Şiddetin anatomisi

Zor bir denklem önümüzdeki. Daha ne kadar yeni sayfa açmak mümkün bilmiyorum ama kararlı bir çabaya soyunmak gerekiyor.

Doğrusu bu noktalara göz göre göre gelindi... Geçmişin hangi adımlarından bahsetsek? Tribünlerden yükselen “Vur, kır, parçala, bu maçı kazan” tezahüratları, oyunun kimi aktörlerinden gelen “Evinden aldırırım” açıklamaları, ‘meşhur’ İsviçre maçı sonrası rakip takıma yönelik ‘fiziksel’ öfke, saha içinde meslektaşına “Boğazını keserim” işareti yapanlar, milli takım kampında silah çekmeler, üstüne üstlük bu olayı ört bas etme çabaları... Memleketin hani o hep küçümsenen ücra köşelerine uzanmaya gerek yok; İstanbul’un göbeğinde bir büyük, diğer büyüğü ağırlarken konuk takım otobüsüne gündüz gözüyle yağdırılan taşlar, ırkçı tezahüratlar ve eylemler, yanı sıra bütün bu ortamın kaotik yapısından beslenen yan unsurlar, TV programları, tarafgir yazar-çizer takımı, gerilimi yok etmek yerine çizgiyi her yeni randevuda daha da yukarı çeken yönetici zihniyeti, hatta hatta oyuncusunu tokatlayan hocalar ve koçlar vs. vs...

‘BİZ VE ‘ÖTEKİ’

Ama bütün bunlar, yani şiddetle beslenmiş sosyolojik arka plan bile cumartesi gecesi gerçekleştirilen saldırının akıl, mantık ve insanlık dışılığını açıklayamaz. ‘Öteki’ kelimesinin o bildik anlamını geçeli çok oldu. Artık bir tarafta çoğunluk, diğer tarafta azınlık ve mağduriyet yok. Çoğunluklar ve onlardan olmayanların oluşturduğu ‘öteki’ çoğunluklar var. Bir matematik problemi bundan sonrası; ‘biz’ ve ‘ötekiler’ ya da ‘biz’ ve ‘diğerleri’. Ancak asıl ekseni galiba bu ülkenin ‘resmi dili’ olan şiddet üzerinden belirlemek lazım. Hani o en iyi bildiğimiz ifade biçiminden.

Sistemin sürekli kendinden olmayana karşı kullandığı o dilden. Bu dil aslında hepimize bir şekilde sirayet etmiş. Somut örnek mi? En çok da ‘erkek egemen’ refleks harekete geçip o toplam sayılarına her yeni günde yepyenileri eklenen ‘kadın cinayetleri’nde kıyıya vurmuyor mu?

Ya da bir başka ‘merkez üs’se, yasa tasarılarının görüşülüp oylandığı meclise gidelim. Malum kavga ve hırgür görüntüler hâlâ hafızalarda. Neyse, uzatmayalım, bu genel refleks şiddetin gündelik hayattaki yerini fazlasıyla gösteriyor. Lakin yine de nihayetinde basit bir oyun olan futbolda kıyıya vuran bu son eylem, elbette bütün bu sosyolojik arka plandan bağımsız düşünülemez ama aynı zamanda düşünülebilir de. Çünkü öyle şeyler yaşanılıyor ki, F.Bahçe kafilesini yönelik saldırının genel bir tezgâhın önemli bir hamlesi olabilme olasılığı da gün gibi aşikâr. Evet bu topraklar ‘komple teorileri’nden geçilmez fakat yaşadıklarımız, paranoyalarımızın hiç de boş olmadığını da gösterdi, gösteriyor.

FAİLİ MEÇHUL

Naçizane bendeniz bu olaydan sonra, bütün futbolcuların hemen harekete geçerek, ertesi günden itibaren gerçek tepki mahiyetinde maçlara çıkmama kararı almalarını beklerdim. Bugün gelinen noktada, evet gösterilen kulüp tepkileri de doğru ve haklı ama olay sonrası çıkılmayacak bütün maçlar, profesyonelden amatöre uzanan geniş katılımlı protesto mahiyetindeki böylesi bir tavır ortak aklın ve vicdanın dışavurumu olurdu.

Fenerbahçe yönetiminin “Olay aydınlanana kadar maçlara çıkmıyoruz” tavrı ise elbette doğrudur ancak ne yazık ki şunu hatırlatmak gerek: Bu ülkenin hafızası ve acılı tarihi, aydınlanmayan olaylarla doludur. Maraş katliamı, Sivas utancı, onca aydının, onca öğrencinin, onca gencin, onca siyasetçinin, onca devlet memurunun katli ve hâlâ bulunamayan failler...

Bu ülkenin temel argümanlarından biridir mesela ‘faili meçhul’ ifadesi. ‘Cumartesi anneleri’nin bitmez tükenmez acılarını düşünün. Ya da ‘zaman aşımı’na uğrayan onca olay ve yine çok uzağa gitmeye gerek yok, ‘Roboski’yi hatırlayalım. Ya da minik bir kardeşimizin, Berkin Elvan‘ın simgeselliğinde hayatımızdan, aramızdan alınan her yaştan insanımızı...

Velhasılı kelam zor bir denklem önümüzdeki... Daha ne kadar yeni sayfa açmak mümkün bilmiyorum ama kararlı bir çabaya soyunmak gerekiyor. Futbolun tüm bileşenlerinin samimiyeti de bu çabanın güçlü ve kararlı olmasını sağlayacak.

Umut var mı? İnsanın olduğu her yerde umut elbette vardır. Umarım bu kirli oyunun ve saldırının failleri de bir ön önce bulunur ve böylelikle ‘faili meçhuller’ listesine yeni bir çentik atılmaz. Çünkü o liste zaten fazlasıyla kabarık...