Keşke ?Futbolun gücü? bize de sökse...

8 Nisan Salı?ydı ve futbolseverlerin gündemi yoğundu. Çünkü o gece saat 21.45?te Fenerbahçe, bir dünya devini, Chelsea?yi Şükrü Saracoğlu?nda ağırlıyordu.

8 Nisan Salı’ydı ve futbolseverlerin gündemi yoğundu. Çünkü o gece saat 21.45’te Fenerbahçe, bir dünya devini, Chelsea’yi Şükrü Saracoğlu’nda ağırlıyordu. Dolayısıyla gözümüz başka bir şeyi görmezdi. Bizim spor servisinde ise görev dağılımı belliydi, ‘genç bünyeler’ gündüz çalışacak, ben de, saat 13.30’da devam eden festival programındaki ‘Futbolun Gücü’nün (The Power of the Game) yolunu tutacaktım. Akşam da gazetede görevi devralacaktım.
Yakında, sinemaseverlere hizmet görevi zoraki de olsa sona erecek olan Beyoğlu Sineması, diğer seanslardaki yoğun ilgiden yoksundu bu kez. Futbolla yatıp futbolla kalkan bir ülkeydik, Başbakanımız eski bir futbolcuydu, milli takımımızın başındaki kişinin aldığı maaş Meclis’te tartışılıyordu, her biri-miz teknik direktördük, hayatımız boyunca topa ayağımız değmese de iş ahkâma gelince akan sular duruluyordu vs. İşte böyle bir ülkenin futbolsever bir sinemaseveri olarak gözlerim camiadan insanları aradı salondaki seyirciler arasında. Özellikle taramaya çalıştım. Ve ancak tek bir kişiyi görebildim: Beşiktaş’ın bir zamanlar efsaneci kadrosunu yetiştiren, gerçek bir futbol emekçisi Serpil Hamdi Tüzün’ü... Aslında Tüzün’ü ben değil, yanımdaki futbolsever eleştirmen arkadaşım Cumhur Canbazoğlu fark etmişti. Nedense içimi hüzünlü bir sevinç kapladı, eski topraktan biri salonda yerini almıştı. Bir kişi de olsa, futbol camiası kurtulmuştu. Çıkışta soluğu, yıllarca salonun her türlü yükünü çeken ama artık ekonomik darboğaza dayanamayıp kapatma kararı almak zorunda kalan Beyoğlu Sineması’nın yöneticileri Temel (Kerimoğlu) ve Baha’nın (Serter) yanında aldım. Derdim filmi kaç kişinin izlediğiydi. Baha, festival görevlisi arkadaşa gitti ve çok geçmeden aldığı bilgilerle döndü. 300 kişilik salonda 105 kişi vardı. Film, ‘NTV Belgesel Kuşağı’nda gösterilmişti ve sonradan bu kanalda gösterilmesi muhtemeldi. Zaten, ‘En entelektüel spor kanallarından biri olarak’ belleğimizde yer bulan NTV Spor Servisi elemanlarını o gün salonda görmememizi bu açıdan affedici bulduk. Ne de olsa akşam Chelsea maçı vardı ve kimsenin bir belgeselle uğraşacak zamanı yoktu.
Malum, gazetecilikte ‘haber takibi’ önemlidir. ‘Futbolun Gücü’, 12 Nisan Cumartesi günü saat 13.30’da yine gösteriliyordu. O gün başka bir festival filmine doğru yönelirken, 13.30’daki seansa da ‘casus’ yollamayı ihmal etmedim. Bağış Erten ve Radikal Futbol’un eski yazarlarından Ahmet Çiğdem, salondaki yerlerini almıştı. Bağış bir yandan filmi izleyecek, bir yandan da ‘Kim geliyor kim gidiyor?’, kolaçan edecekti. Filmin bitiminde buluştuk ve raporu aldım: 200 kadar seyirci gelmişti ve ne yazık ki yine futbol camiasından kimse yoktu. Bağış, siyasilerle idare etmemizi söyledi. Fenerbahçeli-liğini bildiğim ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras da filmi izlemişti. Neyse futbol camiası olmasa da sol sınavdan geçmişti bu kez.
‘Futbolun Gücü’ ne anlatıyordu?
İran’ın tek kadın spor muhabirinin yaşadığı zorlukları, Güney Afrika’nın 2006 Dünya Kupası’na gidememe öyküsünü, ABD’de futbol sevgisini ve Landon Donovan’ın Avrupalı yıldızlardan farklı bir hayat sürme öyküsünü, yoksul kuruluşları için çalışan Arjantinli eski bir futbolcunun hikâyesini, ırkçılığa karşı verilen mücadeleyi vs. 1941 doğumlu İngiliz yönetmen Michael Apted, bütün bu hikâyeleri, 2006 Dünya Kupası esprisi etrafında örmüş ve belli bir mantıkla önümüze getirmiş. Daha anlaşılabilir bir tanımlama isterseniz, ‘Futbol Mundial’ın sinema versiyonu diyebilirim. Yönetmen Apted’ı sinemaseverler Sissy Spacek’e ‘En iyi kadın’ Oscar’ını kazandıran ‘Madencinin Kızı’, Sigourney Weaver’lı ‘Sisteki Goriller’, Jodie Foster’lı ‘Nell’, Bond filmi ‘Dünya Yetmez’, Jennifer Lopez’li ‘Yeter’ gibi yapımlardan hatırlıyor.
Neyse, ‘Futbolun Gücü’ bugün NTV’de saat 20.30’da gösteriliyor.
Bir eleştirmen klişesiyle bitireyim:
Başta ‘Bu ülkenin spor medyası’ diye her adım başında eleştirilere girişen ama aslında genelden çok da farklı olmayan ulema dahil, herkese bu filmi gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.