Merak etmeyin, sizi çok iyi ağırlayacağız...

Hayatın kime ne sürprizler yapacağı belli olmuyor. Önceki gün İstanbul'da Swiss Otel'de, ilginç bir toplantı vardı.

Hayatın kime ne sürprizler yapacağı belli olmuyor. Önceki gün İstanbul'da Swiss Otel'de, ilginç bir toplantı vardı. İsviçre Futbol Federasyonu Başkanı Ralph Zlochower, İsviçre'nin Türkiye Büyükelçisi Walter Gyger, Euro 2008 temsilcisi Benedikt Weibel, aralarına yeni federasyon başkanımız Hasan Doğan'ı da alarak bizi Haziran 2008 boyunca nasıl ağırlayacaklarını anlatmaya çalıştılar. Doğrusu son derece nazikti 'Alpler'in çocukları'. Diplomatikler de. Bu da normaldi, çünkü neredeyse diplomasi onların doğasıydı. Ne de olsa iki dünya savaşını 'tarafsız' alarak atlatan bir coğrafyaya aittiler. İşte İsviçrelilerin yoğun olduğu bu diplomasi ve zarafet ortamındaki tanıtım toplantısının ardından 'soru-cevap' kısmına geçildi. Topluluk içinden tek bir soru yöneltildi konuklara: "Terör örgütü PKK'nın merkezi Basel'de. Siz turnuva boyunca milli takımımızı nasıl koruyacaksınız?"
Toplantının başında bir Türk dostu olarak tanıtılan ve eşi de bir Türk olan İsviçre Büyükelçisi Gyger bu sorunun muhatabı olarak Euro 2008 temsilcisi Weibel'i gösterdi, Weibel de kısaca "Merak etmeyin, güvenliğimiz had safhada, gerekli bütün önlemleri aldık" dedi. Doğrusu ortada nezaket kuralları ve diplomasi olmasaydı muhtemelen İsviçre delegasyonundan şu cevabı alabilirdik: "Siz, olmamış bir şey için önlem almamızı istiyorsunuz. Oysa çok değil, iki yıl kadar önce, 16 Kasım 2005'te buraya bir rövanş maçı oynamaya geldik. Milli takım kafilemizi taşıyan uçak havalimanında körüğe yaklaşıp kapının açılmasıyla birlikte protestoyla karşılaştı. Futbolcularımızın ve taraftarlarımızın uçaktan çıkışı sırasında bir grup havalimanı çalışanı körükte Türk bayrağı açarak slogan attı. Üzerinde 'Welcome to Hell, 5-0' (Cehenneme hoş geldiniz, 5-0) yazılı döviz açan Havaş çalışanlarından oluşan bu grup, futbolcularımızı protesto etti. Daha sonra kafilemiz havalimanından kendilerini otele götürecek olan otobüsü beklerken de havalimanına giren taraftarlarınızın protestosuyla karşılaştı. Bayrak açıp marş söyleyen taraftarlarınız el kol hareketleriyle futbolcularımıza bir şeyler söyledi. Saat 14.40'ta inen kafilemiz, pasaport kontrolü ve bagaj alımı nedeniyle yaklaşık 2.5 saat sonra çevik kuvvetinizin oluşturduğu kordon içinde havalimanından ayrıldı. Ayrıca konaklayacağımız otele gidişte trafik birdenbire sıkıştı ve Tophane adlı semtiniz civarında yumurta yağmuruna tutulduk. Maçtan sonra yaşadıklarımız ise malum. Toparlarsak, siz bizim için hiçbir önlem almadınız ama şimdi bizden önlem bekliyorsunuz, merak etmeyin biz yine de önlemimizi alacağız."
Çarşamba gecesi Ali Sami Yen'de oynanan Galatasaray-Fenerbahçe maçında Lincoln'e sille tokat giren kaleci Volkan Demirel'i görünce, yanımdaki Bağış'a (Erten), "Lincoln'ü İsviçreli sandı galiba, malum sevinenlere kızarız biz" diye espri yapmıştım. Şaka bir yana sahi o maçta en büyük tahribat Stephane Grichting'e yapılmıştı. Hatırlanacağı gibi İsviçre'nin yedek kalecisi, maç sonu yaşanan arbedede bacak aralarına darbe almış ve Acıbadem Hastanesi'ne kaldırılmıştı. Daha sonra Grichting'e ilişkin raporlar yayımlandı; o gece hayaları şişmişti ve kan geliyordu. Gerçekten, Grichting'e kim vurdu, bugün bile bu sorunun cevabını bilmiyoruz. Bir ara suç Serkan Balcı'nın üstüne kalmıştı ama gerçek hâlâ sisli...
Geçelim bu karanlık sayfayı ve yeni sayfalara gelelim. Önceki gün Fenerbahçe'nin resmi internet sitesinin açılış sayfasında Volkan'ın resmi vardı. Bunun anlamı neydi? Elbette ki oyuncuya destek... Volkan'ın Lincoln'e saldırmasının gerekçesi ne olursa olsun, bu hareketin futbol sahasında yeri olmadığı açık. Üstelik Fenerbahçe'nin yakın tarihindeki en kötü sayfalarından biri de kaleci Rüştü'nün bir grup taraftar tarafından (emri kimin verdiğinin bir önemi yok) dövülmesi değil mi? Ortada böylesi bir acı durum varken, dayak atmaya soyunmuş bir başka oyuncuyu bir kahraman gibi sayfaya koymanın mantığı nedir, açıklar mısınız? Yani Sarı-Lacivertli yönetim, dayağın bir çözüm olduğuna hâlâ inanıyor, bizim de durumu böyle algılamamızı mı istiyor? Ya da şöyle bağlayayım; malum başkan Aziz Yıldırım küfre karşı. İddialar da Lincoln'ün Volkan'a küfrettiği yolunda. Düz bir mantıkla, 'Küfre karşıyız, küfür edene de gerekirse tekmeyi basarız' mı deniliyor?