Özgürlük en sıcak renktir!

Özgürlük ve seçimler, sadece 'Seçim zamanları' hatırlanan ve üzerinde bir-iki kelam edilen dolgu malzemeleri.

2008’de Cannes’da ‘Altın Palmiye’ alan ‘Sınıf’ (orijinal ismi ‘Entre les Murs’dü ve ‘Duvarlar Arasında’ anlamına geliyordu), zamanımızın Fransası’na göz atıyor ve bir anlamda dertleri ‘La Haine’den (Protesto) beri sinemaya, araba yakma ve bilumum isyan vakalarıyla da hayata akseden ‘öteki’ Fransa’nın doluştuğu bir derslikten unutulmaz anları seyircisiyle paylaşıyordu. Naçizane filme ilişkin eleştiri yazıma, ‘İmtiyazsız ve fakat kaynaşmamış bir sınıf’ başlığını atmıştım. Bu cuma ‘Başka Sinema’ oluşumunun kanatları altında vizyona girecek bu yılın ‘Altın Palmiye’ unvanlı yapımı ‘Mavi En Sıcak Renktir’i (‘La vie d’Adele’) geçen hafta yapılan ön gösteriminde izlerken, filmin özellikle ilk 45 dakikalık bölümünde zihnim ister istemez önce Laurent Cantet’nin ‘Sınıf’ına, ardından da bir parça François Ozon’un ‘Evde’sine (‘Dans la maison’) kaydı. Evet, Tunus kökenli yönetmen Abdellatif Kechiche (Abdüllatif Keşiş), en kısa haliyle özetlemek gerekirse ‘Zamanımızın Love Story’sini çekmişti ama çok katmanlı ve farklı farklı okumalara imkân tanıyan filminde, gerek ana karakterlerinden birinin üzerine sinen ‘Sartre etkileri’ ve ‘Varoluşçuluk’ problemleri, gerekse okuldaki sahneleri itibariyle ‘Fransız eğitim sistemi’ne de göndermelerde bulunuyordu.

‘Sınıf’, ‘Evde’ ve ‘Mavi En Sıcak Renktir’i aynı hatlarda buluşturan en önemli bağlantı, ülkenin edebi ve siyasi anlamdaki değerlerinin ve dahi bu değerlerin toplumsal hayattaki izdüşümlerinin eğitim hayatındaki yerlerine yaptığı vurguydu bana kalırsa. Mesela Sartre sadece müfredatın bir parçası olarak okunup geçilen bir durak değildi. Durup dinlenilen, üzerinde derin tartışmalar yapılan ve de mümkün olduğunda özümsenen bir ‘zihni buluşma noktası’ydı. Nitekim onun ‘Varoluşçuluk üzerinden bireyin özgürleşmesi’ fikriyatı, zamanın bir lise öğrencisini etkilemiş, bu genç kız büyüyüp Adele’in karşısına çıkan Emma oluvermişti. Lakin ‘Mavi En Sıcak Renktir’, bir ‘itiraf’ta bulunmaktan da çekinmiyor: Bu kâğıt üzerinde ve uygulamadaki özgür ve içten eğitim sistemi bile yerleşik kalıpları kırmakta, ‘öteki’ni koruyup kollamakta zorlanıyor. Film hem bir ‘Aşk hikâyesi’ni hem de yaptığı seçimlerin bedelini öderken ayakta kalmanın zorluğunu her daim hisseden Adele’in mücadelesini büyük içtenlik ve gerçeklikle anlatan müthiş bir çalışma.

Lakin en kötüsü de salondan çıktıktan sonra bu toprakların ‘eğitim sistemi’yle yüzleşmek elbette. Gencecik fidanları sürekli eğip bükmeye (yeri geldiğinde de kırmaya) hazır bir sistem, kendi dünya görüşüne göre sürekli tohum atarken bile ekip biçme tekniği konusunda bir türlü karar veremiyor. En üst aşamada ‘Asım’ın nesli’ kalıbı var ama altı bir türlü dolmuyor. ‘Milli Eğitim Bakanlığı’ koltuğuna oturanlar sürekli değişiyor, eğitime başlama yaşı sürekli tartışma konusu, sürekli bir yöntem meselesi, 4-4-4’ler havada uçuşuyor ve bu arada ‘çimenler’, filler tarafından defalarca eziliyor. Çünkü birey, ‘bireyin özgürleşmesi’ fikri pek takılmıyor. Özgürlük ve seçimler, sadece ‘seçim zamanları’ hatırlanan ve üzerinde bir-iki kelam edilen dolgu malzemeleri. Sistemin okullarında değil de kendi gayretleriyle başka dünyaların mümkün olduğunu fark edenler ve bu yüzden gösteri hakkını kullananlar ise mesela ‘Gezi Direnişi’ne destek amacıyla Samsun’daki yürüyüşe katıldıkları için ‘yurtları’ndan oluyorlar.

Önce konuya ilişkin haberi hatırlatayım: “Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (Yurt-Kur) bağlı öğrenci yurdunda kalan öğrencilerden bazılarının Taksim Gezi Parkı protestolarına katıldıkları gerekçesiyle yurttan atıldıkları belirtildi. Yurt-Kur Samsun Bölge Müdürü İsmail Kasapoğlu, olayı doğrulayarak ‘Ancak sayı belirtildiği gibi 82 değil daha az. Konuyla ilgili muhtemelen Bakan Bey açıklama yapacak’ diye konuştu.” Malum, Samsun ‘Kurtuluş Savaşı’nda, ilk adımın atıldığı yer olması bakımından ‘tarihi’ bir öneme sahip. Sistem de ‘Gençliğe Hitabe’deki “Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş” ifadesini ‘Tüm yurtlarına girilmiş’ şeklinde algılamış olabilir… Hoş dünkü Türkiye Gazetesi’nin ‘Marmaray’a Gezi sabotajı’ manşetinden sonra durumu tarife ne kelimeler ne akıl ne de vicdan; hiçbiri ama hiçbiri yetmiyor, yetemeyecek de…