En uzun süre gol yemeyen bir kalecinin takımı!

Şenol Güneş, Trabzonspor formasıyla 1978-79 sezonunda 1112 dakika gol yememişti. Yani kendisi 1. Lig tarihimizin en uzun süre gol yemeyen kalecisidir.

Geçen sezonki Bursaspor performansı, oynattığı göze hoş gelen futbol ve golcü takım kimliğiyle birlikte büyük takdir toplayan Şenol Güneş, yeşil beyazlı ekipte ne yazık ki defans problemlerine çare bulamamıştı. Sezonu altıncı sırada kapatan ‘Timsah’, 34 maçlık maratonun ardından ligin en çok gol atan (69) takımı olmasına karşın kalesinde de 48 gol görüyordu. Malum Güneş artık Beşiktaş’ta... Deneyimli hocanın biçimlendirdiği siyah beyazlılar, geride kalan 10 hafta itibariyle tartışmasız ligin en güzel futbol oynayan ekibi. Kartal, şimdiden ligin en çok gol atan ekibi (27). Lakin Güneş’in Bursaspor karnesi buraya da taşınmış gibi; siyah beyazlıların kalesinde de ortalamanın üzerinde gol yemiş durumda (12).

DERTLER BİTMEZ

Son Kasımpaşa maçındaki defans performansı ve yenilen üç goldeki hatalar hâlâ tazeliğini korurken ben, Beşiktaş’taki asıl savunma probleminin topla çıkmakta zorlanan, teknik becerilerden yoksun oyuncu profilinden kaynaklığı kanısındayım. Kasımpaşa karşısındaki dörtlü evet, klasik isimlerden kurulu değildi ama Ersan, Motta, Tosic, Serdar Kurtuluş ya da Franco; fark etmez, bu oyuncuların eklenmesiyle kurulacak savunma hatları da söz konusu dertleri halletmez.

Öte yandan futbolculuk kariyerini kalecilikle tamamlayan Şenol Güneş’in bu durumdan habersiz olmaması ve çözüm üretmemesi beklenmez elbet. Nitekim ara transferde tamirat bu bölgeye olacak sanırım. Bu noktada ilginç bir tarihsel not da düşelim: Şenol Güneş, Trabzonspor formasıyla 1978-79 sezonunda 1112 dakika (13 maç) gol yememişti. Yani kendisi 1. Lig (şimdiki adıyla ‘Süper Lig’ tabii ki) tarihimizin en uzun süre gol yemeyen kalecisidir. Dolayısıyla Tolga’nın (ve de Günay’la Veysel’in) dertlerini bilmektedir...

TOPU OYUNA SOKMA PROBLEMİ

Peki halihazırdaki defansa rağmen Beşiktaş bu sezon ‘Mutlu son’a ulaşabilir mi? Mantıklı ilk cevap, “Yediğinden fazlasını her daim atarsa elbet”tir ama Beşiktaş taraftarı için asıl yüreklere su serpen manzara, şampiyonluktaki öncelikli rakiplerinin de benzer dertlerden mustarip olmasıdır. Galatasaray ve Fenerbahçe’de de benzer defansif sorunlar vardır. Onlarda da topu oyuna sokmakta aciz savunma oyuncularının sayısı çoktur; belki Hakan Balta-Chedjou göbek ikilisi olarak diğer ikililerden bir adım önde; Şener-Gökhan Gönül ve Hasan Ali-Caner seçenekleriyle de Fenerbahçe kanatlar açısından avantajlı görünmektedir. Lakin bu meselede ilk elde akla gelen eski örneklerin, yani Götz-Stumpf, Högh-Uche, Zago-Ronaldo ikililerinin yerleri henüz dolmamıştır.

YENİ İMTİHAN

Defansif problemler bir şekilde çözülür ama ya İbrahim Hacıosmanoğlu meselesini nasıl çözecek bu futbol âlemi? Konu üzerine dün bu sayfalarda Kenan Başaran’ın gayet doyurucu ve sorunu, tarihi bir perspektifle ele alan yazısını okuduk. Benim bu yazımı ekleyeceğim yeni şeyler yok ama aynı sularda üç-beş kelam etmek gerekirse, hakem camiasını şöyle seslenebilirim: Ben olsam bu konuda hemen cezalandırılma yoluna gidilmezse, Hacıosmanoğlu görevi bırakmadığı sürece Trabzonspor deplasmanına gitmem. “Güvence verildi, bir daha olmayacak, bunlar münferit şeyler” türü gerekçeler suyu bulandırmaktan başka bir yere yaramaz.

Futbolun muktedirleri, bir süredir ‘Pasolig’ denilen uygulamayı ‘Şiddeti önlemek’ gerekçesiyle taraftara dayatıyor. İşte size ‘psikolojik’ şiddetin daniskası... Lakin hakem grubunu alıkoyarak iş, ‘psikolojik’ sulardan ‘fiziksel’ sulara da ulaşmış. Bunu bir taraftar grubunun lideri yapsa ne ceza verirdiniz? Ama ben şuna da razıyım; Trabzonspor Başkanı, takımının oynadığı her maçta evine en yakın karakola gidin imza atsın... Benimki fantezi tabii ki, bu vakada da çok umutlu değilim. Hacıosmanoğlu’nun kadınlara yönelik açıklamaları ve sonradan özürü ise bence durumu kurtarmak. O sözler bir bilinçaltı yansımasıydı ve bu bilinçaltı bütün bir hayat boyu sürer gider.

YOL KAZASI

Peki Trabzonspor’a hakemler haksızlık yapmıyor mu, elbette yapıyor ama bu iki sezondur onca transfere rağmen bir takım iskeleti kuramayanların yaptığı hataların yanında küçük bir yüzde ve meselenin çözümü hiçbir zaman hakemleri odasından çıkarmamak değil elbet. Neyse, bu memleket bu türden olayları defalarca gördü; daha çok ligimizde, bazen de milli maçlarda (ya da maçta). Son noktayı şöyle koyayım: Kasım 2005’te, Kadıköy’deki 4-2’lik İsviçre mücadelesi sonrası Belçikalı De Bleeckere’in yaşadıklarının yanında Çağatay Şahan ve ekibinin yaşadıkları ‘Yol kazası’ndan ibaret...