Nasıl bir lig bakmıştınız?

'Annemizin ligi' bu yıl da futbol endüstrisini bütün unsurlarıyla ayakta tutacak. Sistem bu ayakta tutuşu ise 'Dördüncü yıldız' gibi zorlama bir motivasyonla taçlandırmaya çalışıyor.

Yeni bir ligin arefesindeyiz. Meselenin ana aktörlerine dair üç-beş kelam etmek için bile vakit çok erken ama yine bir konuda söz söylenebilir, nasıl bir lig profiliyle karşı karşıyayız? Ana aktörlere gelince şu ana kadar oynadıkları birkaç hazırlık maçı yine de temel meseleler üzerinden fikir söyleme hakkını bize veriyor, bir de Bursaspor, Beşiktaş ve Karabükspor gibi Avrupa kupaları üzerinden ‘Resmi’ sınavlarına çıkanlar ve daha fazla done sunanlar var…

Kuşkusuz hakkında ilk söz söylenecek takım ‘Son şampiyon’ unvanıyla Fenerbahçe. Sarı-Lacivertlilere ilişkin eldeki sağlam veriler Sheffield United ve Sevilla maçlarıydı. İngiltere’deki mücadelede Ersun Yenal’ın ekibi yine hızlı pas trafiğine sahip, basan, rakibe boş alanlar bırakmayan bir görüntü sunarken Sow’un yıpratıcılığı, Webo’nun fırsatçılığı ve Diego’nun inceciliği gibi detaylar üzerinden kanaat oluşturdu. Sonuçta mağlup oldular ama burada asıl notu muhtemelen ‘İlk 11’de görmeyeceğimiz oyuncuların temsil ettiği son bölüme değil, maçın başındaki oyunculara ve görüntüye vermek gerekir. Bu görüntü de umut vericiydi. Sevilla maçında ise aynı manzarayı bulamadık. Çünkü son ‘Avrupa Ligi şampiyonu’ unvanına sahip İspanyol rakip daha güçlü ve oturmuş bir takımdı. Sevilla karşısında Fenerbahçe bir ara Caner’in gayretiyle parladı ama gerisini getiremedi. Sonuçta tabloyu şöyle okumak gerekiyor galiba: Sarı-Lacivertliler ligde daha çok Sheffield tarzı rakipler bulacak karşısında, Sevilla türü maçlara ise en fazla altı ila sekiz kez çıkacak, ki bunlardan bir kısmı sahasında olacak ve takıma Emenike ve Kuyt takviyesi de yapılacak. Yani sonuçta Fenerbahçe geçen sezondaki hüviyetindeydi (Emre ve Caner’in gereksiz sinirli halleri de bu hüviyete dahildi)...

Ligi bu sezon da Sarı-Lacivertlilerle domine etmesi beklenen Galatasaray ise klasik defans problemleriyle dikkat çekti. Eğer teknik direktör koltuğunda bir İtalyan oturuyorsa sizin en azından bu hattınızın ‘genetik’ olarak çözülmesi gerekir. Geçen sezonun İtalyan’ı Mancini’yle bu dert halledilemedi. Çünkü genç teknik adam takıma daha sonradan dahil olduğu gerekçesiyle bu sınavda sürekli ‘Pas’ dedi ve kâğıt üzerinde haklıydı. Prandelli’nin bu türden bir gerekçesi olmayacak. Ama zaten tecrübeli teknik adam da asıl test alanı olan İtalya Milli Takımı’nda oynattığı ‘Defansif’ten çok ‘Ofansif’ oyunla ön plana çıktı. Neyse, Sarı-Kırmızılıların her takımın olduğu gibi lige kadar önlerinde her türlü tedaviye cevap verecek bir süre var ve bu süre içinde en ciddi sınavlarını, Fenerbahçe’ye karşı ‘Süper Kupa’ mücadelesinde verecekler.

