Görüntüler arasında Tello?nun yumruğu olmayınca...

Biz ısrarla Türk futbolunun en büyük problemi ?Üç büyükler? diyelim, Yıldırım Demirören çıktı ortaya ve meselenin eksenini bambaşka bir noktaya kaydırdı...

Biz ısrarla Türk futbolunun en büyük problemi ‘Üç büyükler’ diyelim, Yıldırım Demirören çıktı ortaya ve meselenin eksenini bambaşka bir noktaya kaydırdı: “Futbolumuz iki büyüğe indirgenmek isteniyoruz, buna izin vermeyeceğiz...” Hay Allah, ezberimiz birden bire bozuldu. Bu coğrafyanın her konuda dertleri bitmez ama futbol ayağındaki en tuhafları, galiba Demirören gibiler. Sistemi oluşturup, sistemi kötülemiyorlar mı, işte bu beni
delirtiyor. Meselenin özü basit tabii ki: “Top benimse, niye yeterince oynayamıyorum?”
Son basın toplantısında ‘Bir zamanlar’ takısı eşliğinde çok gerilere giden ve camialarına yapılan haksızlıkları ‘görüntüler’ eşliğinde anlatmaya çalışan (bu görüntü konusu da bizde bir felakettir, genellikle toplantının başında cihaz çalışmaz ve ilgi hemen dağılıverir. İnsan da o anda birden içinden geçiriverir, “Yahu bir cihazı çalıştıramı-
yorlar, bunlar koca camiaları nasıl yönetiyorlar?” diye...) başkan Demirören, her zamanki gibi kolay yolu seçti ve suçu ‘dış mihraklar’da aradı. Belki de tüm zamanların en inandırıcısız toplantısı kimi ikna etti dersiniz? Tabii ki kimseyi... Del Bosque’den Rıza Çalımbay’a, Jean Tigana’dan Ertuğrul Sağlam’a onca çalıştırıcının ‘beddualarını’ toplamış bir adama hayat da şans tanımıyor elbet. Beşiktaş tarihinin gelmiş geçmiş en kötü başkanı, topu daha ne kadar taca vuracak bilinmez ama her şeye rağmen Demirören ve yönetimini, benim bir futbolsever olarak affetmem mümkündü. Eğer Ankaraspor maçında yardımcı hakemin gözü önünde rakibine yumruğu patlatan Rodrigo Tello’ya ilişkin, “Tamam hakem görmedi ama biz gördük, oyuncumuza ibreti alem için en az iki maç ceza veriyoruz” deselerdi. Çok şey kaybetmez, hiç değilse ‘gönüllerin şampiyonu’
işte o zaman olurlardı. Ama nerde?..
Şu 90 günlük hak mahrumiyetine gelince; Demirören’in Galatasaray derbisinde MHK Başkanı Oğuz Sarvan’a yönelik neler söylediği hâlâ muamma. Başkan, “Ağır şeyler söyledim ama sövmedim” diyor. PFDK, Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’e, ‘balans ayarı’ yüzünden 30 gün verdi, Demirören 90 gün ceza aldığına göre ortada ‘sövmeyi’ bile aşan fazla ayıp şeyler var galiba. Neyse, ne olacak ki, Demirören Şeref tribünü yerine locadan izleyecek maçları. Ama galiba bu ceza en çok takımın iç saha başarısını engelleyecek, çünkü malum başkan İnönü’de Siyah-Beyazlılar geriye düştüğü zaman ‘uğur’ yapıp yer değiştiriyordu (her ne kadar bazen işe yaramasa da), bakalım üç ay boyunca locada yer değiştirmek işe yarayacak mı, bekleyip göreceğiz. Demirören’in açıklamalarına ilişkin son olarak şunu söylemek istiyorum; altı takımın zirve mücadelesi yaptığı, Kayserispor’un bile matematik olarak zirve için şansının olasılık dahilinde olduğu bir dönemde, üstelik koltuğu Sivasspor’la Trabzonspor paylaşırken, ‘İki takımlı lig isteniyor’ demek, tezlerin en zavallısı olmuş. Benden bir öneri: Başkan durmadan teknik adam değiştireceğini, metin yazarını değiştirsin.
