Hukukun değil 'tokat'ın üstünlüğüne...

Sayın Yarsuvat'a soruyorum; "Geçmişte 'Rektör' olduğunuz üniversitede Ergin Ataman'ın genç bir oyuncuyu soyunma odasında tokatlamasına benzer bir olay olsaydı nasıl davranacaktınız?"

İki hafta önce bu sütunlarda ‘Whiplash’ filmindeki ‘Eğitim’ meselelerine şöyle bir uğrayıp lafı, halen Türkiye’de görev yapan Barcelona Altyapı Hocaları’nın, “Biz burada futbol ve insani değerleri öğretiriz” ifadesine getirmiştim. Teoriler önemlidir, bize pratik öncesi birtakım uyarılarda bulunur. Ama asıl önemlisi tabii ki uygulamadır. Ve gün gelir hayat seni, problemin hasıyla baş başa bırakır…

Malum, şiddetin pratikte sürekli hayat bulduğu, giderek en temel ifade yöntemlerinden birine dönüştüğü bir coğrafyada yaşıyoruz. Ki bu coğrafya onca kavmin, uygarlığın, imparatorluğun üzerinden geçtiği ve doğru yanlış birçok mirası bize devrettiği önemli bir tarihsel koridor... Kuşkusuz doğru refleks ‘İyi yanları almak’ olmalı. Geçmişte tek çözüm şiddetti diye, hele hele 2015’te bu yöntemi eğitim ve pratiğin parçası yapmak elbette abesle iştigal. Üstelik siz öğretici konumundaysanız...

Sanırım sözü nereye getirdiğimi fark ettiniz: LIV Hospital Galatasaray basketbol takımının koçu Ergin Ataman, soyunma odasında takımın genç oyuncularından Göktürk Ural’ı tokatlayarak ‘Eğitim, öğretim ve hoca ilişkileri’ açısından yeni bir problemi şiddet sarmalı içinde yeniden önümüze attı. Bu kültür daha önce de bu sınavlardan geçti; Raşit Çetiner, Fatih Terim, Yılmaz Vural bu yöntemi futbol sahalarında uygulayan ama gerçek anlamda hiçbir ceza ya da tepki görmeden yollarına devam eden isimlerdi. Hoş onlarınki sahaya yansıyan örneklerdi ve bu topraklar, “Eti senin kemiği benim” şiarınca ama daha da ötesi ‘başarı’ kıstasları uyarınca ‘Yaşandı bitti’ ve olaylar ‘Saygısızca’ aşamasına bile gelmedi. Buraya kadar olanlar, ‘çıkan kısmın özeti’. Meseleyi ‘şimdiki zaman’a taşıdığımızda söz konusu kulübün başında koskoca bir ‘Hukuk profesörü’ olduğunu görüyoruz. Üstelik Duygun Yarsuvat adlı bu bilim, hukuk (ve bence) ‘vicdan’ insanı yakın geçmişte Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde önce dekandı, sonra da üniversitenin rektörü oldu.

Sayın Yarsuvat, son gelişmeler üzerine şu açıklamayı yaptı: “Biz şuna bakıyoruz. Yaşananlar herkesin içinde olmamış, soyunma odasında olmuş. Bu genç kardeşimiz ve babası önce bize gelmeliydi. Değişik şekilde olayı çözerdik.” Yani hukuk profesörümüz meseleyi Göktürk Ural’ın yaşananları dışarıya yani basına sızdırmasına içerlemiş ve koç Ergin Ataman’ın hukuki ve ahlaki konumuna hiçbir şey söylemeden suyu şöyle bir bulandırmış.

Al birini ‘Vur’ ötekine…

Olaydan sonra Yılmaz Vural’ın topa girmesi ve Ataman’a “Eline sağlık” diyerek destek vermesine ilişkin, “Al birini, ‘Vur’ ötekine” şeklinde bir tweet atmış ve sonradan meselenin ‘Aile içi şiddet’ örneği olduğunu vurgulamıştım. Bu noktadan yola çıkarak Sayın Yarsuvat’a soruyorum; “Geçmişte ‘Rektör’ olduğunuz üniversitede böyle bir olay olsaydı nasıl davranacaktınız?” Ya da bir hukuk dersinde bütün bir sınıfa böyle bir olayda şimdiki gibi davranacağınızı mı deklare edecektiniz? Veyahut “Bir hukuk insanı teoride farklı, pratikte farklı davranır” mı diyecektiniz? Uzatmak mümkün, Galatasaray Başkanlığı önemlidir ama gelip geçicidir, tarih de bu unvanla değil hukukla, verilen sınavlarla ilgilenir. Öte yandan ‘Teoride muhteşem görünenler’in pratik aşamasında neler yaptığını hep tanıklık etmişizdir, Yarsuvat da bu koronun en yeni üyelerinden biri oldu çıktı.
‘Yılmaz Vural vakası’ ise ayrı… Yıllarca mezunu olmakla övündüğü ‘Köln Spor Akademisi’nde bunları mı öğretiyorlardı acaba? Onu geçtim, kendisi bir dönem Okan Üniversitesi’nde de öğretim görevlisi olarak çalışıyordu, acaba derslerinde genç dimağlara bu konulardaki, tecrübelerini aktarıyordu, bilemiyorum tabii ki…

Küçük ya da büyük parçalardan oluşan ve toplamda nasıl kıyımlara, onca hayatların sönmesine neden olan şiddet parantezini, bence en küçük aşamada engellemeyiz. Sorumluların anlı şanlı unvanlara sahip kişiler olduğuna bakmadan… Bu söylediklerime kendim inanıyor muyum, hayat pratiğine bakınca elbette ‘Hayır’. Ama gördüğümü çalmak zorundayım, bu yazılar da en azından birer küçük not olarak geleceğe kalsın derdindeyim…

**

Bir dakikalık saygı duruşu

Son olarak Özgecan Aslan kardeşimize yaptıklarıyla insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birine imzasını koyanları lanetlerken bu topraklarda onlarla yaşamanın utancının kolay kolay üzerimizden atılamayacağını ifade etmek istiyorum. Olayın duyulmasından hemen sonra cuma gecesi başta olmak üzere hafta sonu maçlarında birer dakikalık saygı duruşunda bulunmayı çok gören bütün federasyonlara da ne diyeceğimi bilemedim…