Basamağın bir sonraki sırasında yer alan Beşiktaş ise kuşkusuz Feyenoord karşısında deplasmanda elde edilen 2-1’lik galibiyetle farklı bir psikolojinin sularına açıldı. Mantıklı olan rövanşta da boyun eğmemek ve Hollanda ekibini saf dışı bırakmak... Ama sonraki tur için mücadele azmi, inanç gibi işin moral motivasyon unsurları yetmeyebilir, çünkü artık kapasitenin, birikimin, futbol düzeyinin, daha iyi bir takım olgusunun ön plana çıkıldığı sulara açılacak Siyah-Beyazlı takım. Transfer dedikodularında adı dillendirilen ve son olarak formasını giydiği Dinamo Kiev’de ara ara parlayan bir performans ortaya koyan Belhanda’nın orta sahaya çare olup olmayacağını ise bence muamma.

Lig yarışının her zamanki bileşenlerinden Trabzonspor ise en umutsuz vaka görünümünde. Takımı teslim ettikleri Halilhodziç de durumu çabuk anladı ve eldeki kadroyla hedef kovalamanın zorlukları, hazırlık maçları sonrası sürekli vurguladı. Lakin bu tür bir psikolojiyle nasıl yola devam edilir, bekleyip göreceğiz. Üstelik Boşnak hoca neredeyse takımın tamamının değişmesini talep ediyor, bu da zaman ve para kriterleri açısından pek mantıklı bir istek gibi görünmüyor (nitekim Halilhodziç bu türden eleştirilerini son oynadıkları Augsburg maçından sonra da tekrarladı ve ‘Böyle giderse bırakırım’ dedi). Ama şöyle de bir durum var, mesela Colman gibi bir hedefsiz oyuncuyla hâlâ nasıl yola devam ediliyor, Trabzonspor yönetimi bu türden meseleleri daha önce niye halletmemiş de böylesi bir takımı yeni gelen hocaya teslim etmiş ya da geçen sezon takımı özellikle Avrupa’da taşıyan ve attığı gollerle tarihe geçen Henrique’den niçin vazgeçilmiş, pek anlaşılacak gibi görünmüyor... Cardozo seçeneği ise ancak taraftarı bir süre yatıştırabilir ama takımın sorunlarına deva olur mu, bence olmaz…

Neyse, bu ahval ve şerait içinde sanırım lige asıl karakterine verecek olan şey yine iç sularda yüzmekten başka bir şey yapamayacağımız. Fenerbahçe’nin Avrupa lisansı yok, Galatasaray’ın Devler Ligi’ndeki altı maçlık serüveni garanti, Beşiktaş Feyenoord’u geçerse Avrupa Ligi’ni garantileyecek, keza Trabzonspor’un da dışarıdaki macerası o cephede biçimlenecek ama takım, geçen sezonki gibi yürüyüşlerinin uzun olacağı hissini pek vermiyor. Bursaspor zaten havlu attı. Karabükspor’un da iyi zor, dolayısıyla yine ‘Annemizin ligi’ futbol endüstrisini bütün unsurlarıyla ayakta tutacak. Sistem bu ayakta tutuşu ise ‘Dördüncü yıldız’ gibi zorlama bir motivasyonla taçlandırmaya çalışıyor. Zaten aynı aktörlerin dönüp dolaşıp ipi göğüslediği bir tabloda Fenerbahçe ya da Galatasaray’dan birinin ‘Birinç’ demesi neyi değiştirir ki, nasıl olsa bu sezon yarışta geri kalan bir sonrakinde eksik sayfayı tamamlayacak. Önemli olan futbol evrenine yaptığınız katkı ve ne yazık ki bugünkü tabloda yine gözden düşmüş yıldızları toplamaktan öteye gitmeyen bir lig profilinin uzağında bir resim sunamıyorsunuz, sunamıyoruz…

Not: Bu aralar izlediğim maçlara bakarak söylüyorum, gerçek umutsuz vaka Milan! İtalyan devi sergilediği görüntüyle Serie A’da düşme potasından ne kadar uzak kalırsa bence bu sezon için ‘Çok başarılı’ kabul edilmeli…