Futbolun Celal Bayarı

Bir zamanlar politikaya sağdan bulaşmak isteyenler Celal Bayar'ı ziyaret etmek zorundaydı; Mehmet Ağar, Bayar'ın futbol versiyonu olabilir.

Paranı öde, oturduğun yerden askerliğini yap” tadındaki son bedelli uygulaması, koca bir şehri yıllar boyu ayakta tutan ekonomik bir modeli de yok etti. 1992-93 döneminde, beş günü ‘disko cezası’ olmak üzere toplam 54 gün bedelli olarak ‘vatani görevi’ni ifa eden bendeniz, yerinde gördüm ki, Burdur bir anlamda eski sistem sayesinde ayakta duruyordu. Lakin son dönemde bu şehrin sönen yıldızına karşın yakın civarlarda bir başka yer yükselişe geçti: Aydın’ın Yenipazar ilçesi. Neden mi? Susurluk Davası’ndaki iki yıllık hapis cezası onanan Mehmet Ağar’ın, ilçenin kapalı cezaevinde yatmasından.
Nisan sonunda Ağar’ın Yenipazar’ın yolunu tutmasıyla ilçedeki ‘pazar ekonomisi’ de bambaşka bir kimliğe büründü. ‘Derin devlet’ tanımının belki de bu en simgesel ismini ziyaret eden ülkenin kalburüstü simaları, ilçenin hem ‘tanınırlığı’na hem de üç-beş derken ekonomisine katkıda bulundular. Özellikle işin parasal yönü ekonomi disiplininin ilgi alanına giriyor, beni ise daha çok Ağar’a futbol dünyamızın ana karakterlerinin yaptığı ziyaretler ilgilendiriyor. Malum Ağar, futbolumuzun da ‘derin’ adamlarından biri kabul ediliyor. Hatta Fenerbahçe camiasına göre Galatasaray’ın Terim’li ‘Dört yıllık şampiyonluk’ sürecinde (1996-2000) Ağar’ın da büyük emeği vardır. Bu tezi uygulamada bozan tek şeyse Sarı-Kırmızılıların UEFA Kupası Şampiyonluğu. ‘Terim ve öğrencileri’nin futbolumuzun kulüpler düzeyindeki yegâne başarıya uzanmasında Ağar’ın rolü olamaz herhalde, üstadın gücü de bir yere kadar, mesela Arsenal’ın penaltıcıları Suker ve Vieira’yı da ayarlamak, ‘derinlik üstü’ bir kabiliyet gerektirir çünkü.
Neyse, ben zaten işin orasında değilim, geçen hafta Başkan Aziz Yıldırım, yanına futbolumuzun bir başka ‘derin karakteri’ Rıdvan Dilmen’i de alarak Yenipazar Cezaevi’nin yolunu tuttu ve kendisini Metris’teyken üç kez ziyaret eden Ağar’a, bir tür iade-i ziyarette bulundu. Tabii bu ziyaret, ‘3 Temmuz süreci’ boyunca sisteme karşı ataklarını sol kanattan başlatan, Nâzım’dı, Ahmed Arif’ti, Zülfü Livaneli’ydi derken “Şike yapmıştır, yapmamıştır, orası ayrı ama helal olsun, içeride bambaşka bir kişiliğe büründü, taraftarını da siyasallaştırdı, bu da bir kazançtır” diye övgüler düzdüğümüz ‘Aziz Başkan portresi’nde yeni bir hayal kırıklığına daha yol açtı. Hoş bizim, yani Radikal Spor’un ne Aziz Başkan’a ne de başka bir kimseye koşulsuz desteği söz konusu olamaz, biz meseleye daha önce de defalarca belirttiğim gibi ‘Gördüğümüzü çalarız’ mantığıyla yaklaşır ve diyalektik açıdan, olayların seyrine bakar, tavrımızı alırız. Yani Yıldırım’ın ziyareti bizi o kadar da şaşırtmadı, asıl şaşıranlar ‘sosyal medya’da sıkça vurgulandığı gibi Yıldırım’dan ‘Sol bir önder’ yaratmaya çalışan ve süreç boyunca, meseleye kendileri gibi katıksız bir taraftar gözüyle bakmayan T. Bora, Erkan Goloğlu, B. Yelkovan, B. Erten, K. Başaran ve ben olmak üzere başta Radikal Spor’u, artı herkesi suçlayan ‘Fenerbahçe’nin solcuları’ oldu. Neyse, bu da bambaşka bir yazı konusu, geçerken uğrayayım dedim.
Asıl derdim Ağar’la. Sahi nedir Ağar’ın futbolumuzdaki gerçek yeri? Artık bu ‘derin’ tanımlamasının üzerindeki toz bulutunu kaldırıp meseleye sosyolojik tez olarak bakmanın zamanı gelmedi mi? Ağar, bizim Ömer’le (Şahin) Radikal için yaptığı söyleşide cezaevinde Kürt raporu hazırladığını belirtmişti. O konuda top çoktan geçti, ne devletin ne de Kürtlerin Ağar’ın hazırlayacağı rapora ihtiyacı var. Ama Ağar madem Terim’den Yıldırım’a geniş bir yelpazenin ortak ismi, ‘Futbolumuza dair bir rapor’ hazırlayabilir. Yaşı yetenler bilir, bir zamanlar politikaya sağdan bulaşmak isteyenler Celal Bayar’ı ziyaret etmek zorundaydı; Ağar, Bayar’ın futbol versiyonu olabilir.

Bu bir Zaytung haberi değildir
“Rahip öldüren ve 18 yıl hapse mahkûm olan genç, cezaevinden firar etti. Yarım saat içinde yakalanan firarinin babası, oğlunun kaçmadığını, namaz kılmaya gittiğini söyledi.” Gönül isterdi ki bu ifadeler bir ‘Zaytung haberi’ne ait olsun ama ne yazık ki gerçek. Ve devlet ne kadar şanslıymış ki Santoro’nun katili Oğuzhan Akdin yarım saat içinde yakalanabilmiş. Yoksa durduk yerde ‘Sıfır sorun’ listesine İtalya da eklenecekti!..