?Fashion TV izlerim, sahte pasaport düzenlerim?

İbrahim Altınsay, dün meselenin altını bir kez daha çizdi: "Her istifada Beşiktaş, biraz daha Beşiktaş olmaktan çıkıyor." Siyah-Beyazlılar, ?Soğuk Savaş yılları?nın ?iki kutuplu? dünyasında bir sempati odağıydı. Mesela benim çocukluğumda Galatasaraylıların ikinci...

İbrahim Altınsay, dün meselenin altını bir kez daha çizdi: “Her istifada Beşiktaş, biraz daha Beşiktaş olmaktan çıkıyor.” Siyah-Beyazlılar, ‘Soğuk Savaş yılları’nın ‘iki kutuplu’ dünyasında bir sempati odağıydı. Mesela benim çocukluğumda Galatasaraylıların ikinci takımıydı. Üstelik farklı bir yerin de ifadesiydi. Hem büyük olduğundan dem vuruluyordu, hem bir semtin ruhunu taşıyordu, hem de ‘mutlaka kazanmak’ gibi bir derdin ısrarlı takipçisi değildi, yani daha çok ‘ezilenler’in yanındaydı. Bugün ise gelinen süreci biliyorsunuz. Beşiktaş, uzun bir süredir ‘eski Fenerbahçe’ gibi olmak için çabalıyor. Her sezon ağızlarda iri cümleler, her zaman büyük hedefler ve her sezon aynı hayal kırıklığı. Ama sonuçta faturanın kesildiği adres malum; teknik direktörler...
Ertuğrul Sağlam da, önceki gün itibarıyla galerinin diğer üyeleri Del Bosque, Çalımbay ve Tigana’nın yanındaki yerini ayırttı. Aslında son öykünün hem gurur duyulacak, hem de içten içe “İyi de sen olacakları bilmiyor muydun?” denecek yönleri çok. Samsunspor’da yetişip Beşiktaş’ta parlayan Sağlam’ın, futbolculuk dönemindeki vedası trajik olmuştu. Zamanın Siyah-Beyazlı yönetimi Erman Güraçar adlı bir ‘yeteneğin’ takasında kullanmıştı Sağlam’ı. Daha sonra, teknik adamlık serüveni başladı. Kayserispor, hem onun, hem de Türk futbolu için farklı bir deney alanıydı. Ama bir noktadan sonra öyle bir viraj alması gerekiyordu ki, vereceği kararın sanki dönüşü yoktu (nitekim öyle de oldu). Bu durum, biraz da tek filmle parlayan genç yönetmenlerin kaderini hatırlatıyordu. Bir sonraki projeleri belki onların deneyimlerini ve o andaki bilgi-görgü kapasitelerini aşıyordu ama eğer kabul etmezlerse, hayat onlara bir daha böylesi fırsatı sunmayabilirdi. Ve genelde sonuç pek de hayırlı olmuyordu.
Sağlam da eğer Kayserispor’da kalsa belki bugün yine bu güçlü Anadolu ekibinin başında, dördüncü başarılı sezonunu geçiriyor olacaktı. Ama bu süre zarfında da Beşiktaş’ı başka bir teknik patron yönetecekti. Aslında bu yönetimle belki de çok farklı bir durum yaşanmayacaktı. Yine bu aralar, Siyah-Beyazlı camia Sağlam’ın yerindeki teknik adamın kellesini isteyecek, belki de genç hocanın kapısı bugünlerde çalınacak ve “O bizim evladımız” teraneleri eşliğinde imzalar atılacaktı. Ama önümüzdeki sezon bugünlerde de Kayseri-spor’daki dört yıllık başarılı deneyimine rağmen, Demirören yönetimi Sağlam’la
da olunamayacağına karar verecekti.
