Her hafta araba devirenlere...

Geçen pazar gecesi derbi sonrası, malum olayların fitili ateşleniyor. Bir grup serseri, Samandıra çıkışında futbolcuları tartaklamaya çalışıyor. Arabesk görüntüler eşliğinde kendilerini yere atanlar mı dersiniz, arabaların arkasından koşup bira kutularını fırlatanlar mı, gırla gidiyor. Bu görüntüler de yavaş yavaş her pazar farklı kanallarda kurulan idam sehpalarına düşmeye başlıyor. Gecenin bilmem kaçında yaşlı başlı adamlar, gencecik futbolcuların 90 dakikalık emekleri üzerine ahkâmlarına, daha doğrusu kazanmışlarsa takdirlerini, yenilmişlerse de nefretlerini kusma yarışına girişiyor. Görüntüler Star Televizyonu’nda yayımlanan ‘Futbolig’e de ulaşıyor. Programın yorumcularından Ziya Şengül, hatırlıyorum da iki hafta önce Ankaraspor maçında penaltı kaçıran Kezman’a bütün nefretini kusmuş, “Kardeşim, sen ne biçim futbolcusun, orada Alex varken ne diye o penaltıyı atmaya kalkıyorsun?” türü daha çok kahvehane muhabbeti tarzında eleştirilerde bulunmuştu. Neyse, bu kez de görüntüler üzerinden yorum yapıyor ve nihayetinde hâlâ kızmayı sürdürdüğü Kezman’ın olay anındaki bir ‘açığını’ bularak burdan yükleniyor. Görüntülerde Sırp futbolcunun saldırganlara çok da belli olmayan bir şekilde tükürdüğü gözleniyor. Stüdyodaki aklıselim Mehmet Özdilek (Şifo) ve Uğur Meleke, elbette saldırının daha önemli olduğunu söyleyip olayı kınıyorlar ama gecenin o saatinde Şengül, belki de nasıl tavır alacağını bilemediği için ‘taraftar yalakalığı’nı tercih ediyor ve “Kardeşim, taraftara tükürmeyeceksin” diyor. Stüdyodakiler “Ama abi, onlar da...” türünden itiraz etseler de Şengül anılar denizine dalıyor ve buradan “Taraftar bu, yapar” diyor ve ekliyor: “Siz biliyor musunuz benim arabamı devirmişlerdi.”
Ertesi gün gerek Sarı-Lacivertli sağduyu sahibi taraftarlar, gerekse yönetimin kendisi olayı nefretle kınarken başkan Yıldırım en nihayetinde, Fenerbahçe’nin artık bunları aştığını yazdı aylık dergideki başyazısında. Şengül, 70’li yılların Didi’li takımında kaptandı ve yanlış hatırlamıyorsam 1974-75 sezonunda şampiyonluk görerek perdeyi kapamıştı. Aradan geçmiş 23 yıl. Bu 23 yılda Şengül’ün futbol adına bırakın çığır açıcı, kalıcı olmayı hak eden herhangi bir analizini hatırlıyor musunun? Ben hatırlamıyorum. Aslında mesele bu da değil, bu iddiayı kaç spor yazarı hak edebiliyor ki zaten. Ama bari aklıselim konularda yanılma, insanları yanlış yere yönlendirme. Siz sevgili yaşlı kuşaktan sadece bunu diliyoruz...
Haftanın diğer öne çıkan şaheserlerinden biri de biliyorsunuz Ercan Saatçi’nin Hürriyet’te yayınlanan maç yorumuydu. Saatçi, Galatasaray taraftarlarının tribünde gerçekleştirdiği koreografide yer alan renklere ilişkin, “Bunlar PKK’yı çağrıştırıyor” mealinde bir şeyler karaladı. Yazının kalitesi, içeriği yazarı bağlar, ama Saatçi’nin yazdığı gazetenin spor şefi aynı zamanda Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Başkanı Esat Yılmaer. Sayın Yılmaer, bir grup spor yazarıyla sık sık Anadolu şehirlerinde eğitim seminerleri veriyor. Anlaşılan bu seminerlerden en az bir tanesine Saatçi’nin katılması gerekiyor. Yazısından, diğer seminerlerin hepsini kaçırdığı anlaşılıyor. Yılmaer de eğer gazetesinde böyle bir kaleme yer veriyorsa, seminerlerde neler anlatıyor, burası da ayrı bir merak konusu... Bu arada Saatçi de umarım notaları, renkler gibi yorumlamıyordur.
Bu arada TSYD, geçen hafta perşembe gecesi Ortaköy Esma Sultan’da düzenlenen törende, bu yıl ödül alan basın emekçilerine ödüllerini verdi. Gayet şık ve nezih bir ortamdaki organizasyonun fazlası vardı, eksiği yoktu. Lakin, ödüller bende bir kuşku yarattı. Fotoğraf dalında Türkiye gazetesinden Fehim Kayacan, Emre Belözoğlu’nun Macaristan maçında basın mensuplarına yönelik yaptığı el hareketini tarihe taşıyan kadrajıyla ikincilik ödülünü aldı. Kayacan’a verilen ödül anladığım kadarıyla hem bu anı yakalamanın ödüllendirilmesiydi, hem de bir ayıba yönelik tavrın dışavurumu. Lakin aynı jüri Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’e ve eski Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’a da birer ‘özel ödül’ verdi. Yani Emre’yi cezalandırmayan ve ona ısrarla forma vererek ayıbını resmileştiren Terim’e ve aynı şekilde oyuncunun hareketini görmezden gelerek durumu örtbas eden federasyonun başkanı Ulusoy’a. Bu nasıl bir ödüllendirme sistemi, anlayamadım doğrusu...