***
Ankaraspor maçı 3-1 sonuçlanırken maçın bitiminde, yanındaki NTV muhabiri Emek Ege’yle konuşan ve bu esnada gülümseyen yazarımız Bağış Erten, oturduğu yere yakın olan tribünlerden tepki aldı. Bu olayı ‘basına saldırı’ olarak lanse etmeyen ve bu tür davrananların reklamını yapmak istemeyen Bağış, meseleyi dışarı yansıtmamayı yeğledi. O gece gazetede maç yazılarını beklerken, yaşananları duyduğumda Bağış’a telefonda,
o günlerin en güncel konusu olan ‘AROG’u hatırlatarak, “Kardeşim sen de, ‘Maça değil
Cem Yılmaz’a gülüyorum’ deseydin” türünden bir öneride bulunmuştum. Daha sonra Bağış’la yüz yüze buluşmamızda aslında meselenin daha doğru ortaya konulmasına karar verdik. Bağış, bizim yazarımız olduğu kadar malum CNN Türk’te yayımlanan ‘Futbol Extra’nın da, Alp Özgen ve Banu Yelkovan’la birlikte daimi üyelerinden. Ve bu programın tanıtım spotu, yine bilindiği gibi ‘Futbolun gülen yüzü’. Şimdi siz her pazar ve pazartesi gecesi, ekranlarda birer canavar kesilen adamların yanında oyunun güzel yanlarına bakmaya, hep olumlu yaklaşmaya çalışanlara, “Niye gülüyorsun ulan?” diye saldırmaya kalkarsanız, zaten bizim var olan ortama ilişkin söyleyecek pek bir şeyimiz
kalmaz. Kısacası Bağış o gece ‘işini’ yapıyordu.
***
Gelelim futbolun bir diğer ‘Gülen’ yüzüne... Hatırlanacağı gibi geçen haftanın ‘boş futbol gündemi’ne eski Beşiktaş yöneticisi İhsan Kalkavan’ın yaptığı açıklamalar damgasını vurdu. Kalkavan’ın iddiasına göre Galatasaray’ın 2000’de UEFA Kupası’nı almasındaki en büyük paylardan biri de Fethullah Gülen’miş. Hoca efendinin huzuruna çıkıp hayır duasını alan Sarı-Kırmızılılar, böylelikle futbol tarihimizin en büyük başarısına imza atmışlar. Bu tabii ki hocaya ‘inanan’ insanlar için, hoş bir anektod sayılabilir. Ama gelen başarıyı sadece duaya bağlamak da, işin çalışma, disiplin, özveri ve de en önemlisi emek kısmına büyük haksızlık olur sanırım (hele ki kadroda Hagi ve Popescu gibi iki ‘münafık’ın da olduğu düşünülürse). Ama bir an için bu durumun gerçek olduğunu farz edelim; o halde buradan Mehmet Okur’a bir çağrım olacak. NBA’deki başarılı temsilcimiz, hazır Gülen Utah eyaletinde ikâmet ediyorken, alsın yanına Andrei Kirilenko’yu, Carlos Boozer’ı, Deron Williams’ı, Matt Harping’i, Paul Millsap’ı, tutsunlar hocanın evinin yolunu... Önce koç Jerry Sloan, Gülen’in elini öpüp hayır duasını alsın, sonra da bütün takım... Ardından da gelsin NBA şampiyonluğu... Böylelikle Okur, Detroit’ten sonra bir kez daha ‘NBA şampiyonluğu’na ulaşır ve yüzük sayısını da ikiye çıkararak tarihteki ‘müstesna’ yerini alır... Benimkisi sadece bir fikir ve de zikir jimnastiği...