En 'sakallı' 11'ler...

Benim futbolla ilk olarak ilgilendiğin dönem 1973-74 sezonuydu ve o yıllarda biraz da '68 ruhu'nun bütün dünyada yarattığı özgürlük rüzgârlarından olsa gerek içeride, gerekse dışarıda favorili, uzun saçlı, bazen de sakallı futbolcu tiplemeleri çokçaydı.
En 'sakallı' 11'ler...

Tim Howard.

Bilimde ve de özellikle sanatta bir eserin değerini tanımlamaya çalışırken, kısa ama çok önemli kıstaslar barındıran bir tarife soyunuruz: ‘Yerelden evrensele…’ Bu küçücük tanımlama, içeride söylediğiniz bir sözün, yaptığınız bir buluşun, yaklaşımın, heyecanın, ifadenin kendinize özgü bir yapıdan insanlık tarihinin genel mirasına eklenmesi yolundaki çabasına işaret eder. Geçen hafta tam da bu tarife uyan ama karşılığında pek de olumlu (!) yansımaları olmayan iki açıklamaya şahit olduk. Biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Amerika’yı Kolomb’tan önce Müslümanlar keşfetti” teziydi, diğeri de Gençlerbirliği Başkanı Cavcav’ın, “Ben 80 yaşındayım, her gün traş oluyorum” yaklaşımından yola çıkarak takımında ‘Sakallı’ oyuncu istememesi ve tezini de “Burası ‘İmam Hatip’ mi?’ şeklinde gerekçelendirmesiydi. Erdoğan’ın da Cavcav’ın da sözleri ‘yerel’den ‘evrensel’e yankı buldu, uzun süre tartışıldı. Cumhurbaşkanı’nın Vikingler’i de atlayarak ‘Keşifler tarihi’ne yaptığı bu katkıyı aklımızın bir kenarına koyup mesele futbol dahilinde olduğu için Cavcav’ın yaklaşımına el atalım. Bir yandan ülkedeki neredeyse bütün okulların iktidar tarafından ‘İmam Hatip’e çevrilmeye çalışıldığı bir dönemde böylesi bir çıkış elbet ilginç tabii ki. Lakin bu da başka bir tartışmanın konusu diyerek en azından ‘şimdilik’ es geçelim ve ‘Sakallı futbolcular’ meselesine bakalım.

Benim futbolla ilk olarak ilgilendiğim dönem 1973-74 sezonuydu ve o yıllarda biraz da ’68 ruhu’nun bütün dünyada yarattığı özgürlük rüzgârlarından olsa gerek içeride, gerekse dışarıda favorili, uzun saçlı, bazen de sakallı futbolcu tiplemeleri çokçaydı. Bugün, o dönemin tanığı olan ve çoğu yazı-çizi, yorumculuk ve dahi teknik direktörlük işlerinde karşımıza çıkan bu simaların gündelik pratiklerini ve olaylara yaklaşımlarını görünce aslında her şeyin görüntüde olduğunu hemen anlıyorsunuz. Ama olsun, o bile ayrı bir güzellikmiş.

Neyse Cavcav’dan aldığım ilhamla bizden ve de dünya futbolundan ‘Sakallı 11’ler yapayım fikrinin peşine düştüm ve iki takım oluşturdum… Bu iki takımı da sizlerle paylaşayım dedim. Kuşkusuz herkesin 11’i farklı olabilir, buyurun benimkilere…

ÖNCE 'BİZİMKİLER’

Yerli ‘Sakallı 11’: Yasin Özdenak, Toprak Kırtoğlu, Erhan Önal, Egemen Korkmaz, Ercan Koloğlu, Metin Kurt, Uğur Tütüneker, Rıdvan Dilmen, Arda Turan, Faruk Yiğit, Cevdet Çapar…

Burada kimi kişisel notlar düşmek istiyorum. Benim hatıralarımdaki ilk sakallı futbolcumuz Yasin Özdenak ve ‘Rahmetli’ Metin Kurt’tu. Bu ikiliye daha sonra Rıdvan Dilmen dahil oldu. Sunduğum 11’in içine ‘Rahmetli’ Vedat Okyar’ı eklemek mümkün ama sanırım ‘O güzel abimiz’ faal futbolculuk döneminin sonlarına doğru sakal bırakmıştı. Günümüzde ise Arda Turan’ın yanı sıra Olcay Şahan da sakalla özdeşleşmiş kimliklerden. Ümit Karan ise her daim ‘Top sakallı’ olarak zihinlerimize yerleşti. Yerli 11’i Slaven Biliç çalıştırabilir diye düşünüyorum…

İşin yabancı ayağına gelirsek, onların 11’i de şu isimlerden oluştu: Tim Howard, Manfred Kaltz, Alexi Lalas, Eric Gerets, Sergio Batista, Socrates, Andrea Pirlo, Raul Meireles, Paul Breitner, George Best, Alessandro Altobelli…

Bu cephede de benim için ilk sakallı futbolcu siyasi çıkışlarıyla tanınan (‘Maocu’ydu kendisi) Breitner’di. Sonrasında Socrates, Gerets ve Batista her daim zihinlerimizdeydi. Gerd Müller de zaman zaman sakal bırakırdı. Ayrıca kadroya Xabi Alonso, Abel Xavier ve Olof Mellberg’i de eklemek mümkün. Bu takımı da sanırım Pep Guardiola’ya teslim etmek en doğrusu olacak…
Son bir not: Vakti zamanında Dünya Kupası 1978’in şampiyonu Arjantin’in kaptanı Daniel Passarella da, milli takım teknik direktörlüğü döneminde Redondo’yu sakal bıraktığı için kadroya almamakla tehdit etmişti…