'Politik' Portakal!

Bu yıl 50. yaşına giren 'Altın Portakal', 51. macerasına hangi politik güçle beraber atılacak?

Geçen haftaki yazım, ‘Arkası yarın’ tadındaydı, dolayısıyla bugün devamına soyunuyorum: Yaklaşık bir haftadır ‘Altın Portakal’ dolayısıyla Antalya’daydım. Oradan bakınca gündem sadece sinemaymış gibi görünüyor elbet. Hoş, keşke bütün ülkenin gündemi böyle olsa... Hem bazen sorunları hatırlatmak, göstermek, mümkün olabilirse eğer çözüm yollarına soyunmak da yedinci sanatın gündemi oluyor. Filmlerin kalitesi, sinemamızın düzeyi gibi başlıklar benim için halledilebilecek ve karşılıklı görüş alışverişiyle üstesinden gelinebilecek dertler. Geçen hafta “Şeytanın avukatlığına soyunup bir meselenin kapısını aralamak niyetindeyim” demiş ve yakın gelecekteki ‘Yerel seçimler’ dolayısıyla festivalin sonraki adımları üzerine de kısa bir hatırlatmaya soyunmuştum. Bu yıl 50. yaşına giren ‘Altın Portakal’, 51. macerasına hangi politik güçle beraber atılacak?

Halihazırda bu güzel Akdeniz şehrinin yönetiminde CHP’li bir belediye var, eğer ki gelecek seçimi AKP kazanırsa festivaldeki dengeler de değişecek. Malum bu festivale, mesela İstanbul Film Festivali’nden farklı olarak şehrin politik gücünü elinde bulunduran belediye başkanının ve bağlı bulunduğu partinin sanata bakışı yön veriyor. Daha önce de hatırlattım; içinde bulunduğumuz geniş sinema ailesi Altın Portakal’ın, AKP’li belediye başkanı dönemine (Menderes Türel’i kastediyorum) de tanıklık etti. TÜRSAK’ın da katkılarıyla o dönem festival tercihini ‘Uluslararası’ olma yolunda kullanmaya çalıştı. Hakkını teslim etmek lazım, bazen ‘Lale devri’ görüntüleri yaşasak da Türel zamanı etrafımız Francis F. Coppola, Kevin Spacey, Mickey Rourke, Adrien Brody, Marisa Tomei, Woody Harrelson, Helen Mirren, Michael Madsen, Taylor Hackford, John Landis, Danny Glover ve ilk elde aklıma gelmeyen onca yönetmen ve yıldızlarla donatıldı. Uzun süre bu isimlerle aynı salonlarda film izledik, aynı mekânlarda soluduk. Hoştu, güzeldi, başka tatlar bıraktı ağızlarımızda ve anılarımızda...
Lakin AKP eski AKP değil (gerçi benim için baştan beri aynıydı ama), ‘liberal’ abilerimizi de uyandıran bir dizi gelişme yaşandı, yaşanıyor uzun süredir iktidar kanadında. Artık köprü geçerken ihtiyaç duyulan kimi aydınlar sırtlarında bir yük ve yolun bir bölümünde bu safralar, ‘yükselmek’ değil ama gerçek kimliklerine ulaşmak adına atılıyor. Üstelik ciddi bir yarılmaya neden olan ‘Gezi vakası’ var yakın zamana ait. Siyasi hayatımızın bu şanslı direnişi iktidar ve sözcüleri için turnusol kâğıdı oldu ve ‘Gezi’ye olan öfke, bitmek yerine her yeni günde bambaşka hezeyanlarla kabarıyor. Bu patlamalardan sinemanın payını almaması mümkün mü? Üstelik 11 yılı aşkın serüven boyunca iktidar, kültür sanatı ele geçirme hamlelerinden bir türlü galip çıkamadı. Onlar adına hareket eden kesim sadece komplo teorileri üretmekten ve ‘Karşı taraf’ olarak addettikleri sanatçıları karalama kampanyalarından başka bir şey yapmadı. Bu psikoloji ‘Gezi sonrası’ daha bir ayyuka çıktı, direnişe katılan sanatçılar özellikle televizyon piyasasındaki işlerini kaybeder oldu.

Dolayısıyla Antalya’da olası bir ‘AKP zaferi’ sonrası ‘Türel dönemi’ndeki gibi ‘Liberal rüzgârlar’ ve Batılı sinemacıları ağırlama’ hamleleri bence artık bir hayal. Çok uzağa gitmeye gerek yok, şu soruyla konuyu somutlaştırayım. Bu yılki ‘Ulusal Yarışma’da yer alan ve sorunlara doğru yerlerden bakan iki film ‘Cennetten Kovulmak’ ve ‘Mavi Ring’, Kültür Bakanlığı’ndan destek almayı başarabilmiş yapımlar. Her iki filmin yönetmenleri Ferit Karahan ve Ömer Leventoğlu, önümüzdeki yılki yarışmaya katılmak adına konuları ‘Gezi direnişi’nde geçen projelerle bakanlığın kapısını çalsa aynı ilgiyi görürler mi, kuşkuluyum.

Elbette gönül ister ki bu ülke kendi sorunlarını ortak bir potada buluşturup dertlerini en iyi imkânlarla, sansürden, baskıdan uzak bir şekilde peliküle yansıtsın (hoş herkesin ‘siyasi film’ çekmesi de gerekmiyor, isteyen istediğini doğru dürüst anlatabilsin, yeter). Ama özellikle basına, iş dünyasına ve de sinemaya yönelik ‘McCarthy’ci refleksler bu temenninin ancak bir hayal olabileceğini hatırlatıyor.