Malum, büyük başın derdi büyük oluyor. Sağlam’ın istifası da bütün ‘dürüstlük’ ve ‘masumiyet’ görüntülerinin altında ister modern deyin, ister endüstriyel; günümüz futbolunun sıradan bir gerçeği. Peki ama Sinan Engin vakasına nasıl bir yorum getireceğiz? Olaya ilişkin tavrı ve düşünceleri, dün bizim sayfalarımıza da yansımıştı. Okumayanlar ya da haberdar olmayanlar için kısaca özetleyeyim: Engin de Sağlam’la birlikte istifasını veriyor ama yönetim kabul etmiyor,
bunun üzerine de istifa düşüncesini rafa kaldırarak, “Ben Yıldırım Demirören yönetimiyle geldim, onlarla giderim” diyor. Ardından da ekliyor: “Kimse Beşiktaş’ı düşünmüyor. Herkes olayları kendine göre yorumluyor. Bense kalarak yeni gelen ‘yabancı’ teknik direktöre
ülkemizi ve takımı anlatacağım.”
İstifa tek taraflı bir müessesedir. Eğer siz kafanıza koyduysanız, bu karardan sizi kimse vazgeçiremez, vazgeçirmemeli. Ama ‘Giden ağam, gelen paşam’ derseniz ve bulunduğunuz yere Ali Gültiken’i yiyerek geldiyseniz, mönünüzde bir de Ertuğrul Sağlam’ın olması bir şey fark ettirmez.
Bu noktada biraz tarih kaydırması yapmak istiyorum. 14 Temmuz tarihli Vatan gazetesinde bir yorum haberde Beşiktaş muhabiri olan Kartal Yiğit, şöyle bir cümle kuruyordu: “Defansı tamamen yabancılardan oluşturmayı düşünen Sinan Engin, yedekte kalması büyük ihtimal olan İbrahim Kaş’ın önünü açtı ve istenen yüksek paraları da veremeyeceklerini söyleyip genç oyuncunun İspanya’ya gitmesine izin verdi.” Doğru yanlış, bu bir yorum. Lakin kullanılan bir ifade çok ilginç, “Defansı tamamen yabancılardan oluşturmayı düşünen Sinan Engin...” Bu bir dil sürçmesi mi, yoksa takımı çok yakından tanıyan bir muhabirin gözlemi mi? Dil sürçmesiyse bir problem yok, lakin eğer değilse, demek ki Beşiktaş’ın yeni sezondaki takım iskeletini teknik direktör Ertuğrul Sağlam değil, menajer Sinan Engin belirledi. Bunun da günümüz futbolunda bir teknik direktöre biçilen rol açısından çok da hayırlı bir şey olmadığı malum(du). Yakın geçmişteki saçma sapan transferlerde ve başarısızlıkla faturayı teknik direktörlere kesen yönetimin, Sağlam’ı da bu ‘geleneğinden’den alıkoymayacağı aşikârdı. Yani takımı kuran Engin, faturayı ödeyecek ise Ertuğrul Sağlam olacaktı, oldu da... Oyunun diğer kurbanları da belli; gitsin Çağdaş, gelsin Baki Mercimek, gitsin Baki Mercimek, gelsin Seriç, Zapatocny ve Sivok...
Bu arada Engin’in Sağlam’ın vedasının ardından kurduğu “Ben istifa etsem her şey düzelecek miydi?” cümlesi de çok manidar. Çocukluğumuzun o masum kalesi, artık kimlerin elinde. Bu arada Engin’e ilişkin bir not daha düşmek istiyorum: Diyelim ki
Sağlam’ın yerine Mircea Lucescu seçeneğinde karar kılınsaydı bu durumda Engin,
Rumen hocaya ne anlatacaktı? Geçmişte olduğu gibi Fashion TV karşısında zaman öldürüp Çakıcı’dan sonraki yeni kuşak mafyözler için sahte pasaport düzenleyerek mi hayatını sürdürecekti? Aslında bu yazıyı kafamda kurarken yeni bir çözüm olarak Beşiktaş yönetiminin, geçen sezonki Galatasaray’ı örnek almasını ve ‘Adnan Sezgin modeli’yle Sinan Engin’i başa getirmesini önerecektim. Ne yazık ki esprimin gerçek karşılığı varmış. ‘Off the record’ bir kaynağa göre Engin, yönetime “Yeni bir hoca gelene kadar takımı ben çalıştırayım” teklifinde bulunmuş bile. Ama bu teklif kabul görmemiş ki, takım Denizli’ye emanet edildi.