'Fiş'ini de al Mustafa Ali!..

Fenerbahçe-Gaziantep-spor maçının 33. dakikasında polis kamerası tribünlere dönüyor. Neden?

Çıkan kısmın özetini biliyorsunuz: TRT’nin popüler kültürle kurduğu en önemli bağlardan biri olan ‘Leyla ile Mecnun’ dizisinin yönetmeni, yapımcısı, oyuncuları, çalışanları yani maailesi ‘Gezi direnişi’ne katılınca TRT bir şekilde ekibi cezalandırdı ve kendi ‘nazik’ yöntemleriyle biletini kesti. Sonra ne oldu? Ekip başka bir kanalda (Star TV), başka bir projeyle (‘Ben de Özledim’) ama aynı ruh ve benzer bir üslupla yoluna devam etti. Yeni projenin ilk bölümü geçen cuma akşamı yayımlandı; genel olarak eleştiriler olumlu, hatta coşkulu. Hoş, bu, ‘beğeni’ye ilişkin bir mesele, öncelikli hedef dediğim gibi ‘O ruh’un tekrar kenetlenip yoluna devam etmesiydi, asıl başarılan şey bu... İlk bölümü izledikten sonra naçizane ‘Twitter’da da belirttim; ‘Artık İbrahim Şahin özlesin...’

Lakin ortada bir refleksin ifadesi açısından tartışılmaya değer bir görüntü var. TRT, adeta ‘resmi’ kanalı olarak çalıştığı hükümetin ‘Gezi’ye bakışının dışavurumu olarak direnişe katılan tüm sanatçıların yanı sıra kendi çalışanlarıyla da yollarını ayırıyor. Peki, burada temel olarak ne hedefleniyor? Elbette ‘Burun sürtme’, ‘Cezasını kesme’ ya da ‘Dersini verme’ psikolojisiyle hareket ediliyor (bu noktada Şahan Gökbakar ya da Kutluğ Ataman’a yönelik eleştirilerde sürekli ‘Mahalle baskısı’, ‘Ekmeğiyle oynuyorlar’ türü yaklaşımlar gösteren ‘Yandaş kalemler’in bu konularda bir satır bile kelam etmemesi, onların bu dünyadaki ‘Amel defterleri’ne bir daha silinmemek üzere çoktan yazıldı bile. Ama ne gam tabii ki... Vicdanını basit operasyonlarla aldırırsan yoluna öyle bir güzel devam edersin ki). Ve fakat öyle bir çağda yaşıyoruz ki fiziğin o ünlü yasası gereği hiçbir şey kaybolmuyor, belki form ve yer değiştiriyor ama fikirler ve ruh, hayatına, eylemlerine, hatta direnişine kaldığı yerden devam ediyor. Peki, hükümet ya da TRT bunları bilmiyor mu? Biliyor elbet, mesele cephelerimizi azaltmak, geri püskürtmek, psikolojik korku salmak. Başka bir örnek mi? ‘Victoria’s Secret’ın kepenklerini kapattırmak da aynı mantığın bir başka tezahürü. Adama orada dükkân açtırmışsın, kirasını bir güzel alıyorsun, “Tamam, kapitalist ekonominin çarkları arasında yer alsın” diyorsun ama dert, durumu görüntü boyutunda kurtarmak. Hemen şekilci bir çözüme başvuruyorsun ve ‘Uyanık Şarklı’ refleksinle günü kurtarıyorsun (Yeri gelmişken olaya ilişkin eski çalışma arkadaşım İbrahim S. Sarıdağ, ‘Twitter’ üzerinden bir hatırlatmada bulundu: “Acaba Victoria’s Secret’ın bu yılki ‘Yılbaşı defilesi’nin CNBC-e’deki akıbeti ne olacak?”).

Buradan bizi aynı sularda yüzdüren bir başka meseleye geçiyorum: Cuma gecesi oynanan Fenerbahçe-Gaziantepspor maçının 33. dakikasında polis kamerası tribünlere dönüyor. Neden? 34. dakikada atılacak ‘Her yer Taksim, her yer direniş’ sloganların sahiplerini görüntülemek (hoş bu iş uzun süredir yapılıyor) için. Kardeşim görüntülesen ne olacak, fişlesen ne olacak? Sürekli “28 Şubat’ta fişlendik” diye diye bu günlere geldin, şimdi aynı şeyleri sen yapıyorsun. Ezcümle, fişlesen ne olacak? Kimsenin kimliğini sakladığı yok. Gazeteci, aydın, yazar, çizer, öğrenci, işçi, memur, yaşlı, genç; fark etmez... Hepsi kimlikleriyle barışık yaşıyorlar ve kendilerini ifade etmekten mutlular. Mesele korkutmaksa, o eşik de ‘Gezi’de aşıldı. Kimsenin biat edeceği, boyun eğeceği yok. Bundan sonrası yok etmek olur ki zaman zaman ‘Ateş’le oynayıp bu eşiğe yaklaşanları da görüyoruz!

Dilara’yı ‘eylem’e gönder!
Malum, NTV’nin ‘Gezi direnişi’ boyunca yaptığı (daha doğrusu yapmadığı) yayınlar, diğer haber kanalları gibi tepki çekti. Hoş, aynı yayın grubunun bir başka kanalı ‘Star TV’, ‘Ben de Özledim’ hamlesiyle bir anlamda durumu düzeltmeye çalışıyor gibi görünebilir ama yine de NTV’nin direnişçilere kolay kolay kapanmayacak borcu var. Bu aşamada ‘Barış çubuğu’ kabilinden, kanalda ‘Zor İşler’ adıyla bir program yapan Dilara Gönder kardeşimize bir öneride bulunayım diyorum. Malum, Gönder her türlü zor işe girişiyor ve yaşadıklarını seyirciyle paylaşıyor. Kendisi bir kez de ODTÜ’de, Taksim’de, Galatasaray’da ya da herhangi bir yerde yapılan bir eyleme katılsın ve ‘Zor İşler’ neymiş görsün ve de yaşadıklarını seyircisiyle paylaşsın. Naçizane önerim budur...