonun detaylardaki yansımalarından bahsedebiliriz.
“Hadi, amcaya nasıl küfür ettiğini göster bakalım” pohpohları eşliğinde eve gelen
misafirler için erkek çocuklara ‘şov’ yaptıran bir ırkın ahvadı olarak, iş ergenliğe, oradan da
yetişkinliğe evrildiğinde, hele ki koca bir stat ortamında korolar halinde edilen küfürleri engellemek zor oluyor tabii ki. İşte bu ortamda kabak da bazen futbolculara patlıyor. Son
olarak geçen haftaki Eskişehirspor-Sivasspor maçında Abdurrahman Dereli, yaptığı bir el kol hareketi ve sarfettiği bir cümle sonucu oyundan atıldı. Abdurrahman maç sonunda, “Hakeme verdiği karardan sonra ‘Hadi lan’ dedim ve atıldım” türünden bir savunmaya geçti.
Futbolun patronu konumundaki Mahmut Özgener, Ömer Çatkıç’ın Galatasaray taraftarlarıyla giriştiği ‘düello’dan yenik çıkarak atıldığı ve hakeme ‘Yukarıda Allah var” diyen Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel’le birlikte damgasını vurduğu üçüncü hafta sonunda, “Tribünlerimizde çok küfür var” şeklinde bir serzenişte bulunmuştu. İyi de sev
gili Özgener, senin milli takımın başında bir ‘küfürbaz’ var, hadi onu geçtik. Küfür bu toplumun gerçeği ve TRT ağzıyla yabancı film ve dizilerin diyaloglarını ‘Kahretsin’, ‘Hay Allah’ şeklinde çevirmek, ya da çizgiroman ‘lehçesiyle’, ‘Hay bin kunduz’, ‘Canını albızlar alası’ demek meseleyi çözmüyor. Ama asıl olarak en son Belçika maçında senin teknik direktörün rakip teknik direktöre defalarca ‘horozlandı’ ve defalarca beden diliyle “Hadi lan” dedi. Tamam, tahrik vardı, şu vardı, bu vardı; gerekçeler çoğaltılabilir ama temel olarak ‘Türk misafirperverliği’ nedense kaybettiğimiz maçlar sonrası Saracoğlu’nda işe yaramıyor (bakınız ‘Kasım 2005 İsviçre Meydan Muharebesi’).
Bu durumda da, oynadığı futbolla kendisini beğenmesini beklediği ve Milli Takım’a çağırmasını umduğu kişi Terim’se, Abdurrahman Dereli’nin ‘Hadi lan’ demekten başka çaresi kalıyor mu? Çünkü içinde bulunduğumuz futbol kültürü, bu tür hareketler sonrasında ‘Oynayın’ diyor. Ama sadece Terim için bu kararın uygulanması, iş futbolculara gelince hakemin elinin kırmızıya gitmesi, hem kafa karışıklığı yaratıyor, hem de adalet duygumuzu zedeliyor.