Mahalledeki 'sıfır sorun'

'Komşularla sıfır sorun' teziyle yola çıkanların geldiği nokta belli. Son gelişmelerle, 'Dış siyaset' anlaşıldığı kada- rıyla içe de taşındı. Şimdi mahalleliler düşünsün!

Önce güncel: Dünün en ‘aksiyonel’ gelişmesi Adana’dan geldi. Başbakan’ın ‘Kızlı-erkekli’ görüşlerini emir telakki edip “Bizim için talimattır” çıkışını yaptığında naçizane aynı gün Twitter’da kendisine ilişkin şu notu düşmüştüm: “Günün elemanı: Adana Valisi (muhtemelen ‘Haftanın’ da).” Hazret, Ata’nın ölümünün 75. yılı anma töreninde, vatandaşlar tarafından protesto edilirken öfkeyle aracından inip “Allah belanı versin diyen o gavatı getirin” diye bağırmış. Bu son çıkış, Vali Hüseyin Avni Coş’u ‘Ayın elemanı’ yapmaz ama ‘Yılın idarecisi!’ yapar. Aslında Coş’un ‘Coşkusu’ kuşkusuz ‘Valilik’ kurumunu ve bu kurumun bilinçaltı reflekslerini de bir kez daha hatırlattı. Başbakan Erdoğan, iktidarının başında sürekli ‘Şefkatli devlet’ profili üzerine sırtını yasladı ve ‘Ceberut’ görüntünün artık gerilerde kaldığını iddia etti. Lakin en başta ‘Gezi süreci’ bir turnusol kâğıdı oldu ve hem kendisi hem de ideolojisinin ayakları (hükümet üyeleri, milletvekilleri, danışmanları, yandaş basını ve dahi valileri vs.) hep bize şunu gösterdiler: “Mesele bize yapılanlar...” Koca bir yaz ve sonrasında yaşadıklarımız da şunu gösterdi ki, “Devlet yine ceberut, devlet yine kendinden olmayana karşı acımasız, hatta ölümcül, devlet yine kendince ‘öteki’ne hınçlı, öfkeli...”

Coş’un hatırlattıkları arasında ise ‘Mini mini valimiz’ olarak da bilinen o dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay’ın (Ki şahikası, “Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremiyor”dur) yanı sıra Nevzat Tandoğan var. Dönemin Ankara Valisi olan Tandoğan da 1944’te tutuklanıp huzuruna çıkarılan Nihal Atsız’ın dava arkadaşı Osman Yüksel Serdengeçti’ye, “Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi de askere çağırdığımızda askere gelmek” diyerek ‘sınırlarını’ çizmiştir!

Sonuç? Evet, belki Gökay’ınki “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” naifliğindedir ama genel olarak ‘Vali’lerimiz, iktidarların ve hâkim olan ideolojilerin bilinçaltlarıdır. Lakin Coş’unki galiba ‘Post-modern zamanlar’ temsilcisi olarak kayda geçecek ve seviye olarak çıtayı taşıdığı nokta itibariyle, arkasından gelenlere büyük zorluklar yaşatacaktır! Daha sonra “Gavat değil ‘kavas’ demiş olabilirim” şeklinde suyu bulandırmasını ise ‘Kavas’ı pek bir karışık’ diye mi yorumlamak lazım, bilemedim! Bizim İsmail Saymaz’la ‘takışan’ Eskişehir Valisi ise elbette bambaşka bir kategorinin ürünü!..

Gelelim Kuzey Avrupa odaklı gelişmelere. Başbakan’a, “Türkiye’de son zamanlarda artan bir rahatsızlık var. Siz ve hükümetiniz özel hayata müdahale ediyorsunuz. Buna neden gerek görüyorsunuz?” şeklinde soru yönelten Finli gazeteciye Erdoğan cevap verirken ilk olarak “Değerli arkadaşımı birileri görevlendirmiş herhalde, öyle anlıyorum” yorumunu yaptı. Bu da bir başka bilinçaltı refleksiydi. Başbakan, çeşitli TV programlarında genellikle kendisine yakın dünya görüşüne sahip gazetecilerle karşılaşmaktan ve son derece ‘yumuşak’ sorulara muhatap olmaktan kaynaklı bir psikolojiyle sanırım, bu tür bir sorunun ardında ‘Komplo teorisi’ aradı. Aslında bu tablo, basınımızın da bir utanç belgesidir. Malum kendisi daha önce de özellikle köşe yazarlarını gazete sahiplerine şikâyet etmiş ve bu yolla susturulması yönünde mesajlar göndermiş bir siyasetçi. Yani onun tepkileri aşağı yukarı belli. Lakin Erdoğan basına yönelik attığı her ‘susturma’ adımında bu meslek erbabı, ‘Karşı çıkmak’ yerine “Olur böyle şeyler” şekilde oyunu soğutmayı yeğledi ve gelinen noktada birçok gazeteci, köşe yazarı, TV çalışanı işlerinden oldu, meslek kendi doğasından alabildiğince uzaklaştı. Erdoğan da, kendi görüşleri doğrultusunda yoğrulan bu mesleğin ‘uluslararası arena’da da benzer şekilde icra edildiği hissiyatına kapıldı ve Finli gazeteciye o veciz sözlerini sarf etti. Özetle Nâzım’ın dediği gibi “Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim...”

Son olarak ‘Kızlı-erkekli’ tartışmalarına ve akabinde meseleye ‘Komşu’lar bağlamında bakıldığında görünen manzarayı şöyle özetlemek istiyorum: ‘Komşularla sıfır sorun’ teziyle yola çıkanların geldiği nokta belli. Son gelişmelerle, ‘Dış siyaset’ anlaşıldığı kadarıyla içe de taşındı, yakında her yerde türemesi beklenen ‘İhbarcı’ komşularla mahallelerimizin ‘Sıfır sorunları’ da tarihe karışacak...